Meri geçmişte olmayan
etik değerler gerekçe gösterilerek yapılan baskıları,
çektirilen ve çekilen acıları düşündükçe tarihe isyan
ediyordu. Mata Hari'yi yeterince tanımıyordu ama Kara'nın duyduğu
öfke ve nefretin nedenini anlıyordu. Marki de Sade'ın tam olarak
kim olduğunu ve ne yapmak istediğini bilmiyordu ama geçmişte
yaşanmış gerçekliklerin korkunçluğunu düşündükçe onun
başkalarına acı çektirmekten zevk alan bir zalimden çok kişisel
yaşam alanlarında yeni çözümler bulmaya çalışan bir
araştırmacı olabileceğini düşünüyordu. Met'teki kadar güçlü
ve sağlam olmasa da, Meri'de de son derece gelişmiş bir insanlık
ve yaşam pusulası vardı. Yaşadığı veya yakından ya da uzaktan
tanık olduğu her olayı doğanın ve evrenin, uzayın ve zamanın,
sonsuzluğun ve sınırlılığın, yaşamın ve ölümün bir
parçası olarak değerlendiriyordu. Aslında Met'i, Meri'yi, Oria'yı
ve Kara'yı diğerlerinden farklı yapan; baktıklarını görebilme
ve gördüklerinin arkasında saklı olanları kavrayabilme
güçleriydi. Dördünü zamanın ve uzayın bu özel kesişme
noktasında bir araya getiren de birbirlerinin duygu ve düşüncelerini
anlık olarak görüp izleyebilen, hissedip yaşayabilen milyarlarca
insanın içindeki ve aralarındaki farklılıkları çok iyi
görebilmeleri, anlayabilmeleri, onlara kendi yaşamlarında somut
anlamlar katarak geliştirebilmeleri ve başkalarına
yansıtabilmeleriydi. Oria'nın bir duygusunu bir anda yüz binlerce
kişi hissediyordu. Meri'nin küçük bir buluşu yüz binlerce
farklı zihnin katkısıyla bir anda çağların ötesine taşan bir
kurama dönüşüyordu. Kara'nın tenlere gönderdiği özenle
tasarlanmış mesajlar yalnızca güven, haz, acı, korku, sevinç,
rahatlık ve mutluluk taşımıyor, yaşamın kendisi oluyor,
sistemindekilere kendi başlarına asla düşünüp bulamayacakları
güzellikler yaşatıyordu. Met ve Meri özgürlüğün ve özgünlüğün
değerine inanmasa, yaşamın ancak onlarla değer kazanabileceğini
düşünmese, Kara'nın sisteminin kusursuzluğuna inanarak ona
katılabilirlerdi. Met'in annesinin, Meri'nin babasının çocuklarına
açtıkları yol buna izin vermiyordu. Doğanın gücüne ve yaşamın
doğallığına inanıyorlar, toprağa ve denizlere, ormanlara ve
gökyüzüne, zamanın ve uzayın sonsuzluğuna, evrenin bilinen ve
bilinmeyen tüm güzelliklerine onun koyduğu sınırlar içinde
olabildiğince yakın olmak, kendi yollarında ve kendi sürelerinde
yürüyerek yaşam yolculuklarını doğdukları gibi yaşamak,
gerçekleştirmek ve bitirmek istiyorlardı.
"Sonsuza dek benimle
birlikte olmak ister misin?" diye sormuştu bir gün Meri. "Sana
seni sonsuzlukta kaybetmeyecek kadar çok değer veriyorum"
demişti Met.
Meri tarihe baktıkça
gördüğü akıl almaz yanlışlara inanamıyordu. Zaferlerin ve
başarıların öyküsü olduğu söylenen ve sanılan tarih, aslında
yalnızca yapılan aptalca hataların bir kaydıydı. Güzellikler
cehaletin gücüyle yok ediliyor, şanlı zaferler oluyorlardı.
Çocukların yaşam sevgileri bitiriliyor, bu sürece eğitim
deniyordu. Çocukların ve yetişkinlerin kanlarıyla
yıkanacaklarını söyleyenler yüceltiliyordu. Bunu yapabilenler
güçleniyor, geleceği belirliyorlardı. İnsan olmanın, insanca
güzelliği korumanın bedeli hep çok ağır olmuştu. Ahlaksızlığın
ahlakını geliştirenler, ölümün çeşitli adlar taktıkları
ahlakına yaslanarak yaşama düşman olmuşlardı. Çocukları ve
geleceği öldürerek, kendi güçlerini büyütmüşlerdi.
Çekilen tüm bu acılara
karşın, yine de insanlığın büyük bir zafer kazanmış
olduğunu düşündü Meri. Zihinciler de, tenciler de yenilse;
çocuklar mutlaka güven içinde olacaktı. Bebekler katledilmeyecek,
çocuklara büyük acılar çektirilmeyecek, onlara yaşayabilecekleri
aydınlık ve güzel bir dünya bırakılacaktı. Kara'ya bu konuda
en az kendisine olduğu kadar güveniyordu Meri. İnsan önce insan
olmuş, insanlığın değeriniyse çok sonra anlayabilmişti. Bu
konuda Anmeri'yle Bakara'nin, Meri'yle Kara'nın arasında en küçük
bir uyuşmazlık yoktu. Yine de doğal yaşamla gelecek özgürlüğün
insanlık için daha iyi olacağına inanıyordu Meri ve çocukların
bir ten sistemine sıkışmış olarak değil, bedenlerinin ve
akıllarının getireceği sonlu güzelliklerle yaşamalarının daha
iyi olacağına inanıyordu.
Ona sevgiyle bakmakta olan
Met'e büyük bir sevgiyle baktı.
"Bizim çocuklarımız
olur mu, düşlediğimiz dünyada yaşayabilirler mi, özlediğimiz
geleceklerle buluşabilirler mi sevgilim?" diye sordu.
"Yaşam umuttur Meri"
dedi Met.
Meri evreni yeniden
kazanmış gibi sevindi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder