Merilia Kara'nın
kendisine dokunuşunu bu denli canlı hissedince şaşırdı. Bir an
"Acaba Ten'i giydim de Kara mı gerçekten dokunuyor bana?"
diye düşündü. Böyle olmadığını anlayınca rahatladı. Sonra
Kara'yla böyle bir deneyimi daha önce yaşamış olabilir miyim?"
diye geçti aklından. Olamazdı. Gerçek ya da uzak Kara'yla hiçbir
karşılaşmasında buna benzer bir etkileşim olmamıştı. Zaten
Meri ve Kara'nın doğrudan ilişkide olduğu anlar çok azdı. Peki
bu duygu nereden kaynaklanıyordu? Meri'nin geçmişinden, belki çok
öncelerden gelen anıları, Kara'yla bilmediği ilişkileri mi
vardı? Met'e duyduğu yakınlık mı Kara'nın onun üzerindeki
etkisini de artırıyordu? Ya da Oria ile Kara'nın niteliğini
bilmediği bağlantıları mı Oria üzerinden Meri'yle Kara'yı
yakınlaştırıyordu?
Meri aklından geçen
düşünceler üzerinde fazla kalamadı. Kara'nın Met'le konuştuğunu
duyuyor, hoş kokulu tatlı bir serinlik hissediyor, onların
öyküsünü izlerken Kara'nın kendi bedenindeki dokunuşlarını
yaşıyordu. Bunu yapan Kara mıydı, geçmişten gelen bazı izlerin
ondaki yansıması mıydı, bilmiyordu. Kara hızlandıkça
zihnindeki tüm kaygılar uzaklaştı. Kendini Kara'nın Met için
hazırladığı ortamın güzelliğine, parmaklarıyla Met'e taşıdığı
coşkunun rahatlığına bıraktı. Met'in yaşadıklarını yaşadı.
Kara hemen dokunmadı
Meri'ye. Bulduğu güzelliği ve yükselen sıcaklığını
algılaması için bekledi. Meri Kara'nın bedenine, yüzüne,
gözlerine baktı. Tutkusunun gücünü hissederek titredi,
sabırsızlandı. Karşısındaki Kara bile olsa, dokunuşlar aslında
yaşamın kendisiydi. Yaşamdan kopmadıkça bunlara karşı
konamıyordu. Kara yitirdiği bedeniyle bile ten güzelliklerinin
peşinde koşmaktan hâlâ vazgeçmiyordu. Meri'nin Kara'nın ateşine
direnmesinin amacı, anlamı ne olabilirdi? Yaşamının son
kırıntılarını değerlendirmeye çalışan Kara'nın tüm
birikimi ve deneyimiyle gelecek kokuları ve tatları almanın,
seslerin ve renklerin müziğini dinlemenin, ışığı ve karanlığı
görmenin, notaların sonsuzluğunu ve yokluğunu duymanın,
dokunuşlarla yaşama ince örülmüş milyonlarca ağla bağlanmanın
ne zararı olabilirdi? Kara'nın parmakları Meri'ye ulaştığı
anda Meri'nin evreninde artık yalnızca Kara vardı.
Kara'nın ona beğenerek
baktığını görmek Meri'ye mutluluk veriyordu. Kara'nın
dudaklarını yanağında hissedince kızardı, gözlerini kapadı.
Tenleri birbirine dokunduğunda titredi. Yaşam bir yolculuktu. En
büyük güzellikler de bu ilk dokunuş anlarında mı saklıydı?
Kara uzaklaştı. Meri gözleri kapalı bekledi. Gözlerini aralamak
istediğinde Kara fısıldadı, "Gözlerin kapalı kalsın, beni
dokunuşlarımla görmelisin Sevgili Meri." Meri Kara'nın
istediğini yapmakta gecikince sol memesinin ucunu Kara'nın iki
parmağıyla sıktığını gördü. Önce acı duymadı. Sonra
basınç yükseldi. Gözlerini kapadı. Kara'nın dudaklarını diğer
yanağında hissetti. Kara'nın Meri'nin tenindeki gezintisi başladı.
Meri yalnızca küçük ve ince dokunuşların böyle etkili
olabilmesine şaşırdı. Önce meme uçlarındaki ince dokunuşları
hissetti. İki parmak ucu, iki ince ürperti getirmişti. Sonra Kara
parmaklarıyla Meri'nin bedeninde özel bir gezintiye çıktı. Bu
deneyimin başkalarınca yaşanması olanaksızdı. Kara Meri'yi iyi
tanıyordu, sanki içinde ne varsa görebiliyordu, üstelik Meri'nin
bedeninin verdiği küçük tepkileri bile ayrıntılarıyla gözleyip
değerlendiriyor, öğreniyor, yöntemlerini saniyeler içinde
geliştiriyordu. Sanki Meri'nin cinsel yaşamının ilk
uyanışlarından beri özlem duyduğu kusursuz sevgili olmuştu.
Meri tüm bunları, üstelik de yalnızca Kara'nın parmaklarının
küçük dokunuşlarıyla yaşadığına inanamıyordu. Bedeninde
kendisinin bile keşfedemediği ne çok ayrıntı vardı. Kara
Meri'nin teninde dolaşan akıllı parmaklarıyla bunların tümünü
nasıl böyle hızlı bulabiliyor, Meri'yi nasıl böyle
coşturabiliyordu? Meri'nin bile düşünemediği ve denemediği
yerlere nasıl ulaşabiliyordu? Tendeki her noktanın evreni ve
yaşamı algılamak için bir geçiş kapısı açabileceğini nasıl
böyle etkili gösterebliyordu? Kaç parmağı vardı Kara'nın?
Meri'nin teninde kaç nokta yaşamı boyunca Kara'yı beklemişti.
Kara kuşkusuz tenin uyarı noktalarını, bedensel etkileşim ağını,
her bölgenin anlamını ve değerini çok iyi biliyordu. Ten
Sistemi'ni geliştirirken her yana yayılmış olan ama Kara'nın
zihnindeymiş gibi çalışan güçlü ekibiyle birlikte her
ayrıntıyı sabırla araştırmış, en değerli bilgileri
toplayarak üstün bir değerlendirme ve uygulama sistemi yaratmıştı.
Meri tüm bunları bilmesine karşın, yaşamakta olduklarını
anlamakta zorlanıyordu. "Met beni bu durumda görse ne
düşünür?" diye geçti aklından. Birden yine sol memesinin
ucunda bir acı duydu. "Benden uzaklaşmamalısın" diye
fısıldıyordu Kara parmaklarıyla Meri'nin teninde gezinmeyi
sürdürerek. "Benden uzaklaşmamalısın, yalnızca beni
düşünmelisin" diyordu yine Meri'nin yanağına bir öpücük
kondururken. "Benim getireceğim güzellikleri beklemeli, bu
anın tadını çıkarmalısın" demişti parmaklarını
Meri'nin dizlerine yerleştirdiğinde. Nedense yine Met'i
hatırlamıştı Meri ve yine bir acı hissetmişti. Kara artık
konuşmuyordu. Parmak uçları Meri'nin bacaklarında bir yürüyüşe
çıkmıştı. Meri'nin Met'le birlikte normal bir yaşam
kurabilmekten başka bir dileği yoktu. "Met dışında
birisiyle bu tür bir deneyimi yaşamayı asla düşünemezdim,
Kara'ya niçin karşı koyamıyorum acaba?" diye düşündü.
Kara'nın parmakları yukarıya yaklaştıkça bedenine bir sıcaklık
yayılıyor, teni daha önce hiç keşfetmediği uyarılar
gönderiyordu. "Bunları yalnızca benimle yaşayabilirsin"
diye fısıldadı Kara. "Evrenin verebileceği en büyük
güzellikleri sana ben yaşatabilirim." Bunu duymak Meri'yi
mutlu etmedi. Teni bedenini Kara'nın getirmekte olduğu güzelliğe
hazırlıyordu. Aklıysa
tenin ancak bedenle ve ruhla anlam kazanabileceğine inanıyordu.
Kara asla evrenin verebileceği güzellikleri veremezdi. Kara anlamla
ve sözle verebileceği bir güzellik olmadığını biliyordu.
Sustu. Bekledi. Sonra parmakları yine Meri'nin sıcaklığını
aradı. Ona ulaşmaya çalıştı. Bekledi. Yürüdü. Bekledi.
Yürüdü. Yukarılara, Meri'nin ulaşamadığı sonsuz derinliklere,
gizemlere yöneldi. Meri bir an Met'i unuttu. Kara coştu, yeni
boyutların, farklı özlemlerin peşine düştü. Meri ile
aralarında çok özel bir ilişki kuruldu. Kara'nın parmakları
Meri'nin sıcak yumuşaklığının, ılık ıslaklığının öyle
noktalarıyla buluştu ki, Meri evreni ve zamanı unuttu. Yalnızca
Kara'yı düşündü, onu bekledi. Kara'nın kazandığı zafer
dudaklarında Meri'yi büyüleyen bir sese dönüştü. Kara bu son
aşamanın tadını çıkarmaya başladı. Meri'nin ürpertilerini
zevkle izliyor, gözlerini açmaya, sabırsızlanmaya kalktığında
göğüs uçlarını usulca sıkıyor, sonra parmakları yine
Meri'nin bedenindeki olağanüstü dokunuşlarını sürdürüyordu.
Meri başka bir boyuta geçtiğinde Kara'nın neler hissettiğini,
çıkardığı seslerin gerçekliğini anlayamadı. Bedeni olmayan
bir Kara, yalnızca teniyle neler yaşamış olabilirdi?
Meri bu olağanüstü
deneyimi yaşadıktan sonra bir süre kendine gelemedi. Sonra usulca
kıpırdanarak doğruldu. Yine Met'in geçmiş öykülerini okumaya
başladı. Hemen Oria ile karşılaşınca çok şaşırdı. Az önce
Kara'yla yaşadığı deneyimin aynısını Met'in ona yaşatmış
olduğunu görüp izleyince tuhaf bir rahatsızlık duydu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder