Oria küçücük ellerinin
yalnız kendi geleceğini değil, neredeyse insanlığın da kaderini
belirleyeceğini bilemezdi.
Banoria her şeyiydi.
Annesi, babası, kardeşi, arkadaşı, sevgilisi, yaşamının tüm
güzelliği ve anlamı. Banoria'yı seviyordu. Ona tapıyordu. Onu
sevdikçe güçsüzleşiyor, ona daha çok ihtiyaç duyuyor, yaşamdan
korkuyor ve ona sığınıyordu. Banoria Oria'nın efendisi ve
tanrısıydı. Ama Oria onu, kölesi ve kulu olamayacak kadar çok
seviyordu. Banoria her şeyiydi.
Sığındıkları küçük
hücrede eski çağların gücünü ve değerlerini taşıyan bir
şamdan olmasa, Oria'nın kaderi farklı olabilirdi. Şamdan,
Oria'nın belki tek oyuncağıydı. Dünyayı ve evreni tanımaya
başladığı ilk andan beri ona dokunuyordu. Banoria da şamdanı
çok seviyordu. Oria'ya dünyayı ve tarihi, yaşamı ve ölümü,
güzellikleri ve çirkinlikleri, iyilikleri ve kötülükleri onunla
anlatıyordu. Oria Banoria'yı çok seviyor, Ona tapıyordu. Sevdikçe
güçsüzleşiyor, ona daha çok ihtiyaç duyuyor ve yaşamdan daha
çok korkuyor, ona daha çok sığınıyordu. Yaşamlarına dışarıdan
gelip giren pek az kişi vardı. İçlerinden ikisi Oria'da özel
izler bırakmış, Banoria'dan bile iri ve güçlü olan birisi
geleceğini belirlemişti. O iki kişi asla aynı zamanda gelmiyordu.
Küçük olan yanlarındayken tanrıları Banoria oluyordu. Banoria
onu seviyor, okşuyordu. Oria onu çok kıskanıyor, ağlıyordu.
Banoria gülüyor, Oria'yı da sevip okşuyordu. Oria küçük olanın
çıkardığı sesleri çıkaramıyor, yaptığı hareketleri
yapamıyor, kendinde bir eksiklik, bir yanlışlık olduğunu
düşünüyordu. Küçük konuk Banoria kadar şefkatli olabiliyordu.
Oria'ın üzüldüğünü gördükçe onu öpüyor, "Sen çok
hoş bir genç olacaksın, Banoria'n seni çok seviyor, ben de çok
seviyorum, kendine ve yaşama güven, bedenini tenini ruhunu tenini
bizi evreni sev, evrene inan" diyordu. Ama büyük ve sert konuk
yumuşak konuşmayı ve dokunmayı hiç bilmiyordu. İçeri girdiği
anda herkesin yaşayacaklarını ve geleceğini belirleyen o
oluyordu. Konuştuğunda Oria'nın dizlerinin bağı çözülüyordu.
Sert sesle bir şey istediğinde eli ayağına dolaşıyordu. Bağırıp
öfkelendiğinde kaçıp yok olmak istiyor ama korkudan
kıpırdayamıyordu. Ona dokunup vuracak kadar yakın olduğundaysa
titremeye ve ağlamaya başlıyordu. Artık Büyük Konuk ne isterse
yapmaya hazırdı, onun kölesiydi. Banoria ve Küçük Konuk Oria'yı
korumaya vve rahatlatmaya çalışıyorlardı. Bazen başarılı
oluyorlardı Bazı durumlardaysa Oria Büyük Konuk'un elinde çaresiz
kalıyordu. Küçücük bedeni ve elleri onun isteklerine boyun
eğiyordu. Oria'nın canını ve içini en çok acıtan şamdan
oyunuydu. Büyük Konuk Oria'dan şamdanın yanında hareketsiz
durmasını istiyor, en küçük bir kıpırtısında sert bir tokat
atıyordu. Darbelerin şiddeti her defasında büyüyordu. Oria
durdukça konuk şamdandaki irili ufaklı uzun kısa mumları birer
birer alarak önce usulca, sonra sertleşen hareketlerle Oria'nın
teninde gezdiriyordu. Bazen küçük, bazen daha büyük acılar
veriyordu. Oria korkup titredikçe sanki mutlu oluyordu. Oyun değişik
zamanlarda değişik biçimler alıyordu ama Oria'nın çektiği acı
ve korkusu değişmiyordu.
Günün birinde Büyük
Konuk Oria'nın kabullenebileceği sınırı aştı. Oria sessizce
şamdana uzanıp sıkıca kavradı. Acele etmeden, dikkatle yukarı
kaldırdı. Büyük Konuk onunla uğraşmayı sürdürüyordu. Oria
şamdanı bütün gücüyle tuhaf sesler çıkaran tuhaf yaratığın
kafasına indirdi. Büyük Konuk düştü ve hareketsiz kaldı.
Banoria Oria'dan özür
diledi ve onu rahatlatmaya çalıştı ama Oria Kara'yla tanışana
kadar kendine gelemedi. Bir kurban olduğunu bildiği halde katil
olmanın acısına katlanamıyordu. Kara onu küçük bir çocuk gibi
sevip okşadı. Kendine gelmesini, insan olduğunu ve yaşamın
belirsizliklerine katlanması gerektiğini anlamasını sağladı.
Oria bir daha asla eskisi gibi olamasa da, yaşama geri döndü.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder