2 Ekim 2019 Çarşamba

ORIA'NIN SEÇİMİ, 23 Aralık 2083, Perşembe

Bedeninin ve zihninin her noktasından bilinen ve bilinmeyen, yaşanmış ve yaşanmamış, hatırlanan ve unutulmuş duygular ve düşünceler ve ulaşılmış evrenlerin tüm maddeleri ve enerjileri, ruhları ve öyküleri akıp duruyor, gidip geliyor, belirip kayboluyordu. Sonsuzluğun tüm varlığını ve yokluğunu, zamanın en eski başlangıçlarını ve en uzak sonlarını görüyor ve duyuyordu. Gördüklerine dokunuyor, duyduklarını yaşıyordu. En olağanüstü güzelliklerin ve en dayanılmaz acıların kokusunu ve tadını alıyordu. Yaşamın ve ölümün bilinen ve bilinmeyen tüm noktalarını görebiliyor, onlardan yeni şekiller ve renkler, desenler ve sesler, ışıklar ve karanlıklar çiziyordu. Bilinen ve bilinmeyen evrenlerle bütünleşmişti. Evren onun ışığı, o evrenin ruhuydu. Yaşamak ve ölmek anlamını yitirmişti. Sonsuzluğu görmüş ve yeni bir varlığa ulaşmış, yokluğu yeniden tanımlamıştı.

Artık o, Kara'nın ya da Met'in tenlerindeki dokunuşlar, zihinleriyle uzak zihinler ve evrenin sonsuzluğu arasında kurulan bağlantılar değildi. Oria' nın ve Meri'nin yaşadıkları, Anmeri ve Bakara'nın büyük çatışmaları, o güne dek tarih diyerek bulunmuş ve bilinmiş tasarlanmış ve yazılmış her şey anlamını yitirmiş ve yepyeni anlamlar kazanmıştı. Tarihin başlangıcı ve sonu, kendisi kalmamıştı. Yalnızca büyüyen bir ışık ve titreyen sesler, yükselen ve azalan kokular ve tatlar, uzaklardan gelip yakınlara giden dokunuşlar, maddenin ve enerjinin açıklanamaz dalgaları, var olmanın yokluğu ve akıl almaz sürprizleri vardi.

"Ben o ten değilim" dedi Meri. Met Meri'yi sevgiyle kucakladı. Merakla Oria'ya baktılar. Gözlerinde bir ışık, seçiminde bir gelecek görmeye çalıştılar. Bir umut aradılar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder