2 Ekim 2019 Çarşamba

AHLÂKSIZLIĞIN AHLÂKI, 12 Şubat 2084, Cumartesi

Meri geçmişte olmayan etik değerler gerekçe gösterilerek yapılan baskıları, çektirilen ve çekilen acıları düşündükçe tarihe isyan ediyordu. Mata Hari'yi yeterince tanımıyordu ama Kara'nın duyduğu öfke ve nefretin nedenini anlıyordu. Marki de Sade'ın tam olarak kim olduğunu ve ne yapmak istediğini bilmiyordu ama geçmişte yaşanmış gerçekliklerin korkunçluğunu düşündükçe onun başkalarına acı çektirmekten zevk alan bir zalimden çok kişisel yaşam alanlarında yeni çözümler bulmaya çalışan bir araştırmacı olabileceğini düşünüyordu. Met'teki kadar güçlü ve sağlam olmasa da, Meri'de de son derece gelişmiş bir insanlık ve yaşam pusulası vardı. Yaşadığı veya yakından ya da uzaktan tanık olduğu her olayı doğanın ve evrenin, uzayın ve zamanın, sonsuzluğun ve sınırlılığın, yaşamın ve ölümün bir parçası olarak değerlendiriyordu. Aslında Met'i, Meri'yi, Oria'yı ve Kara'yı diğerlerinden farklı yapan; baktıklarını görebilme ve gördüklerinin arkasında saklı olanları kavrayabilme güçleriydi. Dördünü zamanın ve uzayın bu özel kesişme noktasında bir araya getiren de birbirlerinin duygu ve düşüncelerini anlık olarak görüp izleyebilen, hissedip yaşayabilen milyarlarca insanın içindeki ve aralarındaki farklılıkları çok iyi görebilmeleri, anlayabilmeleri, onlara kendi yaşamlarında somut anlamlar katarak geliştirebilmeleri ve başkalarına yansıtabilmeleriydi. Oria'nın bir duygusunu bir anda yüz binlerce kişi hissediyordu. Meri'nin küçük bir buluşu yüz binlerce farklı zihnin katkısıyla bir anda çağların ötesine taşan bir kurama dönüşüyordu. Kara'nın tenlere gönderdiği özenle tasarlanmış mesajlar yalnızca güven, haz, acı, korku, sevinç, rahatlık ve mutluluk taşımıyor, yaşamın kendisi oluyor, sistemindekilere kendi başlarına asla düşünüp bulamayacakları güzellikler yaşatıyordu. Met ve Meri özgürlüğün ve özgünlüğün değerine inanmasa, yaşamın ancak onlarla değer kazanabileceğini düşünmese, Kara'nın sisteminin kusursuzluğuna inanarak ona katılabilirlerdi. Met'in annesinin, Meri'nin babasının çocuklarına açtıkları yol buna izin vermiyordu. Doğanın gücüne ve yaşamın doğallığına inanıyorlar, toprağa ve denizlere, ormanlara ve gökyüzüne, zamanın ve uzayın sonsuzluğuna, evrenin bilinen ve bilinmeyen tüm güzelliklerine onun koyduğu sınırlar içinde olabildiğince yakın olmak, kendi yollarında ve kendi sürelerinde yürüyerek yaşam yolculuklarını doğdukları gibi yaşamak, gerçekleştirmek ve bitirmek istiyorlardı.

"Sonsuza dek benimle birlikte olmak ister misin?" diye sormuştu bir gün Meri. "Sana seni sonsuzlukta kaybetmeyecek kadar çok değer veriyorum" demişti Met.

Meri tarihe baktıkça gördüğü akıl almaz yanlışlara inanamıyordu. Zaferlerin ve başarıların öyküsü olduğu söylenen ve sanılan tarih, aslında yalnızca yapılan aptalca hataların bir kaydıydı. Güzellikler cehaletin gücüyle yok ediliyor, şanlı zaferler oluyorlardı. Çocukların yaşam sevgileri bitiriliyor, bu sürece eğitim deniyordu. Çocukların ve yetişkinlerin kanlarıyla yıkanacaklarını söyleyenler yüceltiliyordu. Bunu yapabilenler güçleniyor, geleceği belirliyorlardı. İnsan olmanın, insanca güzelliği korumanın bedeli hep çok ağır olmuştu. Ahlaksızlığın ahlakını geliştirenler, ölümün çeşitli adlar taktıkları ahlakına yaslanarak yaşama düşman olmuşlardı. Çocukları ve geleceği öldürerek, kendi güçlerini büyütmüşlerdi.

Çekilen tüm bu acılara karşın, yine de insanlığın büyük bir zafer kazanmış olduğunu düşündü Meri. Zihinciler de, tenciler de yenilse; çocuklar mutlaka güven içinde olacaktı. Bebekler katledilmeyecek, çocuklara büyük acılar çektirilmeyecek, onlara yaşayabilecekleri aydınlık ve güzel bir dünya bırakılacaktı. Kara'ya bu konuda en az kendisine olduğu kadar güveniyordu Meri. İnsan önce insan olmuş, insanlığın değeriniyse çok sonra anlayabilmişti. Bu konuda Anmeri'yle Bakara'nin, Meri'yle Kara'nın arasında en küçük bir uyuşmazlık yoktu. Yine de doğal yaşamla gelecek özgürlüğün insanlık için daha iyi olacağına inanıyordu Meri ve çocukların bir ten sistemine sıkışmış olarak değil, bedenlerinin ve akıllarının getireceği sonlu güzelliklerle yaşamalarının daha iyi olacağına inanıyordu.

Ona sevgiyle bakmakta olan Met'e büyük bir sevgiyle baktı.

"Bizim çocuklarımız olur mu, düşlediğimiz dünyada yaşayabilirler mi, özlediğimiz geleceklerle buluşabilirler mi sevgilim?" diye sordu.

"Yaşam umuttur Meri" dedi Met.

Meri evreni yeniden kazanmış gibi sevindi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder