Öyle akılalmaz bir
senaryo yazmış, öyle olağanüstü bir sahne düzeni kurmuştu ki
Kara; Meri evrende yaşanmış ve yaşanabilecek tüm güzellikleri
teninde ve zihninde yaşıyordu. Bilgiler; ışıklar ve sesler,
kokular ve tatlar, dokunuşlar ve boşluklar, düşünceler ve
duygular, acılar ve hazlar olarak yansıyarak sürekli geliyor,
gidiyor ve Meri'nin aklında yeniden üretiliyordu. Kara'nın
tasarımı öylesine güçlüydü ki, yaşadığı güzelliğin
hızındaki ve yüksekliğindeki her değişimde Meri bir çığlık
atıyor, "Evet" diye haykırıyordu. "İşte yaşamak
bu olmalı, evrendeki her şeyi teninde ve zihninde hissedebilmek
olmalı. sağ ol Kara. Sağ ol sevgilim. Bana yaşamı gösterdiğin
ve öğrettiğin, yaşanabilecek bambaşka güzellikleri gösterdiğin
için." Kara yanıt vermiyordu ama mucizelerini Meri'ye
yaşatırken ve kendisi yaşarken senaryoda Meri'nin sesindeki,
yüzündeki ve bedenindeki izleri değerlendirerek bazı küçük
değişiklikler yapıyordu. Bunları gördükçe Meri mutluluğunu
yansıtan küçük tepkilerin Kara için büyük bir değeri olduğunu
anlıyordu. Zaman ve uzay yolculuklarında binmiş oldukları küçük
kuantum adasında yepyeni limanlara doğru uçuyorlar, gitmek
istedikleri ve gidebilecekleri yerleri birlikte keşfediyorlardı.
Evrenin Kara'dan geçerek yansıyan güzelliklerini hissettikçe Meri
yaşama daha çok inanıyordu. Kara Meri'yi, Met'i ve Oria'yı çok
iyi anlamıştı. Anmeri'nin ve Bakara'nın tüm yaşadıklarını ve
yaptıklarını kavramıştı. Onların, Metiana ve Banoria ile ve
birbirleriyle nasıl bir ilişkileri olduğunu, kendisi de onlarla
birlikte yaşamış gibi görebiliyordu. Bakara'nın kızına verdiği
bilgiler ve güç, onu bambaşka bir yere götürmüştü. Kara'nın
Ten Sistemi'nin böylesine büyümüş olması bir rastlantı
değildi. Bakara doğru zamanlarda doğru adımları atarak
Anmeri'nin etkisini zayıflatmıştı. Kara babasının, Meri
annesinin yolundan yürürken yola aynı başlangıç çizgisinden
çıkmamışlardı. Kara Bakara'nın sağladığı avantajla
başlamış, küçük üstünlüklerini ilkesizce kendi çıkarları
için kullanmayı başarmış, mucizelerini böyle yaratabilmişti.
Zihinciler sevgiyle ve incelikle insanları kucaklamaya çalışırken,
tenciler herkesi acı ve hazla kontrol ettikleri bir sistem
kurmuşlardı. Ne yazık ki uzak geçmişte de, Bakara ve Anmeri'nin
döneminde de, Kara'yla Meri'nin uzlaşmaz karşıtlığının
belirleyici olduğu kendi dönemlerinde de çoğunluklar; düşünerek
ve bilerek karar almayı öğrenememişler, yönlendirmelere hep çok
açık olmuşlardı. Yalnızca sınırlı bir süre için konuk olup
yaşayabildikleri küçük vagonlarda onları en çok etkileyen ve
kolay yollar açan gerçeklerin ve yalanların peşinden gitmişlerdi.
Verdikleri ilk kararlarla içine girdikleri yaşam biçimleri,
onların aslında daha güzel ve daha kolay yollar da olabileceğini
görmelerini engellemişti. Zorluklarla karşılaşmaya
başladıklarında bunları kabullenmekten ve onları bu yaşama
sokanların isteklerine koşulsuzca uymaktan başka seçenekleri
kalmamıştı. Zihinciler yaşamın gerçek güzelliklerini göstermek
için çok çalışmışlardı ama kendi çevrelerini ancak iğneyle
kuyu kazar gibi genişletebilmişlerdi. Ten Sistemi, kazandığı
kişilerle katı ve koparılamaz bir bağ kuruyordu. Zihin Sistemi
ise bireysel düşüncelerin gücüne ve özgürlüğüne
dayanıyordu. Tenden gelen baskılara direnmek çok zordu. Kara ve
ekibi, yeterince olgunlaşmamış bir zihincinin düşüncelerini
kolayca dağıtarak onu sistemlerine katabiliyorlardı. Oysa Met bile
içine girdiği tenden tek başına çıkamamıştı. Şimdi Meri de
Met'in Teni'nde Kara'nın sisteminin büyük gücünü hissediyordu.
İnandığı yaşam sonsuz değildi. Zamanın geçtiğini ve Met'le
birlikte olabileceği sürenin her an biraz daha kısaldığını
düşünüyordu. Kara'nın sonsuzluğa uzatılmış yaşam sistemini
anlamsız ve yanlış buluyordu. İnançlarının ve seçimlerinin
koruyucu etkisi, Kara senaryosunu uyguladıkça zayıflıyordu. Kara
geliştirdiği tüm araçlardan yararlanarak onun tenine dokundukça
gücü kırılıyor, dizlerinin bağı çözülüyor, kendisini tüm
varlığıyla Kara'ya bırakıyordu.
Kara öyle akılalmaz bir
senaryo yazmış, öyle olağanüstü bir sahne düzeni kurmuştu ki
Meri yaşadıklarına inanamıyordu. Evrenin sonsuzluğunda gözleri
kapalı yatıyordu. Kollarını başının üzerine kaldırarak
ellerini birleştirmişti. Dudakları hafifçe aralanmıştı. Bedeni
tarihteki en usta ressamların ulaşmaya çalıştığı bir güzellik
ve uyumla kıvrılmış, göğe doğru yükselmişti. Teninin her
noktası evrenin varlığını hissetmek için titreyerek bekliyordu.
Kara'nın bu bekleyişi ve sabırsızlığı bildiğini ve onu
mutlulukla izlediğini biliyordu. Sonunda Kara Meri'ye dokunmaya
başladı. Önce kendi dudaklarıyla onu dudaklarından öptü. Sonra
Met'in ellerini, Meri'yi en mutlu eden iki yerine yerleştirdi.
Oria'nın dudaklarını ve ellerini, birlikte yaşamış oldukları
en büyük güzellikleri Meri'ye hatırlatmak üzere gönderdi.
Bunlarla yetinmedi. Bakara'nın verdiği eğitimlerden kalan izlerden
yararlanarak, küçük acılar ve büyük hazlar gönderdi.
Bakara'dan gelen izler, Anmeri ve Metiana'nın, Banoria'nın
dokunuşlarını da birlikte getirdi. Meri annesinin dönemiyle kendi
dönemi arasındaki varsıllığı ve yoksulluğu karşılaştırdı.
Banoria'yla Oria'nın dokunuşlarının farklarını inceledi.
Evrenle kurulup tende yaşanan her bağ, yeni ve özgün bir tat
veriyordu. Meri rahatladıkça Kara küçük acılar gönderiyordu.
Bunların arkasından gelen ince dokunuşlar büyük hazlar
veriyordu. Meri bedeninin varlığını teninin her noktasında
hissederek ve zihninde yaşayarak evrenin sonsuzluğuna doğru
gidiyordu. Yaşamış olduğu tüm geçmiş mutlulukları teninde ve
zihninde yeniden yaşıyor, yepyeni ve olağanüstü bir başka
mutluluğu yaşamaya hazırlanıyordu. Kara öyle akılalmaz bir
senaryo yazmış, öyle olağanüstü bir sahne düzeni kurmuştu ki
Meri yaşadıklarına inanamıyordu. Evrenin sonsuzluğunda gözleri
kapalı yatıyordu. Kollarını başının üzerine kaldırarak
ellerini birleştirmişti. Dudakları hafifçe aralanmıştı. Bedeni
tarihteki en usta ressamların ulaşmaya çalıştığı bir güzellik
ve uyumla kıvrılmış, göğe doğru yükselmişti. Teninin her
noktası evrenin varlığını hissetmek için titreyerek bekliyordu.
Kara evrenin en usta ressamının fırçasını almış, Meri'nin
tenini boyuyordu. Verdiği her renk Meri'nin bedeninde ve zihninde
uzun yansımalara ve titreşimlere neden oluyordu. Meri geçmişini
ve geleceği hatırlıyor, bunların tümünü o anda yaşıyordu.
İlişkileri öylesine coşkuluydu ki Kara arada kusursuz
senaryosunun bile ötesine geçiyordu. Meri'nin hiç beklemediği bir
anda ve yerde, yaşamında onu en çok etkilemiş kişilerden birinin
çok özgün ve haz veren dokunuşu beliriveriyordu. Meri'nin
değişikliklere verdiği coşkulu tepkileri değerlendiren Kara,
bazen yeni haz biçimleri de ekliyordu. Meri evrenin sonsuzluğunda
gözleri kapalı yatıyordu ama bedeninin ve teninin, zihninin ve
ruhunun tüm güzelliklerini görüyor, hissediyor ve yaşıyordu.
Olmak istediği yerde ve zamandaydı. Birlikte olmak istediği herkes
yanındaydı. Hepsi ona dokunuyor, onu seviyor ve okşuyordu. Ona
verebilecekleri tüm mutlulukları veriyorlardı. Meri de onlara
verebileceği tüm mutlulukları veriyor, onları mutlu ettiğini
düşündükçe mutlu oluyordu. Zaman ve uzay kaybolmuştu. Meri,
Bakara'nın Kara'yı okşayan ve döven ellerini hissediyordu. Acının
sertliği önce soğuk bir suya girmişçesine onu ürpertiyor, sonra
tuhaf bir haz veriyordu. Anmeri'nin Bakara'ya sarılmasını yaşamak
inanılmazdı, sevginin ve tutkunun tüm gücünü bulmaktı.
Bakara'nın bu güzelliğe ısrarla tutunmamış olması
şaşırtıcıydı. Metiana ve Met'in ilişkisindeyse çok güçlü
bir sevgi ve tutku vardı. Annesi Met'i tüm kötülüklerden korumak
ister gibi kucaklıyordu. Meri onu çok iyi anlıyordu. O da Met'e
özellikle Met belleğini yitirdikten sonra hep aynı duygularla
sarılıyordu. Geçmişte çocukların anneleri ve babalarıyla
birlikte yaşamakta olduklarını düşündükçe tuhaf bir
kıskançlık duyuyordu. Annelerinin ve babalarının döneminde tek
tük olsa bile, Met ve Meri'nin yaşamakta olduğu bu yeni dönemde
hem annesini hem babasını tanıyan çocuk, bebeğini kendi
bedeninde taşıyan kadın kalmamıştı. Bebekler istek üzerine,
belirli merkezlerde geçmişte verilmiş örneklerden dünyaya
getiriliyor ve yaşama hazırlanıyorlardı. Çocuklarıysa, anne ve
baba gibi davranan bir yetişkin ve tüm toplumsal sistem
yetiştiriyordu. Meri kendisini, Met'i ve Kara'yı az çok anlıyor,
her birinin nasıl yollardan geçtiklerini ve şekillendiklerini
hayal edebiliyordu. Oria'yı anlamaksa çok zordu. Banoria
diğerlerinden farklıydı. Ne Bakara gibi sert ve katı, ne Metiana
gibi yumuşak ve koruyucu, ne de Anmeri gibi uyumlu ve esnekti. Onu
anlamak çok zordu. Meri ilişkileri boyunca Oria'yı anlamakta
zorluk çekmişti. Davranışları tutarlı değildi, değişkendi,
ürküyor ve sürekli yeni biçimlere girerek sanki korunmaya
çalışıyordu. Özellikle Kara'nın yaşamını yakından
izledikten sonra, Oria'nın kişiliği Meri'ye bütünüyle
anlaşılmaz gelmişti. Bakara'nın sert sistemi ve sert etkileriyle
bile kendi yolunu bulmuş bir Kara ortaya çıkabilmişti.
Banoria'nın Oria için niçin kendi dengelerini kurmasını
sağlayacak koşulları yaratamadığını anlayamamıştı. İzlediği
yaşam parçalarında tanık olabildiği kadarıyla Banoria yumuşak
ve sevecendi, gerektiğinde katı ve sert de olabiliyor, Oria'nın
doğru yönleri nasıl bulacağını öğrenmesini sağlıyordu.
Oria'nın durumunun sırlarını çözememişti. Yaşamında kayda
girmemiş bazı ayrıntılar olabileceğini düşünüyordu.
Kara kendi bildiği ve
Meri'nin tanıdığı tüm güzellikleri bulup ona taşımayı
başarmıştı. Meri Kara'yla birbirlerine dokunuşlarında yalnızca
kendi bedenlerini ve tenlerini değil; Met'in ve Oria'nın, Bakara ve
Anmeri'nin, Banoria ve Metiana'nın ince bir acı ve büyük bir haz
veren dokunuşlarını da hissediyordu. Sona yaklaştığını
biliyordu. Çığlıkları yükselmek üzereydi. Bu mutluluğu az da
olsa uzatmak istiyordu.
Meri yaşadıklarına
inanamıyordu. Evrenin sonsuzluğunda gözleri kapalı yatıyordu.
Kollarını başının üzerine kaldırarak ellerini birleştirmişti.
Dudakları hafifçe aralanmıştı. Bedeni tarihteki en usta
ressamların ulaşmaya çalıştığı bir güzellik ve uyumla
kıvrılmış, göğe doğru yükselmişti. Teninin her noktası
evrenin varlığını hissetmek için titreyerek bekliyordu. Kara
evrenin en usta ressamının fırçasını almış, Meri'nin tenini
boyuyordu. Verdiği her renk Meri'nin bedeninde ve zihninde uzun
yansımalara ve titreşimlere neden oluyordu.
Evrenin anlattığı
öyküleri dinledi. Gözleri kapalıydı. Elleri başının üzerinde
birleşmişti. Dudakları hafifçe aralanmıştı. Bedeni yukarıya
kıvrılmış, memeleri düzleşmişti. Dizlerini kaldırarak
bacaklarını kendine doğru çekmişti. Düşüncelerinin ve
soluğunun sıcaklığı artmıştı. Teninin her noktası Kara'nın
göndereceği güzellikleri bekliyordu. Kara evrenin en usta
ressamının fırçasıyla soluk renklerden başladı. Fırçayı
usulca Meri'nin hiç beklemediği bir noktaya dokundurdu. Meri
titredi. Kara biraz daha koyu ve ışıklı, bir başka renk seçti.
Bu kez Meri'nin tahmin ettiği yeri boyadı. Kara resmine baktı.
Meri onun bakışlarını gözleri kapalı hissederek titredi.
Fırçanın bir sonraki dokunuşunu sabırsızlıkla bekledi. Kara
Meri'nin ummadığı bir noktayı daha boyadı. Kara'nın fırçası
Meri'nin teninin en üst ve en alt, en sol en sağ, en yukarı ve en
aşağı her noktasında usulca çalışmaya başladı. Renkler ve
tonlar, koyuluk ve açıklık, darbedeki güç ve hafiflik, hız ve
yavaşlık değiştikçe Meri yapılan resmin müziğini duyuyor,
düşüncelerinde şiirini yazıyordu. Bedeni ve teni, yüzü ve
dudakları, bacakları ve kolları, gövdesi ve saçları,
kıpırtıları ve duruşları, fısıldayan iniltileri ve susuşları;
müziğin ve şiirin sesiyle dans ediyordu. Kara Meri'ye en çok
mutluluk veren ressamların fırçalarını bulup almış, Meri'nin
tenini, bedenini ve ruhunu boyuyordu. Verdiği her renk, Meri'nin
bedeninde ve zihninde uzun titreyişlere ve iniltilere neden
oluyordu. Evrenin anlattığı öyküleri dinlerken Meri'nin gözleri
kapalıydı. Kara'nın titreyişlerini görmüyordu. Çıkardığı
mutluluk sesleriniyse, kendi mutluluğunu yücelten bir sevinçle
dinliyordu.
Meri Kara'nın sisteminin
tenine ve bedenine, zihnine ve ruhuna gönderdiği küçük
titreşimlerin yarattığı güzelliklere inanamıyordu. Kara,
Meri'nin tanıdığı ve bildiği tüm mucizeleri bilerek, bunlardan
çok daha müthişlerini tasarlıyor, yapıyor ve yaşatıyordu.
Gözlerinde dünyanın en güzel resimleri oluyor, onu evrenin en
olağanüstü yerlerine götürüyordu. Kulaklarında hiç
bestelenmemiş senfoniler oluyor, ona sonsuzluğun inanılmaz
ezgilerini dinletiyordu. Meri soluk aldıkça tarih boyunca üretilmiş
en egzotik parfümlerin gücünü bile aşan kokularla tanışıyordu.
Ağzı, Bakara'nın verdiği ilk tatlardan geçmişin en özgün
yemek çeşitlerine ve henüz bilinmeyen maddelerle yapılan renkli
ışıkları ve fısıltılarıyla gelip inanılmaz izler bırakan
özel kurabiyelerin tatlarına uzanan tatlarla doluyordu. Ama Meri
Kara'nın ve evrenin varlığını en çok teninde hissediyordu. Bu
duygu güçlendikçe, yaşam yeni anlamlar kazanıyor, Meri'nin
bedeni ve ruhu yeni güzelliklerde buluşuyordu. Kara ve Kara'yla
birlikte Meri'nin üzerindeki tene yansıyan her ayrıntı, Meri'nin
evrendeki yerini bulmasını sağlıyordu. Meri, sanki tüm önceki
yaşamlarını bu anlara ulaşmak için yaşadığı duygusuna
kapılmıştı. Tüm varlığıyla ve kendi sınırlarını sonsuz
bir güçle zorlayan bir istekle, Kara'nın onun ne istediğini
bilerek ve onu en çok mutlu edecek biçimlerde gönderdiği tüm
sinyallere en iyi tepkileri vermeye çalışıyordu. Dudakları Kara
yakınında olsun olmasın kıvrılıyor, onu boşlukta ve dokunarak
ihtiras ve şehvetle öpmeye, tatmaya, emmeye başlıyordu. Bedeni
Kara'nın dokunuşlarına istemsiz tepkiler veriyor, birlikte evrenin
aralarında oluşabilecek en güzel danslarını yapıyorlardı.
Işıklar ve sesler, tatlar ve kokular değiştikçe dokunuşlar yeni
anlamlar kazanıyordu. "Seninim" diye fısıldıyordu Meri
çığlıklar atarak. "Sen benim evrenimsin ve ben seninim"
diyordu. Kara "Sen benim varlık nedenimsin" diyordu. Ten
Sistemi'nin, Zihin Sistemi'nin, tasarladıkları ve geliştirdikleri
hiçbir şeyin hiçbir önemi yoktu. Bedenleri ve tenleri, zihinleri
ve ruhları buluşuyordu. Çığlıkları hareketlerine karışıyor,
Kara'nın sahnesinde akıllarının alamayacağı bir oyun
oynuyorlardı. Meri gözlerini kapatmıştı. Yükselen çığlıklar
atıyor, Kara'ya teşekkürler ediyor, "Sağ ol Kara, sağ ol
sevgilim, bu güzellikleri bana yaşattığın için" diyordu.
Meri'nin yaşamın
güzelliğinden aldığı haz arttıkça arttı ve kendini evrenle
buluşmaya artık hazır hissetti. Yaşamındaki herkesi hatırlayarak
Kara'yla bütünleşti. Olağanüstü güzel bir yaşam sürdükten
sonra sessizce ölmenin mutluluğunu yaşar gibi hareketsiz kaldı.
Tenlerinin ayrılmasını bekledi.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder