2 Ekim 2019 Çarşamba

RUHLARIN ÇATIŞMASI, 1 Haziran 2084, Perşembe


Meri ruhunda tarihte var olmuş tüm ruhların varlığını ve yokluğunu hissediyordu.

Teni anlamak kolaydı. Acı ve haz, bedenin evrenle etkileşiminin çok kolay tanımlarını yapabiliyordu. Dış dünyanın dokunuşları özenli bir yumuşaklıkla geldiklerinde mutluluk veriyorlar, unutulmayacak hazlara dönüşüyorlardı. Dokunuşlar değişmedikçe yeni öyküler yazılmıyor, yalnızca sessizlik ve huzur oluyordu. Dokunuşlar sertleşip yumuşadıkça önce hazın anlamı ve değeri büyüyor, küçük bir acıları izleyen hazlar büyük mutluluklar veriyordu. Dokunuşlar çok sertleşince, acının katı ve sonsuz görünen egemenliği başlıyordu. Güçlü dokunuşlar evreni ele geçiriyor, tenleri kontrol ediyorlar, bedenin evrenle konuşma yollarını belirliyorlardı. Tenin içini ve dışını görebilen, bedenle uzayın sonsuzluğu arasında bir bağ kurmaya çalışan Zihni anlamak zordu. Kendine ve çevresine, dünyaya ve evrene yalanlar söylüyor, yeni gerçekler yaratmaya çalışıyordu. Zihinciler bu esneklik içinde büyümüş ve gelişmişler, yaşamın maddeden gelen akıllı yansımalarını kalan kaynakları en az ve en iyi şekilde kullanarak bulmaya ve bu organik yansımalarda hep birlikte, özgür ve eşit olarak yaşamaya çalışmışlardı. Tenciler ise madde kaynaklarını en alt düzeylerde kullanarak sonsuzluğa ulaşmak için yaşamı, tenlerin içiyle dışı arasındaki ilişkiyi düzenleyen bir sistem kurarak sürdürmeye çalışmışlardı. Anmeri'nin ve Bakara'nın zihinleri çatışmış, zihincilerin düşünceleriyle tencilerin kuramları ortak bir noktada buluşamamış, dünya kendisini bir kez daha uzlaşmaz bir karşıtlığın yarattığı acıların içinde bulmuştu. Sonuçlar eskisi kadar korkunç değildi ama yine de yaşamları çok etkilemiş, insanların birbirlerinden ve gelecekten uzaklaşıp küçük hücrelerine kapanmalarına, büyük sıkıntılar çekmelerine neden olmuştu. Meri tüm bunları hatırladıkça büyük bir üzüntü duyuyordu. Işık hızında çoklu ve sürekli iletişim bile insanların birbirlerini anlamalarını ve anlaşmlarını sağlayamamıştı.

Ama çözülmesi en zor olan zihinden ve tenden gelen farklılıkların yarattığı sorunlar değildi. Tüm bunların dünyanın ve evrenin değişik bölgelerine dağıttığı ruhların gerçeğini anlamak ve onları buluşturabilmek, belki de evreni ve yaşamı yeniden yaratmak kadar zordu. Geçmişe şöyle bir baktığında Meri, Bakara'yı ve Anmeri'yi, Banoria'yı ve Metiana'yı anlıyordu. Kara'nın ve kendisinin, Oria'nın ve Met'in nasıl bir geçmişten geldiklerini, niçin tenleri ve zihinleriyle kendi bedenlerinde buluşmuş olduklarını açıklayabiliyordu. Oria'nın yumuşaklığını hissettiğinde yaşamın anlamının sonsuzluğuna ulaştığını hissetmişti. Kara'nın onun için tasarladığı her oyun, Meri için yaşamın bir anlamı olabilirdi. Met ona dokunduğundaysa Meri geçmişi ve geleceği unutuyor, evrenin tüm bulmacalarının asla erişilemeyecek tatlar vererek çözüldüğünü hissediyordu. Yaşamının değişik dönemlerinde ulaşabildiği her güzellik, ona yeni yollar açarak beklemediği geleceklere götürmüştü. Met, yaşamının ve mutluluğunun doruğu olmuştu. Bedenleri özgürlükte buluşmuş, zihinleri ve tenleri yaşamın sonsuzluğunu hazla görmüş, dinlemiş, koklamış, tatmış, dokunarak evrensel gerçekler dönüştürmüş ve yaşamışlardı. Met ve Meri birbirlerine dokundukları anda yaşamın anlamını unutmuşlar ve bulmuşlardı. Meri evrende, uzayda ve zamanda onlar kadar mutlu başka iki insan olabileceğine asla inanamazdı. Met onun gözlerine baktığı anda Meri yeni bir insan oluyordu. Meri'nin gözleri bu yeni insanın sıcaklığıyla bakarken, Met'in gözleri onun bedenine ve tenine kilitleniyor, aklını ve zihnini ele geçiriyordu. Her buluşmalarında tenleri ve zihinleri yeni diller bularak konuşuyor, basit gerçeklerinden derin anlamlar çıkarıyorlardı. Evreni ve var olmanın değerini, sonsuzluğu ve yok olmanın hafifliğini hissediyorlardı. Meri ve Met dokunuşlarını tenlerinin ve zihinlerinin her noktasında birbirlerine hissettirdikçe yeniden doğuyorlardı. Met dokundukça Meri var olmanın olağanüstülüğünü yaşıyordu. Meri Met'in dokunuşlarının etkisiyle coştukça, Met yaşadığı her anda kendi anlamını biraz daha büyütüyor, yeni güzellikler bularak dokunuyordu. Met ve Meri evrenlerini büyütmeyi ve birbirlerini birlikte yarattıkları sonsuzluklara taşımayı çok iyi öğrenmişlerdi. Her buluşmaları yaşama yepyeni danslar ve şarkılar, unutulmaz büyük hazlar ve onları özenle ve sabırla büyütüp besleyen küçük acılar yaratıyordu. Meri Met dokundukça varlığının her noktasını yeniden keşfediyor ve bunları Met'e tüm gücüyle gösteriyordu. Met Meri'nin dokunuşlarındaki değişimleri hissettikçe teninde ve zihninde yepyeni mutluluk tanımları yapıyor, bunları küçük kıpırtılarla Meri'ye gönderiyordu. Met ve Meri birlikte uzayın ve zamanın sonsuzluğuna gidiyorlardı. Evrende kaybolan çığlıkları bedenlerinde ve tenlerinde, akıllarında ve zihinlerinde unutulmaz izler bırakıyordu. Işık hızında etkileşim çağında bile böyle büyük güzellikleri yaşayabilmek bir şanstı. Meri, Met, Oria ve Kara arasındaki ilişkiler çok özeldi. Pek az kişi onlara yaklaşabiliyordu. Ten Sistemi ve Zihin Sistemi içerisindeki tüm diğer tencilerin ve zihincilerin arasında, yaşam oyunlarını günün birinde büyük dört kadar iyi oynayabileceğini düşündüren hiç kimse yoktu. Bu yüzden tencilerin ve zihincilerin en büyük hayali, onlardan biriyle küçük bir karşılaşma yapabilmekti.

Ama çözülmesi en zor olan zihinden ve tenden gelen farklılıkların yarattığı sorunlar değildi. Evrenin geçmişinden gelen tüm bilgileri geleceğe açılmakta olan yolları da inceleyerek değerlendirdiği halde Meri ruhların varlıklarının ve çatışmalarının sırlarını çözme yolunda pek ilerleyememişti. Hiçbir bilgi, Met ile Meri ve Oria ile Kara arasındaki karmaşık etkileşimi ve ilişkileri açıklamak için yeterli olmuyordu. Bu bilinmezlik onlarla başlamamıştı. Bakara ve Anmeri'nin, Banoria ve Metiana'nın durumları da çok anlaşılır değildi. Milyarlarca küçücük nokta içerisindeki bu dörder noktayı, kendi dönemlerinde yaşamış herkesten farklı kılan ve onlarla herkes arasında çok güçlü bağlar kurulabilmesini sağlayan özellik neydi? Meri bunu açıklamak için, bedenlerde tenlerde akılla beslenerek zihinlerin yarattığı ruhlar dışında bir neden bulamıyor, getirebildiği hiçbir açıklamayı da yeterli görmüyordu. Ruhların anlaşılamaz çatışmaları, geleceklerini belirlemeye devam ediyordu. Meri söylediklerinin anlamını pek de düşünmeden mırıldandı.

"Ben bu saç değilim, ben bu ten değilim. Ben içinde yaşadığım ruhum."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder