Meri tenine uygulanan
sonsuz sayıda çimdikle, darbeyle, iğne batışıyla, elektrik
şokuyla gelen; aşırı, kontrolsüz, artan ve azalan acılara neden
olan ani bir saldırı hissetti. Kara Meri'nin bedeninin üzerindeki
Met'in teninin kontrolüne erişmişti. Met'in Teni artık Meri'nin
işkence hücresiydi.
"Bunun için çok
üzgünüm" diye fısıldadı Kara. "Seninle karşıt
taraflarda olduğumuz için çok üzgünüm. Birlikte evren için
daha iyi bir gelecek yaratabilirdik. Senin için çok üzgünüm.
Kendim ve babam için çok üzgünüm. Senin baban için çok
üzgünüm. Met ve annesi için çok üzgünüm. Oria için çok
üzgünüm. Bunu hak etmedik. Her şey farklı olabilirdi. Fakat
oyunun ölümcül seviyesine girdin ve dönüşü olmayan noktayı
geçtin. Şimdi senin için mutlu bir son hazırlayacağım.
Biliyorsun, seni gerçekten seviyorum. Senin için her zaman en
iyisini istedim. Senden mükemmel hazlar aldım ve sana benimkilerden
bile daha iyi deneyimler yaşatmaya çalıştın. Sonunda, benim için
başka tercih bırakmadın. Seni sistemlerden dışarıya göndermeden
önce seninle yaşayabileceğim son deneyimimi, en iyi şekilde
yaşamak istiyorum."
Meri yaşam oyununun nihai
seviyesini kaçınılmaz olarak Kara'yla birlikte ve birbirlerine
karşı oynayacaklarını ilk ne zaman anladığını hatırlamıyordu.
Zihninde o düşünce olduğu için, Meri kendisini yaşamı savunmak
için son mücadeleye hazırlamaya çalışmıştı. Meri'nin
kendisi, Met, Oria, Anmeri, Bameri, Kara ve Bakara. Kara şimdi
evrenin bütün güçlerini temsil ediyordu ve onlarla silahlanmıştı.
Meri'nin bir yaşamdan, doğal bir bedenden ve zihinden başka hiçbir
şeyi yoktu. Eğer daha iyi bir gelecek için bir çözüm olacaksa,
bunun yaşamdan geleceğine emindi. Kara'nın yüzüne baktı ve
onunla yaşamayı planladığı deneyimin tipini anlamaya çalıştı.
Meri için Kara'nın gözlerinde saygı, hayranlık, yakınlık, arzu
ve sevgi okumak kolaydı. Muhtemelen tüm mevcut kaynakları
kullanarak Kara ve Meri için özel olarak tasarlanmış ve dikkatle
planlanmış bir bağlantı oyunu olacaktı. Sonunda muhtemelen,
Meri'den sonra kalacak birkaç zihinciyi kontrol etmesi için Kara'ya
değerli bir araç sağlayacak olan, bir cezalandırma aşaması
olacaktı. Meri babasından başlayıp Met'te bitirerek tüm yaşamı
hakkında düşündü. Mutluydu. Yaşamak istediği her şeyi
yaşamıştı ve yapmak istediği her şeyi yapmıştı. Oyunu
kazanmada başarılı olmayı ve geride kalan insanlara tencilerin ve
zihincilerin birlikte yaşayabileceği daha iyi bir dünya
bırakabilmeyi tercih ederdi. Bunu yapmada başarılı olmamıştı
ama denemekten her zaman mutlu olmuştu. Tarihten ve evrenden bulup
alabildiği her şeyi başkalarına vermeye çalışmıştı. Eğer
Meri'nin varlığında iyi bir şey varsa, o iyilik diğer insanlara
da aktarılmış olmalıydı. Bundan sonra tercih onların olacaktı.
Meri şimdi Bameri'yi ve Met'i Anmeri'yi ve Bakara'yı, Oria'yı ve
birçok diğer tenciyi ve zihinciyi hatırlayarak gidiyordu. Onların
çoğu yerlerini bilinçli olarak seçmemişlerdi. Oria tenini
kaybetmiş olmasaydı, muhtemelen bir tenci olmayacaktı.
Meri birdenbire Kara'nın
dudaklarını hissetti. Meri'nin Kara'yla doğrudan pek az etkileşimi
olmuştu ama yaptığı ten arayüzü üzerinden onun ilginç
tasarımlarının pek çoğuna tanık olmuştu. Kara her zaman çok
iyi sahneler tasarlıyor ve çok iyi başlangıç noktaları
buluyordu. Kara yakınına geldikçe ve dudaklarını yumuşakça
Meri'nin dudaklarına yerleştirdikçe, onun önündeki çaresiz
durumuna rağmen Meri'nin derinleşen bir haz hissetmesi
şaşırtıcıydı. Dudaklarındaki belli belirsiz bir temastı, Kara
öpmeye veya Meri'ye dokunmaya devam etmeden bekliyordu. Yalnızca
bekliyor ve Meri'nin yüzünü seyrediyordu. Meri o anda serbest
olmayı, Kara'ya dokunabilmeyi ve tüm duyarlı noktalarında onu
okşayabilmeyi çok isterdi. Ama Meri için kıpırdamak ve herhangi
bir hareket yapmak mümkün değildi. Kara onu teni üzerinden
uzaydaki görünmez bağlarla sabitlemişti. Meri yalnızca Kara'nın
ona yapacaklarını bekleyebilir ve görebilir, hissedebilir ve
yaşayabilirdi.
"Bunlar yaşamının
son anları olacak" dedi Kara. "İstediğin herhangi bir
şeyi düşünmekte özgürsüm. Seni cezalandırmayacağım. Ben
sana dokunurken Met'i veya Oria'yı düşünebilirsin. Bunu yapsan
bile seni cezalandırmayacağım. Ama ben ilerlemeye başladıktan
sonra başka herhangi bir şey düşünebileceğini sanmıyorum."
Meri konuşmadı ve Kara
bir yanıt beklemiyordu. Kara Meri'yle temas kurmak için Met'in Teni
üzerinden çalışmaya hemen başlamıştı. İki ten, farklı tip
bir bağlantının deneyimini yaşıyorlardı. Merilia, Met'in ve
Kara'nın bu tenlerle birbirleriyle gerçekte neler yaşamış
olabileceğini hayal etmeye çalıştı. Kara'nın Teni'nin bir iç
bedeni yoktu. Onun ten arayüzüne gönderilen her bilgi parçası,
tasarımları olan kusursuz yapay zekâ sistemi tarafından
işleniyordu. Bakara ve Kara, sistemlerinin Merkezi Zekâ Ünitesi'yle
ikisi de gurur duyuyordu. Anmeri, Met'in annesi, Meri'nin babası,
zihincilerin çoğu her zaman kontrolsüz bir MZÜ'nin neden olacağı
sonuçlardan korkmuştu. Normal ve organik bir yaşamı devam
ettirmek için ellerinden geleni yapmışlardı. Ama hepsinin ulaşmış
olduğu nokta, işte buydu.
Kara'nın hareketleri,
ısısı, solukları yükselmeye başladı ama Meri bir şey
hissetmiyordu. Senaryo geçmiş deneyimlerinin hiçbirinden daha
aşağıda değildi. Tam tersine, çok güçlü ve ilginçti. Ancak,
Kara'nın kusursuzca etkilenmesine karşın Meri özel hiçbir şey
hissetmiyordu. Kara'nın Teni'nin Meri'ye bedeninin üzerindeki
Met'in Teni üzerinden ulaşan tüm hareketleri, Meri'nin kendi
tenine ve bedenine ulaştığında gelişigüzel dokunuşlar olarak
çevriliyordu. Kara onların arasındaki uzaklığı fark etmişti ve
Meri'nin Teni üzerinde çalışırken umutsuzca programı düzeltmeye
çalışıyordu. Yaşam sürdükçe, Meri bu tuhaf oyundan içi
sıkıldı ve artık bir sona gelmesini istedi. Eğer yaşamdan
ayrılacaksa, ayrılacaktı. Oyunu uzatmaya gerek yoktu. Kara
muhtemelen Meri'yi her iki sistemden dışarıya mükemmel bir orgazm
yaşattıktan sonra göndermeyi düşünüyordu ama şimdilik onu o
noktaya yakın bir yere getirmeyi bile başaramamıştı. Meri
Kara'ya Met'in Teni üzerinden mesajları iletmek için kendi
bedenini kullanmaya başladı. Kara'nın gelen titreşimleri alması
ve oyuna planladığı gibi devam etmesi fazla zaman almadı.
Kara evrenin yaşam
dışındaki tüm güçlerini temsil ediyordu. Son zaferi ölümle
kazanmaya çalışıyordu. Meri geleceği görmeyi, anlamayı, tahmin
etmeyi ve hissetmeyi başaramıyordu. Zihninde yalnızca Met'in güzel
ve barışçıl yüzünün yansıması üzerine yazılmış bir fikir
parçası vardı.
"Ben bu saç değilim,
ben bu ten değilim. Ben içinde yaşadığım ruhum."

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder