Meri bazen yaşamındaki
en büyük, belki de tek anlamın; Met'in ellerini teninde
hissedebilmek ve varlıklarının her noktasını parmaklarıyla
tanıyabilmek olduğunu düşünüyordu.
Bu duyguya ilk ne zaman
ulaştığını bilmiyordu. Belki Met'in varlığını bile bilmediği
zamanlarda bir eksikliğin nasıl tamamlanabileceğini düşünürken,
belki Met'le uzak birlikteliklerinden birinde, belki onunla uzayda ve
zamanda buluşabilmiş oldukları sayılı noktalarda ve anlarda,
belki de Met'in çok uzakta olduğunu ve bir daha onunla hiç
gerçekten birlikte olamayacağını düşündüğü zor dönemlerinin
çaresizliğinde; düşünceleri ve kaygıları ona Met'in değerini
ve Met'i yitirmenin acısının büyüklüğünü anlatmış
olabilirdi. Met'e dokunmanın ve Met'in dokunuşlarının
güzelliğinin sonsuzluğunu ilk o zaman anlamış olmalıydı. Bu
duygu Meri'yi çok sarsmış, güçsüz düşürmüştü. Güzelliği
görmek insanı yüceltiyor, ama yaşamın sınırlarının acısını
çok daha derinde hissetmesine neden oluyordu. Meri korkuyordu. Belki
Kara'nın sisteminin gücünün yarattığı kaygılar ve Met'in
belleğini yitirerek Meri'nin yaşamındaki bir sessizliğe dönüşmüş
olmasının yarattığı boşluk olmasa; yolculuğunu daha dengeli
sürdürebilecek ve vagonun pencerelerden dünyaya ve evrene, insana
ve tüm canlılara bakarak yaşamını huzur içinde
tamamlayabilecekti. Ne yazık ki, yaşamakta olduğu yer ve dönem
buna izin vermemişti. Tarihte zor dönemlerde yaşayıp ölmüş
birçok kişi gibi, Meri de yeni ve belki de son dönemde, gördüğü
ve bildiği için acı çeken kurbanlardan birisi olmuştu. Olup
bitenleri onun kadar iyi gören Met'se, belleğini yitirerek aslında
kurtulmuştu. Meri onun yüzüne baktığında düşlerindeki en
büyük güzellikleri görüyor, büyük bir mutluluk duyuyordu. Met
zihnindeki ideal evrende Meri'yle birlikte yaşıyor ve bu yaşamın
güzelliği gözlerine ve yüzüne yansıyordu. Met şimdi unuttuğu
geçmiş yaşamındaki güzelliklerden yalnızca Meri'yi bile
hatırlasa Meri belki de kendi cennetini bulmuş olacak;
Met'ulaşabilmiş olmanın getireceği güzelliğin verdiği güçle
Kara'nın cehennemini herkesin eşit, özgür ve mutlu yaşayabileceği
bir dünyaya dönüştürmeye çalışacaktı. Yaşam nehirler gibi
akmıyordu. Nereden geldiğini ve nereye gideceğini bilerek,
coşkuyla ve kararlılıkla akarak hedefine giden yolda
yolculuklarını yapıp tamamlayamıyordu. Yaşam nehirler gibi
akıyordu. Karşısına çıkan engellerin solundan veya sağından
geçerek, coşkuyla ve kararlılıkla akarak, bazen üzerinden taşıp
bazen altını oyarak, bazen dümdüz gidip bazen çevresinden
dolaşarak, bazen dallara ayrılıp bazen buluşarak, bazen
zayıflayıp bazen güçlenerek, bazen sakin bazen taşkın akarak
hedefine ulaşıyordu.
Met uzun süredir Meri'ye
eskisi gibi dokunamıyordu ama onun dokunuşlarını hatırladığı
anda Meri yaşamındaki en büyük güzellikleri Met'e dokunarak ve
onun gözlerinin içine bakarak yeniden yaşıyordu. Met'in teninin
her noktasında Meri için gizli bir öykü saklıydı. Bu öykü
bazen geçmişte yaşanmış bir anın benzeri, bazen zamandaki ve
uzaydaki yepyeni buluşmalar oluyordu. Met'in gözleri Meri'nin
yaşadıklarını gördüğünü ve onun da benzer duygular
yaşadığını göstermiyordu ama büyük bir yumuşaklık ve
sevgiyle bakıyordu. Met "Senin gözlerinde seni niçin
sevdiğimi görüyorum" demişti. Met'in gözlerinde Meri Met'in
niçin evrende tek olduğunu görüyordu. Met'in tenine dokunup onu
yaşadıkça, evrendeki varlıklarının anlamını her
buluşmalarında yeni tanımlar bularak kavrıyordu.
Meri bazen yaşamındaki
en büyük, belki de tek anlamın; Met'in ellerini teninde
hissedebilmek ve varlıklarının her noktasını parmaklarıyla
tanıyabilmek olduğunu düşünüyordu. Met'in artık onunla
konuşamaması büyük bir eksiklikti ama bu boşluğu Meri kendi
zihninin gücü ve Met'le ilgili anılarıyla doldurmaya çalışıyordu.
Met'in gözlerine bakmayı çok seviyordu. Baktıkça içinde ona
sarılma isteği büyüyor, sarılıyor, öpüyordu. Sonra Met'in
belleğinde bir kıpırdanma yaratmasını umarak, onun ellerini
kendi teninin üzerine yerleştiriyordu. Met'in gözlerinde ve
yüzünde bir değişme olmuyordu. Aynı içtenlik ve temizlikle
bakıyordu. Sakin ve huzurluydu. Meri Met'in nerelerine ve nasıl
dokunulduğunda etkilendiğini hatırlamaya çalışarak yeni öyküler
arıyordu. Kendi parmaklarının Met'in üzerinde yaratacağı bir
etkinin, Met'in parmaklarının Meri'nin tenine vereceği bir yanıtı
başlatmasını umuyor, sessizce ve sabırla dokunuyordu. Bir yandan
da geçmişin güzel dokunuşlarını, yükselişlerini ve
alçalışlarını, evrenden birlikte alabildikleri güzellikleri
düşünüyordu. Meri parmaklarıyla Met'in teninde geziniyor,
geçmişi yaşarken yeni bir karşılık almayı ve bir gelecek
bulabilmeyi umuyordu. Met'in tenindeki her noktanın Meri için bir
anlamı vardı. Zaman sonsuz olsa, Met'in tenindeki öyküleri
sonsuza dek dokunarak okuyabilirdi. Her noktanın birçok anısı,
Meri'de ve Met'te yaratmış oldukları farklı etkiler vardı. Meri,
Met'i en çok etkilemiş olan noktaları hatırlamaya ve Met'e
dokunarak ve onun parmaklarını kendi bedenine dokundurtarak bunları
Met'in zihninde canlandırmaya, ışıklı izlere dönüştürmeye
çalışıyordu. Met'te hiçbir değişiklik olmamıştı ama Meri
geçmişin bütün güzelliklerinin içinde yükselip taşmaya
hazırlanan bir ırmak gibi kabardığını hissediyordu. Soluk
alışları, Met'e fısıldadığı sözcüklerdeki ton, bedeninin
kıpırtıları, Met'e dokunan parmaklarının kullandığı dil,
teninin Met'in parmaklarının sessiz duruşuna verdiği ürpertili
tepkiler değişmişti. Evrenin bütün güzelliklerini görmeye,
hissetmeye ve yaşamaya başlamıştı. Met'in gözlerine istekle
baktı. "Sevgilim" diye fısıldadı. "Ne olur sesimi
duy, beni hatırla, zihnin tenini özgür bıraksın, bedenin
bedenimi bulsun, evrende bir kez daha buluşalım, ne olur sevgilim,
ne olur bana dokunuşlarını ve sevgini gönder, yalnızlığımı
unuttur, tenini tenime ver, zihinlerimiz aynı güzellikte buluşsun,
varlığımız anlamımız olsun, senin dokunuşlarının mutluluğunu
yeniden özgürce yaşamama izin ver, ne olur sevgilim sesimi duy,
beni hatırla, zihnin tenini özgür bıraksın, bedenin bedenimi
bulsun, evrende bir kez daha buluşalım, seni tenimde ve içimde,
evrende ve her yerimde, bu anda ve sonsuzlukta hissetmek istiyorum.
Ne olur benimle konuş. Bedenin bedenime, tenin tenime, zihnin
zihnime seslensin. Ne olur sarıl bana, ruhlarımız buluşsun."
Meri'nin ırmakları öyle yükselmişti ki artık Met'i görmüyor,
kendi coşkusunun denizinde yüzüyordu. Met'in hareketsizliği,
Meri'nin çok fazla kıpırdamasını engelliyordu ama küçük ve
etkili salınımlarla Met'in tenini kendi teninin her noktasında en
etkili şekilde hissetmeyi başarıyor, sevinçten ve mutluluktan
çığlıklar atıyordu. "Sağol sevgilim, bana döneceğini
biliyordum, evrendeki mutluluğum olduğun için sağol" diyor,
Met'le bir kez daha sonsuzlukta buluşmaya hazırlanıyordu. Meri
bazen yaşamındaki en büyük, belki de tek anlamın; Met'in
ellerini teninde hissedebilmek ve varlıklarının her noktasını
parmaklarıyla tanıyabilmek olduğunu düşünüyordu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder