2 Ekim 2019 Çarşamba

MET'İN DOKUNUŞLARI, 25 Mayıs 2084, Perşembe


Meri bazen yaşamındaki en büyük, belki de tek anlamın; Met'in ellerini teninde hissedebilmek ve varlıklarının her noktasını parmaklarıyla tanıyabilmek olduğunu düşünüyordu.

Bu duyguya ilk ne zaman ulaştığını bilmiyordu. Belki Met'in varlığını bile bilmediği zamanlarda bir eksikliğin nasıl tamamlanabileceğini düşünürken, belki Met'le uzak birlikteliklerinden birinde, belki onunla uzayda ve zamanda buluşabilmiş oldukları sayılı noktalarda ve anlarda, belki de Met'in çok uzakta olduğunu ve bir daha onunla hiç gerçekten birlikte olamayacağını düşündüğü zor dönemlerinin çaresizliğinde; düşünceleri ve kaygıları ona Met'in değerini ve Met'i yitirmenin acısının büyüklüğünü anlatmış olabilirdi. Met'e dokunmanın ve Met'in dokunuşlarının güzelliğinin sonsuzluğunu ilk o zaman anlamış olmalıydı. Bu duygu Meri'yi çok sarsmış, güçsüz düşürmüştü. Güzelliği görmek insanı yüceltiyor, ama yaşamın sınırlarının acısını çok daha derinde hissetmesine neden oluyordu. Meri korkuyordu. Belki Kara'nın sisteminin gücünün yarattığı kaygılar ve Met'in belleğini yitirerek Meri'nin yaşamındaki bir sessizliğe dönüşmüş olmasının yarattığı boşluk olmasa; yolculuğunu daha dengeli sürdürebilecek ve vagonun pencerelerden dünyaya ve evrene, insana ve tüm canlılara bakarak yaşamını huzur içinde tamamlayabilecekti. Ne yazık ki, yaşamakta olduğu yer ve dönem buna izin vermemişti. Tarihte zor dönemlerde yaşayıp ölmüş birçok kişi gibi, Meri de yeni ve belki de son dönemde, gördüğü ve bildiği için acı çeken kurbanlardan birisi olmuştu. Olup bitenleri onun kadar iyi gören Met'se, belleğini yitirerek aslında kurtulmuştu. Meri onun yüzüne baktığında düşlerindeki en büyük güzellikleri görüyor, büyük bir mutluluk duyuyordu. Met zihnindeki ideal evrende Meri'yle birlikte yaşıyor ve bu yaşamın güzelliği gözlerine ve yüzüne yansıyordu. Met şimdi unuttuğu geçmiş yaşamındaki güzelliklerden yalnızca Meri'yi bile hatırlasa Meri belki de kendi cennetini bulmuş olacak; Met'ulaşabilmiş olmanın getireceği güzelliğin verdiği güçle Kara'nın cehennemini herkesin eşit, özgür ve mutlu yaşayabileceği bir dünyaya dönüştürmeye çalışacaktı. Yaşam nehirler gibi akmıyordu. Nereden geldiğini ve nereye gideceğini bilerek, coşkuyla ve kararlılıkla akarak hedefine giden yolda yolculuklarını yapıp tamamlayamıyordu. Yaşam nehirler gibi akıyordu. Karşısına çıkan engellerin solundan veya sağından geçerek, coşkuyla ve kararlılıkla akarak, bazen üzerinden taşıp bazen altını oyarak, bazen dümdüz gidip bazen çevresinden dolaşarak, bazen dallara ayrılıp bazen buluşarak, bazen zayıflayıp bazen güçlenerek, bazen sakin bazen taşkın akarak hedefine ulaşıyordu.

Met uzun süredir Meri'ye eskisi gibi dokunamıyordu ama onun dokunuşlarını hatırladığı anda Meri yaşamındaki en büyük güzellikleri Met'e dokunarak ve onun gözlerinin içine bakarak yeniden yaşıyordu. Met'in teninin her noktasında Meri için gizli bir öykü saklıydı. Bu öykü bazen geçmişte yaşanmış bir anın benzeri, bazen zamandaki ve uzaydaki yepyeni buluşmalar oluyordu. Met'in gözleri Meri'nin yaşadıklarını gördüğünü ve onun da benzer duygular yaşadığını göstermiyordu ama büyük bir yumuşaklık ve sevgiyle bakıyordu. Met "Senin gözlerinde seni niçin sevdiğimi görüyorum" demişti. Met'in gözlerinde Meri Met'in niçin evrende tek olduğunu görüyordu. Met'in tenine dokunup onu yaşadıkça, evrendeki varlıklarının anlamını her buluşmalarında yeni tanımlar bularak kavrıyordu.

Meri bazen yaşamındaki en büyük, belki de tek anlamın; Met'in ellerini teninde hissedebilmek ve varlıklarının her noktasını parmaklarıyla tanıyabilmek olduğunu düşünüyordu. Met'in artık onunla konuşamaması büyük bir eksiklikti ama bu boşluğu Meri kendi zihninin gücü ve Met'le ilgili anılarıyla doldurmaya çalışıyordu. Met'in gözlerine bakmayı çok seviyordu. Baktıkça içinde ona sarılma isteği büyüyor, sarılıyor, öpüyordu. Sonra Met'in belleğinde bir kıpırdanma yaratmasını umarak, onun ellerini kendi teninin üzerine yerleştiriyordu. Met'in gözlerinde ve yüzünde bir değişme olmuyordu. Aynı içtenlik ve temizlikle bakıyordu. Sakin ve huzurluydu. Meri Met'in nerelerine ve nasıl dokunulduğunda etkilendiğini hatırlamaya çalışarak yeni öyküler arıyordu. Kendi parmaklarının Met'in üzerinde yaratacağı bir etkinin, Met'in parmaklarının Meri'nin tenine vereceği bir yanıtı başlatmasını umuyor, sessizce ve sabırla dokunuyordu. Bir yandan da geçmişin güzel dokunuşlarını, yükselişlerini ve alçalışlarını, evrenden birlikte alabildikleri güzellikleri düşünüyordu. Meri parmaklarıyla Met'in teninde geziniyor, geçmişi yaşarken yeni bir karşılık almayı ve bir gelecek bulabilmeyi umuyordu. Met'in tenindeki her noktanın Meri için bir anlamı vardı. Zaman sonsuz olsa, Met'in tenindeki öyküleri sonsuza dek dokunarak okuyabilirdi. Her noktanın birçok anısı, Meri'de ve Met'te yaratmış oldukları farklı etkiler vardı. Meri, Met'i en çok etkilemiş olan noktaları hatırlamaya ve Met'e dokunarak ve onun parmaklarını kendi bedenine dokundurtarak bunları Met'in zihninde canlandırmaya, ışıklı izlere dönüştürmeye çalışıyordu. Met'te hiçbir değişiklik olmamıştı ama Meri geçmişin bütün güzelliklerinin içinde yükselip taşmaya hazırlanan bir ırmak gibi kabardığını hissediyordu. Soluk alışları, Met'e fısıldadığı sözcüklerdeki ton, bedeninin kıpırtıları, Met'e dokunan parmaklarının kullandığı dil, teninin Met'in parmaklarının sessiz duruşuna verdiği ürpertili tepkiler değişmişti. Evrenin bütün güzelliklerini görmeye, hissetmeye ve yaşamaya başlamıştı. Met'in gözlerine istekle baktı. "Sevgilim" diye fısıldadı. "Ne olur sesimi duy, beni hatırla, zihnin tenini özgür bıraksın, bedenin bedenimi bulsun, evrende bir kez daha buluşalım, ne olur sevgilim, ne olur bana dokunuşlarını ve sevgini gönder, yalnızlığımı unuttur, tenini tenime ver, zihinlerimiz aynı güzellikte buluşsun, varlığımız anlamımız olsun, senin dokunuşlarının mutluluğunu yeniden özgürce yaşamama izin ver, ne olur sevgilim sesimi duy, beni hatırla, zihnin tenini özgür bıraksın, bedenin bedenimi bulsun, evrende bir kez daha buluşalım, seni tenimde ve içimde, evrende ve her yerimde, bu anda ve sonsuzlukta hissetmek istiyorum. Ne olur benimle konuş. Bedenin bedenime, tenin tenime, zihnin zihnime seslensin. Ne olur sarıl bana, ruhlarımız buluşsun." Meri'nin ırmakları öyle yükselmişti ki artık Met'i görmüyor, kendi coşkusunun denizinde yüzüyordu. Met'in hareketsizliği, Meri'nin çok fazla kıpırdamasını engelliyordu ama küçük ve etkili salınımlarla Met'in tenini kendi teninin her noktasında en etkili şekilde hissetmeyi başarıyor, sevinçten ve mutluluktan çığlıklar atıyordu. "Sağol sevgilim, bana döneceğini biliyordum, evrendeki mutluluğum olduğun için sağol" diyor, Met'le bir kez daha sonsuzlukta buluşmaya hazırlanıyordu. Meri bazen yaşamındaki en büyük, belki de tek anlamın; Met'in ellerini teninde hissedebilmek ve varlıklarının her noktasını parmaklarıyla tanıyabilmek olduğunu düşünüyordu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder