2 Ekim 2019 Çarşamba

KARA'NIN MUCİZELERİ, 19 Mayıs 2084, Cuma


Öyle akılalmaz bir senaryo yazmış, öyle olağanüstü bir sahne düzeni kurmuştu ki Kara; Meri evrende yaşanmış ve yaşanabilecek tüm güzellikleri teninde ve zihninde yaşıyordu. Bilgiler; ışıklar ve sesler, kokular ve tatlar, dokunuşlar ve boşluklar, düşünceler ve duygular, acılar ve hazlar olarak yansıyarak sürekli geliyor, gidiyor ve Meri'nin aklında yeniden üretiliyordu. Kara'nın tasarımı öylesine güçlüydü ki, yaşadığı güzelliğin hızındaki ve yüksekliğindeki her değişimde Meri bir çığlık atıyor, "Evet" diye haykırıyordu. "İşte yaşamak bu olmalı, evrendeki her şeyi teninde ve zihninde hissedebilmek olmalı. sağ ol Kara. Sağ ol sevgilim. Bana yaşamı gösterdiğin ve öğrettiğin, yaşanabilecek bambaşka güzellikleri gösterdiğin için." Kara yanıt vermiyordu ama mucizelerini Meri'ye yaşatırken ve kendisi yaşarken senaryoda Meri'nin sesindeki, yüzündeki ve bedenindeki izleri değerlendirerek bazı küçük değişiklikler yapıyordu. Bunları gördükçe Meri mutluluğunu yansıtan küçük tepkilerin Kara için büyük bir değeri olduğunu anlıyordu. Zaman ve uzay yolculuklarında binmiş oldukları küçük kuantum adasında yepyeni limanlara doğru uçuyorlar, gitmek istedikleri ve gidebilecekleri yerleri birlikte keşfediyorlardı. Evrenin Kara'dan geçerek yansıyan güzelliklerini hissettikçe Meri yaşama daha çok inanıyordu. Kara Meri'yi, Met'i ve Oria'yı çok iyi anlamıştı. Anmeri'nin ve Bakara'nın tüm yaşadıklarını ve yaptıklarını kavramıştı. Onların, Metiana ve Banoria ile ve birbirleriyle nasıl bir ilişkileri olduğunu, kendisi de onlarla birlikte yaşamış gibi görebiliyordu. Bakara'nın kızına verdiği bilgiler ve güç, onu bambaşka bir yere götürmüştü. Kara'nın Ten Sistemi'nin böylesine büyümüş olması bir rastlantı değildi. Bakara doğru zamanlarda doğru adımları atarak Anmeri'nin etkisini zayıflatmıştı. Kara babasının, Meri annesinin yolundan yürürken yola aynı başlangıç çizgisinden çıkmamışlardı. Kara Bakara'nın sağladığı avantajla başlamış, küçük üstünlüklerini ilkesizce kendi çıkarları için kullanmayı başarmış, mucizelerini böyle yaratabilmişti. Zihinciler sevgiyle ve incelikle insanları kucaklamaya çalışırken, tenciler herkesi acı ve hazla kontrol ettikleri bir sistem kurmuşlardı. Ne yazık ki uzak geçmişte de, Bakara ve Anmeri'nin döneminde de, Kara'yla Meri'nin uzlaşmaz karşıtlığının belirleyici olduğu kendi dönemlerinde de çoğunluklar; düşünerek ve bilerek karar almayı öğrenememişler, yönlendirmelere hep çok açık olmuşlardı. Yalnızca sınırlı bir süre için konuk olup yaşayabildikleri küçük vagonlarda onları en çok etkileyen ve kolay yollar açan gerçeklerin ve yalanların peşinden gitmişlerdi. Verdikleri ilk kararlarla içine girdikleri yaşam biçimleri, onların aslında daha güzel ve daha kolay yollar da olabileceğini görmelerini engellemişti. Zorluklarla karşılaşmaya başladıklarında bunları kabullenmekten ve onları bu yaşama sokanların isteklerine koşulsuzca uymaktan başka seçenekleri kalmamıştı. Zihinciler yaşamın gerçek güzelliklerini göstermek için çok çalışmışlardı ama kendi çevrelerini ancak iğneyle kuyu kazar gibi genişletebilmişlerdi. Ten Sistemi, kazandığı kişilerle katı ve koparılamaz bir bağ kuruyordu. Zihin Sistemi ise bireysel düşüncelerin gücüne ve özgürlüğüne dayanıyordu. Tenden gelen baskılara direnmek çok zordu. Kara ve ekibi, yeterince olgunlaşmamış bir zihincinin düşüncelerini kolayca dağıtarak onu sistemlerine katabiliyorlardı. Oysa Met bile içine girdiği tenden tek başına çıkamamıştı. Şimdi Meri de Met'in Teni'nde Kara'nın sisteminin büyük gücünü hissediyordu. İnandığı yaşam sonsuz değildi. Zamanın geçtiğini ve Met'le birlikte olabileceği sürenin her an biraz daha kısaldığını düşünüyordu. Kara'nın sonsuzluğa uzatılmış yaşam sistemini anlamsız ve yanlış buluyordu. İnançlarının ve seçimlerinin koruyucu etkisi, Kara senaryosunu uyguladıkça zayıflıyordu. Kara geliştirdiği tüm araçlardan yararlanarak onun tenine dokundukça gücü kırılıyor, dizlerinin bağı çözülüyor, kendisini tüm varlığıyla Kara'ya bırakıyordu.

Kara öyle akılalmaz bir senaryo yazmış, öyle olağanüstü bir sahne düzeni kurmuştu ki Meri yaşadıklarına inanamıyordu. Evrenin sonsuzluğunda gözleri kapalı yatıyordu. Kollarını başının üzerine kaldırarak ellerini birleştirmişti. Dudakları hafifçe aralanmıştı. Bedeni tarihteki en usta ressamların ulaşmaya çalıştığı bir güzellik ve uyumla kıvrılmış, göğe doğru yükselmişti. Teninin her noktası evrenin varlığını hissetmek için titreyerek bekliyordu. Kara'nın bu bekleyişi ve sabırsızlığı bildiğini ve onu mutlulukla izlediğini biliyordu. Sonunda Kara Meri'ye dokunmaya başladı. Önce kendi dudaklarıyla onu dudaklarından öptü. Sonra Met'in ellerini, Meri'yi en mutlu eden iki yerine yerleştirdi. Oria'nın dudaklarını ve ellerini, birlikte yaşamış oldukları en büyük güzellikleri Meri'ye hatırlatmak üzere gönderdi. Bunlarla yetinmedi. Bakara'nın verdiği eğitimlerden kalan izlerden yararlanarak, küçük acılar ve büyük hazlar gönderdi. Bakara'dan gelen izler, Anmeri ve Metiana'nın, Banoria'nın dokunuşlarını da birlikte getirdi. Meri annesinin dönemiyle kendi dönemi arasındaki varsıllığı ve yoksulluğu karşılaştırdı. Banoria'yla Oria'nın dokunuşlarının farklarını inceledi. Evrenle kurulup tende yaşanan her bağ, yeni ve özgün bir tat veriyordu. Meri rahatladıkça Kara küçük acılar gönderiyordu. Bunların arkasından gelen ince dokunuşlar büyük hazlar veriyordu. Meri bedeninin varlığını teninin her noktasında hissederek ve zihninde yaşayarak evrenin sonsuzluğuna doğru gidiyordu. Yaşamış olduğu tüm geçmiş mutlulukları teninde ve zihninde yeniden yaşıyor, yepyeni ve olağanüstü bir başka mutluluğu yaşamaya hazırlanıyordu. Kara öyle akılalmaz bir senaryo yazmış, öyle olağanüstü bir sahne düzeni kurmuştu ki Meri yaşadıklarına inanamıyordu. Evrenin sonsuzluğunda gözleri kapalı yatıyordu. Kollarını başının üzerine kaldırarak ellerini birleştirmişti. Dudakları hafifçe aralanmıştı. Bedeni tarihteki en usta ressamların ulaşmaya çalıştığı bir güzellik ve uyumla kıvrılmış, göğe doğru yükselmişti. Teninin her noktası evrenin varlığını hissetmek için titreyerek bekliyordu. Kara evrenin en usta ressamının fırçasını almış, Meri'nin tenini boyuyordu. Verdiği her renk Meri'nin bedeninde ve zihninde uzun yansımalara ve titreşimlere neden oluyordu. Meri geçmişini ve geleceği hatırlıyor, bunların tümünü o anda yaşıyordu. İlişkileri öylesine coşkuluydu ki Kara arada kusursuz senaryosunun bile ötesine geçiyordu. Meri'nin hiç beklemediği bir anda ve yerde, yaşamında onu en çok etkilemiş kişilerden birinin çok özgün ve haz veren dokunuşu beliriveriyordu. Meri'nin değişikliklere verdiği coşkulu tepkileri değerlendiren Kara, bazen yeni haz biçimleri de ekliyordu. Meri evrenin sonsuzluğunda gözleri kapalı yatıyordu ama bedeninin ve teninin, zihninin ve ruhunun tüm güzelliklerini görüyor, hissediyor ve yaşıyordu. Olmak istediği yerde ve zamandaydı. Birlikte olmak istediği herkes yanındaydı. Hepsi ona dokunuyor, onu seviyor ve okşuyordu. Ona verebilecekleri tüm mutlulukları veriyorlardı. Meri de onlara verebileceği tüm mutlulukları veriyor, onları mutlu ettiğini düşündükçe mutlu oluyordu. Zaman ve uzay kaybolmuştu. Meri, Bakara'nın Kara'yı okşayan ve döven ellerini hissediyordu. Acının sertliği önce soğuk bir suya girmişçesine onu ürpertiyor, sonra tuhaf bir haz veriyordu. Anmeri'nin Bakara'ya sarılmasını yaşamak inanılmazdı, sevginin ve tutkunun tüm gücünü bulmaktı. Bakara'nın bu güzelliğe ısrarla tutunmamış olması şaşırtıcıydı. Metiana ve Met'in ilişkisindeyse çok güçlü bir sevgi ve tutku vardı. Annesi Met'i tüm kötülüklerden korumak ister gibi kucaklıyordu. Meri onu çok iyi anlıyordu. O da Met'e özellikle Met belleğini yitirdikten sonra hep aynı duygularla sarılıyordu. Geçmişte çocukların anneleri ve babalarıyla birlikte yaşamakta olduklarını düşündükçe tuhaf bir kıskançlık duyuyordu. Annelerinin ve babalarının döneminde tek tük olsa bile, Met ve Meri'nin yaşamakta olduğu bu yeni dönemde hem annesini hem babasını tanıyan çocuk, bebeğini kendi bedeninde taşıyan kadın kalmamıştı. Bebekler istek üzerine, belirli merkezlerde geçmişte verilmiş örneklerden dünyaya getiriliyor ve yaşama hazırlanıyorlardı. Çocuklarıysa, anne ve baba gibi davranan bir yetişkin ve tüm toplumsal sistem yetiştiriyordu. Meri kendisini, Met'i ve Kara'yı az çok anlıyor, her birinin nasıl yollardan geçtiklerini ve şekillendiklerini hayal edebiliyordu. Oria'yı anlamaksa çok zordu. Banoria diğerlerinden farklıydı. Ne Bakara gibi sert ve katı, ne Metiana gibi yumuşak ve koruyucu, ne de Anmeri gibi uyumlu ve esnekti. Onu anlamak çok zordu. Meri ilişkileri boyunca Oria'yı anlamakta zorluk çekmişti. Davranışları tutarlı değildi, değişkendi, ürküyor ve sürekli yeni biçimlere girerek sanki korunmaya çalışıyordu. Özellikle Kara'nın yaşamını yakından izledikten sonra, Oria'nın kişiliği Meri'ye bütünüyle anlaşılmaz gelmişti. Bakara'nın sert sistemi ve sert etkileriyle bile kendi yolunu bulmuş bir Kara ortaya çıkabilmişti. Banoria'nın Oria için niçin kendi dengelerini kurmasını sağlayacak koşulları yaratamadığını anlayamamıştı. İzlediği yaşam parçalarında tanık olabildiği kadarıyla Banoria yumuşak ve sevecendi, gerektiğinde katı ve sert de olabiliyor, Oria'nın doğru yönleri nasıl bulacağını öğrenmesini sağlıyordu. Oria'nın durumunun sırlarını çözememişti. Yaşamında kayda girmemiş bazı ayrıntılar olabileceğini düşünüyordu.

Kara kendi bildiği ve Meri'nin tanıdığı tüm güzellikleri bulup ona taşımayı başarmıştı. Meri Kara'yla birbirlerine dokunuşlarında yalnızca kendi bedenlerini ve tenlerini değil; Met'in ve Oria'nın, Bakara ve Anmeri'nin, Banoria ve Metiana'nın ince bir acı ve büyük bir haz veren dokunuşlarını da hissediyordu. Sona yaklaştığını biliyordu. Çığlıkları yükselmek üzereydi. Bu mutluluğu az da olsa uzatmak istiyordu.

Meri yaşadıklarına inanamıyordu. Evrenin sonsuzluğunda gözleri kapalı yatıyordu. Kollarını başının üzerine kaldırarak ellerini birleştirmişti. Dudakları hafifçe aralanmıştı. Bedeni tarihteki en usta ressamların ulaşmaya çalıştığı bir güzellik ve uyumla kıvrılmış, göğe doğru yükselmişti. Teninin her noktası evrenin varlığını hissetmek için titreyerek bekliyordu. Kara evrenin en usta ressamının fırçasını almış, Meri'nin tenini boyuyordu. Verdiği her renk Meri'nin bedeninde ve zihninde uzun yansımalara ve titreşimlere neden oluyordu.

Evrenin anlattığı öyküleri dinledi. Gözleri kapalıydı. Elleri başının üzerinde birleşmişti. Dudakları hafifçe aralanmıştı. Bedeni yukarıya kıvrılmış, memeleri düzleşmişti. Dizlerini kaldırarak bacaklarını kendine doğru çekmişti. Düşüncelerinin ve soluğunun sıcaklığı artmıştı. Teninin her noktası Kara'nın göndereceği güzellikleri bekliyordu. Kara evrenin en usta ressamının fırçasıyla soluk renklerden başladı. Fırçayı usulca Meri'nin hiç beklemediği bir noktaya dokundurdu. Meri titredi. Kara biraz daha koyu ve ışıklı, bir başka renk seçti. Bu kez Meri'nin tahmin ettiği yeri boyadı. Kara resmine baktı. Meri onun bakışlarını gözleri kapalı hissederek titredi. Fırçanın bir sonraki dokunuşunu sabırsızlıkla bekledi. Kara Meri'nin ummadığı bir noktayı daha boyadı. Kara'nın fırçası Meri'nin teninin en üst ve en alt, en sol en sağ, en yukarı ve en aşağı her noktasında usulca çalışmaya başladı. Renkler ve tonlar, koyuluk ve açıklık, darbedeki güç ve hafiflik, hız ve yavaşlık değiştikçe Meri yapılan resmin müziğini duyuyor, düşüncelerinde şiirini yazıyordu. Bedeni ve teni, yüzü ve dudakları, bacakları ve kolları, gövdesi ve saçları, kıpırtıları ve duruşları, fısıldayan iniltileri ve susuşları; müziğin ve şiirin sesiyle dans ediyordu. Kara Meri'ye en çok mutluluk veren ressamların fırçalarını bulup almış, Meri'nin tenini, bedenini ve ruhunu boyuyordu. Verdiği her renk, Meri'nin bedeninde ve zihninde uzun titreyişlere ve iniltilere neden oluyordu. Evrenin anlattığı öyküleri dinlerken Meri'nin gözleri kapalıydı. Kara'nın titreyişlerini görmüyordu. Çıkardığı mutluluk sesleriniyse, kendi mutluluğunu yücelten bir sevinçle dinliyordu.

Meri Kara'nın sisteminin tenine ve bedenine, zihnine ve ruhuna gönderdiği küçük titreşimlerin yarattığı güzelliklere inanamıyordu. Kara, Meri'nin tanıdığı ve bildiği tüm mucizeleri bilerek, bunlardan çok daha müthişlerini tasarlıyor, yapıyor ve yaşatıyordu. Gözlerinde dünyanın en güzel resimleri oluyor, onu evrenin en olağanüstü yerlerine götürüyordu. Kulaklarında hiç bestelenmemiş senfoniler oluyor, ona sonsuzluğun inanılmaz ezgilerini dinletiyordu. Meri soluk aldıkça tarih boyunca üretilmiş en egzotik parfümlerin gücünü bile aşan kokularla tanışıyordu. Ağzı, Bakara'nın verdiği ilk tatlardan geçmişin en özgün yemek çeşitlerine ve henüz bilinmeyen maddelerle yapılan renkli ışıkları ve fısıltılarıyla gelip inanılmaz izler bırakan özel kurabiyelerin tatlarına uzanan tatlarla doluyordu. Ama Meri Kara'nın ve evrenin varlığını en çok teninde hissediyordu. Bu duygu güçlendikçe, yaşam yeni anlamlar kazanıyor, Meri'nin bedeni ve ruhu yeni güzelliklerde buluşuyordu. Kara ve Kara'yla birlikte Meri'nin üzerindeki tene yansıyan her ayrıntı, Meri'nin evrendeki yerini bulmasını sağlıyordu. Meri, sanki tüm önceki yaşamlarını bu anlara ulaşmak için yaşadığı duygusuna kapılmıştı. Tüm varlığıyla ve kendi sınırlarını sonsuz bir güçle zorlayan bir istekle, Kara'nın onun ne istediğini bilerek ve onu en çok mutlu edecek biçimlerde gönderdiği tüm sinyallere en iyi tepkileri vermeye çalışıyordu. Dudakları Kara yakınında olsun olmasın kıvrılıyor, onu boşlukta ve dokunarak ihtiras ve şehvetle öpmeye, tatmaya, emmeye başlıyordu. Bedeni Kara'nın dokunuşlarına istemsiz tepkiler veriyor, birlikte evrenin aralarında oluşabilecek en güzel danslarını yapıyorlardı. Işıklar ve sesler, tatlar ve kokular değiştikçe dokunuşlar yeni anlamlar kazanıyordu. "Seninim" diye fısıldıyordu Meri çığlıklar atarak. "Sen benim evrenimsin ve ben seninim" diyordu. Kara "Sen benim varlık nedenimsin" diyordu. Ten Sistemi'nin, Zihin Sistemi'nin, tasarladıkları ve geliştirdikleri hiçbir şeyin hiçbir önemi yoktu. Bedenleri ve tenleri, zihinleri ve ruhları buluşuyordu. Çığlıkları hareketlerine karışıyor, Kara'nın sahnesinde akıllarının alamayacağı bir oyun oynuyorlardı. Meri gözlerini kapatmıştı. Yükselen çığlıklar atıyor, Kara'ya teşekkürler ediyor, "Sağ ol Kara, sağ ol sevgilim, bu güzellikleri bana yaşattığın için" diyordu.

Meri'nin yaşamın güzelliğinden aldığı haz arttıkça arttı ve kendini evrenle buluşmaya artık hazır hissetti. Yaşamındaki herkesi hatırlayarak Kara'yla bütünleşti. Olağanüstü güzel bir yaşam sürdükten sonra sessizce ölmenin mutluluğunu yaşar gibi hareketsiz kaldı. Tenlerinin ayrılmasını bekledi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder