"Bana bir insan
yılanı resmi çiz" dedi Met.
"İnsan yılanı"
diye mırıldanarak birkaç kez tekrarladı Meri.
"İnsan yılanı"
diyerek onayladı Met.
Meri çizdi. Met hemen
itiraz etti.
"Fil yutmuş bir
boğanın yılana dönüşmüş resmini istememiştim ki!"
diyerek yaramaz bir çocuk gibi yeri tekmeledi, omzunu silkti, yüzünü
buruşturdu, sırtını dönüp küstü. "İnsan yılanının
resmini istiyorum!"
Meri bir kez daha denedi.
Met yumuşadı. "Tamam" dedi. "Bu biraz benziyor ama
ışıkla değil kâğıtla ve kalemle çizmeni istiyorum. İnsan
yılanına dokunabilmek, kafamı bozarsa yırtıp atabilmek"
istiyorum.
"İşte bu zor"
dedi Meri. "Kâğıt bitti. Artık kimse, hiçbir yerde kâğıt
bulamaz."
"İnsan bulabilir"
diyerek buna da karşı çıktı Met. "İnsan her yerde, her
zaman, her şeyi bulabilir. Bulduklarını görebilir. Gördüklerine
inanabilir. İnandıklarını yok edebilir."
"Öyleyse kâğıdı
da yok etmiş olmalılar, kâğıt artık yok, çoktan bitmiş
olmalı" diyerek yüzünde büyük bir acıyla konuştu Meri.
"Kâğıt yoksa ve
yazılıp çizilen her şey yalnızca ışıksa artık yaşam da
yoktur" dedi Met. "Kağıdı yeniden bulmalısın."
"Ama yok" dedi
Meri. "Onları hiçbir yerde göremedim."
"Bir yerlerde bir
kâğıtlar vardı" dedi Met.
Meri içinde derinleşmiş,
büyümüş, ölümsüzleşmiş büyük bir acıyla inledi.
"Kâğıtlar?"
diye sordu umutsuzca. "Neredeydiler?"

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder