Meri ruhunda tarihte var
olmuş tüm ruhların varlığını ve yokluğunu hissediyordu.
Teni anlamak kolaydı. Acı
ve haz, bedenin evrenle etkileşiminin çok kolay tanımlarını
yapabiliyordu. Dış dünyanın dokunuşları özenli bir
yumuşaklıkla geldiklerinde mutluluk veriyorlar, unutulmayacak
hazlara dönüşüyorlardı. Dokunuşlar değişmedikçe yeni öyküler
yazılmıyor, yalnızca sessizlik ve huzur oluyordu. Dokunuşlar
sertleşip yumuşadıkça önce hazın anlamı ve değeri büyüyor,
küçük bir acıları izleyen hazlar büyük mutluluklar veriyordu.
Dokunuşlar çok sertleşince, acının katı ve sonsuz görünen
egemenliği başlıyordu. Güçlü dokunuşlar evreni ele geçiriyor,
tenleri kontrol ediyorlar, bedenin evrenle konuşma yollarını
belirliyorlardı. Tenin içini ve dışını görebilen, bedenle
uzayın sonsuzluğu arasında bir bağ kurmaya çalışan Zihni
anlamak zordu. Kendine ve çevresine, dünyaya ve evrene yalanlar
söylüyor, yeni gerçekler yaratmaya çalışıyordu. Zihinciler bu
esneklik içinde büyümüş ve gelişmişler, yaşamın maddeden
gelen akıllı yansımalarını kalan kaynakları en az ve en iyi
şekilde kullanarak bulmaya ve bu organik yansımalarda hep birlikte,
özgür ve eşit olarak yaşamaya çalışmışlardı. Tenciler ise
madde kaynaklarını en alt düzeylerde kullanarak sonsuzluğa
ulaşmak için yaşamı, tenlerin içiyle dışı arasındaki
ilişkiyi düzenleyen bir sistem kurarak sürdürmeye çalışmışlardı.
Anmeri'nin ve Bakara'nın zihinleri çatışmış, zihincilerin
düşünceleriyle tencilerin kuramları ortak bir noktada
buluşamamış, dünya kendisini bir kez daha uzlaşmaz bir
karşıtlığın yarattığı acıların içinde bulmuştu. Sonuçlar
eskisi kadar korkunç değildi ama yine de yaşamları çok
etkilemiş, insanların birbirlerinden ve gelecekten uzaklaşıp
küçük hücrelerine kapanmalarına, büyük sıkıntılar
çekmelerine neden olmuştu. Meri tüm bunları hatırladıkça büyük
bir üzüntü duyuyordu. Işık hızında çoklu ve sürekli iletişim
bile insanların birbirlerini anlamalarını ve anlaşmlarını
sağlayamamıştı.
Ama çözülmesi en zor
olan zihinden ve tenden gelen farklılıkların yarattığı sorunlar
değildi. Tüm bunların dünyanın ve evrenin değişik bölgelerine
dağıttığı ruhların gerçeğini anlamak ve onları
buluşturabilmek, belki de evreni ve yaşamı yeniden yaratmak kadar
zordu. Geçmişe şöyle bir baktığında Meri, Bakara'yı ve
Anmeri'yi, Banoria'yı ve Metiana'yı anlıyordu. Kara'nın ve
kendisinin, Oria'nın ve Met'in nasıl bir geçmişten geldiklerini,
niçin tenleri ve zihinleriyle kendi bedenlerinde buluşmuş
olduklarını açıklayabiliyordu. Oria'nın yumuşaklığını
hissettiğinde yaşamın anlamının sonsuzluğuna ulaştığını
hissetmişti. Kara'nın onun için tasarladığı her oyun, Meri için
yaşamın bir anlamı olabilirdi. Met ona dokunduğundaysa Meri
geçmişi ve geleceği unutuyor, evrenin tüm bulmacalarının asla
erişilemeyecek tatlar vererek çözüldüğünü hissediyordu.
Yaşamının değişik dönemlerinde ulaşabildiği her güzellik,
ona yeni yollar açarak beklemediği geleceklere götürmüştü.
Met, yaşamının ve mutluluğunun doruğu olmuştu. Bedenleri
özgürlükte buluşmuş, zihinleri ve tenleri yaşamın sonsuzluğunu
hazla görmüş, dinlemiş, koklamış, tatmış, dokunarak evrensel
gerçekler dönüştürmüş ve yaşamışlardı. Met ve Meri
birbirlerine dokundukları anda yaşamın anlamını unutmuşlar ve
bulmuşlardı. Meri evrende, uzayda ve zamanda onlar kadar mutlu
başka iki insan olabileceğine asla inanamazdı. Met onun gözlerine
baktığı anda Meri yeni bir insan oluyordu. Meri'nin gözleri bu
yeni insanın sıcaklığıyla bakarken, Met'in gözleri onun
bedenine ve tenine kilitleniyor, aklını ve zihnini ele geçiriyordu.
Her buluşmalarında tenleri ve zihinleri yeni diller bularak
konuşuyor, basit gerçeklerinden derin anlamlar çıkarıyorlardı.
Evreni ve var olmanın değerini, sonsuzluğu ve yok olmanın
hafifliğini hissediyorlardı. Meri ve Met dokunuşlarını
tenlerinin ve zihinlerinin her noktasında birbirlerine
hissettirdikçe yeniden doğuyorlardı. Met dokundukça Meri var
olmanın olağanüstülüğünü yaşıyordu. Meri Met'in
dokunuşlarının etkisiyle coştukça, Met yaşadığı her anda
kendi anlamını biraz daha büyütüyor, yeni güzellikler bularak
dokunuyordu. Met ve Meri evrenlerini büyütmeyi ve birbirlerini
birlikte yarattıkları sonsuzluklara taşımayı çok iyi
öğrenmişlerdi. Her buluşmaları yaşama yepyeni danslar ve
şarkılar, unutulmaz büyük hazlar ve onları özenle ve sabırla
büyütüp besleyen küçük acılar yaratıyordu. Meri Met
dokundukça varlığının her noktasını yeniden keşfediyor ve
bunları Met'e tüm gücüyle gösteriyordu. Met Meri'nin
dokunuşlarındaki değişimleri hissettikçe teninde ve zihninde
yepyeni mutluluk tanımları yapıyor, bunları küçük kıpırtılarla
Meri'ye gönderiyordu. Met ve Meri birlikte uzayın ve zamanın
sonsuzluğuna gidiyorlardı. Evrende kaybolan çığlıkları
bedenlerinde ve tenlerinde, akıllarında ve zihinlerinde unutulmaz
izler bırakıyordu. Işık hızında etkileşim çağında bile
böyle büyük güzellikleri yaşayabilmek bir şanstı. Meri, Met,
Oria ve Kara arasındaki ilişkiler çok özeldi. Pek az kişi onlara
yaklaşabiliyordu. Ten Sistemi ve Zihin Sistemi içerisindeki tüm
diğer tencilerin ve zihincilerin arasında, yaşam oyunlarını
günün birinde büyük dört kadar iyi oynayabileceğini düşündüren
hiç kimse yoktu. Bu yüzden tencilerin ve zihincilerin en büyük
hayali, onlardan biriyle küçük bir karşılaşma yapabilmekti.
Ama çözülmesi en zor
olan zihinden ve tenden gelen farklılıkların yarattığı sorunlar
değildi. Evrenin geçmişinden gelen tüm bilgileri geleceğe
açılmakta olan yolları da inceleyerek değerlendirdiği halde Meri
ruhların varlıklarının ve çatışmalarının sırlarını çözme
yolunda pek ilerleyememişti. Hiçbir bilgi, Met ile Meri ve Oria ile
Kara arasındaki karmaşık etkileşimi ve ilişkileri açıklamak
için yeterli olmuyordu. Bu bilinmezlik onlarla başlamamıştı.
Bakara ve Anmeri'nin, Banoria ve Metiana'nın durumları da çok
anlaşılır değildi. Milyarlarca küçücük nokta içerisindeki bu
dörder noktayı, kendi dönemlerinde yaşamış herkesten farklı
kılan ve onlarla herkes arasında çok güçlü bağlar
kurulabilmesini sağlayan özellik neydi? Meri bunu açıklamak için,
bedenlerde tenlerde akılla beslenerek zihinlerin yarattığı ruhlar
dışında bir neden bulamıyor, getirebildiği hiçbir açıklamayı
da yeterli görmüyordu. Ruhların anlaşılamaz çatışmaları,
geleceklerini belirlemeye devam ediyordu. Meri söylediklerinin
anlamını pek de düşünmeden mırıldandı.
"Ben bu saç değilim,
ben bu ten değilim. Ben içinde yaşadığım ruhum."

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder