2 Ekim 2019 Çarşamba

DOKUNUŞLARIN KISA BİR TARİHİ, 03.03.2084, Cuma


Meri tarihte yapılmış ve kaydedilmiş tüm dokunuşları hissediyordu. Çoğunun onun için bir anlamı yoktu. Bazıları elmaslar kadar değerliydiler. Onları kokuları ve tatlarıyla birlikte görüyor ve duyuyordu. Tenindeki ve zihnindeki dokunuşların kişisel bir tarihini okuyordu. Doğa tarafından yazılmış ve milyonlarca parlak zihin tarafından düzenlenmiş bir gizli rapor üzerinde çalışıyordu. Evrenin dokunuşlarının tarihine tanıklık ediyordu. Bireyler dış dünyalarını kişisel varlıklarının çevresindeki ağlar üzerinden görüyorlardı. Belirli bir zamanda ve yerde görünür olan ortak toplumsal görünüm, yerel ünitelerde yaratılan ve paylaşılan düşüncelerin ve duyguların bir sonucuydu. Tarihteki tüm duygu ve düşünceler, evrene dokunuşun temel önceliği hakkındaki iki temel karşıt varsayım çevresinde gruplanmıştı. Ruhsalcılar iç ve dış dünyalarını görmek için zihni, maddecilerse hayatta kalmak için ihtiyaç duydukları maddeyi seçmişlerdi. Saf bir maddeci veya ruhsalcı olmak mümkün değildi. İçinde yalnızca enerji veya yalnızca madde olan bir sistemde yaşam mümkün değildi. Yaşam sürekli değişimlerin bir sonucuydu. Maddeyle enerji, karanlıkla ışık, bedenler zihin, madde ve ruh, bireyin malzemesi ve ruhu, keşfedilmiş ve henüz keşfedilmemiş olan, görünen ve görünmeyen, bilinen ve bilinmeyen. Kaydedilmiş olan ve kaydedilmiş olmayan her şeyin bir ürünüydü. Meri tarihte kaydedilmiş olan tüm ayrıntılara ulaşabiliyordu. Tüm detaylar kaydedilmemişti. Erişilmemiş ve kaydedilmemiş gerçekler evrende her zaman olmuştu. Zamanlar, uzaylardaki tüm yolculukları tamamlamak için yeterli olmamıştı. Meri tarihte yapılmış ve kaydedilmiş tüm dokunuşları hissediyordu ama tüm tarihlerin daha yüksek ve geniş, daha uzun ve kalıcı perspektiflerle yazılmış daha üst tarihlerin parçaları olduğunu da biliyordu.

Tarihte yapılmış ve kaydedilmiş tüm dokunuşları birbirleriyle yaptıkları dokunuşlarda hissedebilmesi Meri için şaşırtıcı değildi. Met ve Meri, Kara ve Oria dünyalarının ve tarihlerinin kusursuz temsil edilişleriydi. Onların bireysel geçmişlerine ve deneyimlerine bakarak evrendeki tarihlerini ve mevcut durumlarını görmek mümkündü.

Meri geçmişlerinden yansımaları hissediyordu, dokunuşlarla iletilen duygular belli belirsiz acı ve haz arasında gidip geliyordu. Geçiş sırasında denge anları vardı. Acı ve haz iç ve dış etkilere bağlı olarak üç noktada yükseliyor ve alçalıyordu. İç seviye bireyseldi ve acının ve hazzın kişisel kavranışıydı, sosyal seviye dışsaldı ve acı ve haz etkileşimlerinin ortak deneyimleri hakkındaydı. Evrensel seviye geniş ve ortak bir yaşam ve varolma görüşüne varabilmek için bireysel ve sosyal seviyelerin üzerine çıkmak hakkındaydı. Varoluş sözcüğü, yaşayan tüm türleri evrenin çocukları olarak görme kavramını bilimsel olarak tanımlamak için, yaşam biçimlerinin farklı adlarının yerini alıyordu. Bu düşünce yeni değildi ama Anmeri'yle doğal ve sosyal bir yaşam sitemi yaratmanın pratik yöntemleri çalışılmış ve geliştirilmişti. Meri Bakara ve Anmeri arasındaki temel uyuşmazlığın nedenlerini anlamakta hep güçlük çekmişti. Birbirlerini sevdiklerinden emindi. Anmeri tarafından önerilen barışçı sistemi reddetmesinde ve yapay tenler üzerinden bireylerin kontrolü için maddileşmiş bir güç sistemi kullanma ısrarında Bakara'nın nedeni ne olabilirdi? Her şeyi önceden belirlenmiş davranış kalıplarıyla ve açgözlülükle açıklamak mümkün olabilir miydi?

Meri'nin teninde hissettiği ilk dokunuş suydu. Rahatlatıcıydı, onu sarıyordu ve güven veriyordu. Yaşamın mucizesini varlığında hissediyordu. Yaşam ve su özgürlüktü. Doğmuştu.

Sonraki dokunuş açlıktı. Su her yerdeydi ama hayatta kalmak için enerjiye ihtiyacı vardı. Yiyecek bulmalıydı. Bulabildiği zaman rahatlıyor ve mutlu oluyordu.

Meri'nin teninde hissettiği üçüncü dokunuş topraktı. Şimdi uçsuz bucaksız topraklarda hareket ediyordu. Yeni yaşamın hızı ve daha geniş alanların keşfedilmesi harikaydı.

Meri şimdi susamıştı. Su eskisi kadar her yerde değildi. Onu bulması gerekiyordu. Onu bulabildiği zaman hayatta kalabilirdi. Eğer bulamazsa kısa zamanda ölürdü.

Meri'nin hissettiği beşinci dokunuş, bir evin koruyuculuğuydu. Doğmadan önce içinde yaşadığı mağara gibiydi. Su ve yiyecek yeni evine getiriliyordu. Ev, onu dışarıdaki tehlikelerden koruyordu.

Meri evlerin nasıl hızlı değiştiğini ve köylerin, kasabaların, şehirlerin ve ülkelerin parçaları olarak büyüdüğünü görerek şaşırdı. Dokunuşlar artık yalnızca ellerle ve basit araçlarla değildi. Başkalarını ve doğayı öldürebilen güçlü yeni araçlar vardı. Meri'nin seyredebildiği çok fazla katliam sahnesi vardı. Haz ve acı artmıştı. Hedonizm ve işkence aynı zamanda olarak var oluyordu. Görmek ve gerçeği açığa çıkarmak vahşice cezalandırılıyordu. Mevcut sistemleri desteklemek cömertçe ödüllendiriliyordu.

Meri'nin hissettiği yedinci dokunuş küresel bir sistemin koruyuculuğuydu. Savaşlar ve ülkeler, ırklar ve uluslar artık geride kalmıştı. Çocuklar ve yaşam, Bakara ve Anmeri'nin sistemi tarafından kusursuzca korunuyordu. Dünyaları için en iyi geleceği inşa etmeye çalışıyorlardı. Ancak, başlangıçta pek önemli görünmeyen bir uyuşmazlık beklenmedik bir şekilde büyüdü. Meri daha sonra temel nedenin, Bakara ve Anmeri tarafından yapılan insan tanımları arasındaki farklar olabileceğini düşündü. Meri içinde yaşadıkları tarih bölümünün tam ayrıntılarını okuduğunda, rekabetin doğal yolunu izlemek yerine bir anlaşma yapmadıkları için, ikisinin de kısa süre sonra çok üzgün olacakları sonucuna varmıştı. Maliyetler hem tencilerin, hem de zihincilerin gelecekleri için çok yüksek olmuştu. Hepsinin neler kaybetmiş oldukları Bakara ve Anmeri'nin, Oria ve Kara'nın ve Merilia ve Metilius'un öykülerinde görülüyordu.

Meri birdenbire memesine yumuşakça dokunan bir el fark etti ve zihnindeki tüm diğer düşünceleri derhal unuttu. Yaşamın gücü inanılmazdı, şimdi yeni bir deneyim için boş bir zihin ve bedenle tüm karanlıklardan uzaklaşmıştı. Dikkatle planlamış bir düşünce ve uygulanmış dokunuş bireysel tenlere ve zihinlere sonsuz ve ebedi anlamlar verebiliyordu. Dokunuşun kaynağını ve tipini anlamaya çalıştı ama dokunan devam ettikçe her şeyi unuttu ve kendini esrarengiz haz kaynağına bıraktı. Gizem şimdi bekliyor, Meri'nin bedenini ve yüzünü seyrediyordu. Meri bir sonraki dokunuşa bir an önce kavuşmayı çok istiyordu ana ziyaretçisinin hareketlerini değiştirmek için yapabileceği bir şey yoktu. Gizem Meri'nin pozisyonunu sabırla ayarladı, bedeninin çevresine planlanmış temas kaynaklarını yerleştirdi ve tetikleyicileri en düşük seviyeden başlattı. Meri oturumun kusursuzluğunu hissederek şaşırmıştı, Gizem'in, daha önce bir deney yaşamış olduğu herkesten nasıl daha başarılı olabildiğini merak ediyordu. Meri her zaman kendini anlamaya çalışmıştı ama epet fazla bilgi kazandığı halde varlığının sırlarını tümüyle çözmeyi başaramamıştı. Yaşamakta olduğu temaslar onu kendisinden çok daha iyi tanıyan biri tarafından yapılıyordu. Meri tenindeki her noktayı Oria'yla ve daha sonra Met'le denemişti ama şu anda yaşamakta olduğu hareketlerin gücünü hiçbir zaman hissetmemişti. Gizem, Meri'nin varlığını yeniden tanımlıyordu. ve teninin her ayrı bölümünde, tüm zihninde ve bedeninde yeni öyküler yazıyordu. Meri yaşamın görmüş ve yaşamış olduğu her şeye, varlığına eklenmekte olduğunu hissetti. Gizem'in gölgesi, Meri'nin teni üzerinde uygulanmakta olan hareketlerden gurur duyarak güvenle hareket ediyordu. Meri kendisini teninin üzerinde herhangi bir sınır olmadan her yere giderek hareket eden gölgeye bırakmıştı. Gölge, acının ve hazzın seviyeleri son aşamayı yaşamak için Meri'nin kontrolsüz hareketlerinin başlamasına yetecek kadar yükseltilinceye kadar görünür olmamıştı.

Meri'nin teninde hissettiği son dokunuş Kara'ydı. Ona kontrollü acı ve haz vermeye devam ediyordu. Meri hazla mutluydu, beklenmedik acılarla kötü hissediyordu. Kara seviyeleri dikkatle ve beceriyle kontrol ediyordu. Meri Kara'yı seviyor ve ondan nefret ediyordu. Onu yaşamın anlamı ve düşmanı olarak görüyordu. Gerçek yaşama inancı onu Kara tarafından sunulan her şeyi reddetmeye zorluyordu. Ama ölüm korkusu bunu yapmasına engel oluyordu. Kara'nın vereceği her acıyı ve zevki önceden kabul ederek, yaşamını onun hünerli ellerine bırakıyordu. Met'e baktı. "Yaşam bu olamaz sevgilim" dedi. "Bunu durdurmalıyız, yaşamı ölüm biçimini kesinlikle durdurmalıyız."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder