2 Ekim 2019 Çarşamba

ORİA'NIN ELLERİ, 14 Eylül 2084, Perşembe

Oria küçücük ellerinin yalnız kendi geleceğini değil, neredeyse insanlığın da kaderini belirleyeceğini bilemezdi.

Banoria her şeyiydi. Annesi, babası, kardeşi, arkadaşı, sevgilisi, yaşamının tüm güzelliği ve anlamı. Banoria'yı seviyordu. Ona tapıyordu. Onu sevdikçe güçsüzleşiyor, ona daha çok ihtiyaç duyuyor, yaşamdan korkuyor ve ona sığınıyordu. Banoria Oria'nın efendisi ve tanrısıydı. Ama Oria onu, kölesi ve kulu olamayacak kadar çok seviyordu. Banoria her şeyiydi.

Sığındıkları küçük hücrede eski çağların gücünü ve değerlerini taşıyan bir şamdan olmasa, Oria'nın kaderi farklı olabilirdi. Şamdan, Oria'nın belki tek oyuncağıydı. Dünyayı ve evreni tanımaya başladığı ilk andan beri ona dokunuyordu. Banoria da şamdanı çok seviyordu. Oria'ya dünyayı ve tarihi, yaşamı ve ölümü, güzellikleri ve çirkinlikleri, iyilikleri ve kötülükleri onunla anlatıyordu. Oria Banoria'yı çok seviyor, Ona tapıyordu. Sevdikçe güçsüzleşiyor, ona daha çok ihtiyaç duyuyor ve yaşamdan daha çok korkuyor, ona daha çok sığınıyordu. Yaşamlarına dışarıdan gelip giren pek az kişi vardı. İçlerinden ikisi Oria'da özel izler bırakmış, Banoria'dan bile iri ve güçlü olan birisi geleceğini belirlemişti. O iki kişi asla aynı zamanda gelmiyordu. Küçük olan yanlarındayken tanrıları Banoria oluyordu. Banoria onu seviyor, okşuyordu. Oria onu çok kıskanıyor, ağlıyordu. Banoria gülüyor, Oria'yı da sevip okşuyordu. Oria küçük olanın çıkardığı sesleri çıkaramıyor, yaptığı hareketleri yapamıyor, kendinde bir eksiklik, bir yanlışlık olduğunu düşünüyordu. Küçük konuk Banoria kadar şefkatli olabiliyordu. Oria'ın üzüldüğünü gördükçe onu öpüyor, "Sen çok hoş bir genç olacaksın, Banoria'n seni çok seviyor, ben de çok seviyorum, kendine ve yaşama güven, bedenini tenini ruhunu tenini bizi evreni sev, evrene inan" diyordu. Ama büyük ve sert konuk yumuşak konuşmayı ve dokunmayı hiç bilmiyordu. İçeri girdiği anda herkesin yaşayacaklarını ve geleceğini belirleyen o oluyordu. Konuştuğunda Oria'nın dizlerinin bağı çözülüyordu. Sert sesle bir şey istediğinde eli ayağına dolaşıyordu. Bağırıp öfkelendiğinde kaçıp yok olmak istiyor ama korkudan kıpırdayamıyordu. Ona dokunup vuracak kadar yakın olduğundaysa titremeye ve ağlamaya başlıyordu. Artık Büyük Konuk ne isterse yapmaya hazırdı, onun kölesiydi. Banoria ve Küçük Konuk Oria'yı korumaya vve rahatlatmaya çalışıyorlardı. Bazen başarılı oluyorlardı Bazı durumlardaysa Oria Büyük Konuk'un elinde çaresiz kalıyordu. Küçücük bedeni ve elleri onun isteklerine boyun eğiyordu. Oria'nın canını ve içini en çok acıtan şamdan oyunuydu. Büyük Konuk Oria'dan şamdanın yanında hareketsiz durmasını istiyor, en küçük bir kıpırtısında sert bir tokat atıyordu. Darbelerin şiddeti her defasında büyüyordu. Oria durdukça konuk şamdandaki irili ufaklı uzun kısa mumları birer birer alarak önce usulca, sonra sertleşen hareketlerle Oria'nın teninde gezdiriyordu. Bazen küçük, bazen daha büyük acılar veriyordu. Oria korkup titredikçe sanki mutlu oluyordu. Oyun değişik zamanlarda değişik biçimler alıyordu ama Oria'nın çektiği acı ve korkusu değişmiyordu.

Günün birinde Büyük Konuk Oria'nın kabullenebileceği sınırı aştı. Oria sessizce şamdana uzanıp sıkıca kavradı. Acele etmeden, dikkatle yukarı kaldırdı. Büyük Konuk onunla uğraşmayı sürdürüyordu. Oria şamdanı bütün gücüyle tuhaf sesler çıkaran tuhaf yaratığın kafasına indirdi. Büyük Konuk düştü ve hareketsiz kaldı.

Banoria Oria'dan özür diledi ve onu rahatlatmaya çalıştı ama Oria Kara'yla tanışana kadar kendine gelemedi. Bir kurban olduğunu bildiği halde katil olmanın acısına katlanamıyordu. Kara onu küçük bir çocuk gibi sevip okşadı. Kendine gelmesini, insan olduğunu ve yaşamın belirsizliklerine katlanması gerektiğini anlamasını sağladı. Oria bir daha asla eskisi gibi olamasa da, yaşama geri döndü.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder