Meri tarihte yapılmış
ve kaydedilmiş tüm dokunuşları hissediyordu. Çoğunun onun için
bir anlamı yoktu. Bazıları elmaslar kadar değerliydiler. Onları
kokuları ve tatlarıyla birlikte görüyor ve duyuyordu. Tenindeki
ve zihnindeki dokunuşların kişisel bir tarihini okuyordu. Doğa
tarafından yazılmış ve milyonlarca parlak zihin tarafından
düzenlenmiş bir gizli rapor üzerinde çalışıyordu. Evrenin
dokunuşlarının tarihine tanıklık ediyordu. Bireyler dış
dünyalarını kişisel varlıklarının çevresindeki ağlar
üzerinden görüyorlardı. Belirli bir zamanda ve yerde görünür
olan ortak toplumsal görünüm, yerel ünitelerde yaratılan ve
paylaşılan düşüncelerin ve duyguların bir sonucuydu. Tarihteki
tüm duygu ve düşünceler, evrene dokunuşun temel önceliği
hakkındaki iki temel karşıt varsayım çevresinde gruplanmıştı.
Ruhsalcılar iç ve dış dünyalarını görmek için zihni,
maddecilerse hayatta kalmak için ihtiyaç duydukları maddeyi
seçmişlerdi. Saf bir maddeci veya ruhsalcı olmak mümkün değildi.
İçinde yalnızca enerji veya yalnızca madde olan bir sistemde
yaşam mümkün değildi. Yaşam sürekli değişimlerin bir
sonucuydu. Maddeyle enerji, karanlıkla ışık, bedenler zihin,
madde ve ruh, bireyin malzemesi ve ruhu, keşfedilmiş ve henüz
keşfedilmemiş olan, görünen ve görünmeyen, bilinen ve
bilinmeyen. Kaydedilmiş olan ve kaydedilmiş olmayan her şeyin bir
ürünüydü. Meri tarihte kaydedilmiş olan tüm ayrıntılara
ulaşabiliyordu. Tüm detaylar kaydedilmemişti. Erişilmemiş ve
kaydedilmemiş gerçekler evrende her zaman olmuştu. Zamanlar,
uzaylardaki tüm yolculukları tamamlamak için yeterli olmamıştı.
Meri tarihte yapılmış ve kaydedilmiş tüm dokunuşları
hissediyordu ama tüm tarihlerin daha yüksek ve geniş, daha uzun ve
kalıcı perspektiflerle yazılmış daha üst tarihlerin parçaları
olduğunu da biliyordu.
Tarihte yapılmış ve
kaydedilmiş tüm dokunuşları birbirleriyle yaptıkları
dokunuşlarda hissedebilmesi Meri için şaşırtıcı değildi. Met
ve Meri, Kara ve Oria dünyalarının ve tarihlerinin kusursuz temsil
edilişleriydi. Onların bireysel geçmişlerine ve deneyimlerine
bakarak evrendeki tarihlerini ve mevcut durumlarını görmek
mümkündü.
Meri geçmişlerinden
yansımaları hissediyordu, dokunuşlarla iletilen duygular belli
belirsiz acı ve haz arasında gidip geliyordu. Geçiş sırasında
denge anları vardı. Acı ve haz iç ve dış etkilere bağlı
olarak üç noktada yükseliyor ve alçalıyordu. İç seviye
bireyseldi ve acının ve hazzın kişisel kavranışıydı, sosyal
seviye dışsaldı ve acı ve haz etkileşimlerinin ortak deneyimleri
hakkındaydı. Evrensel seviye geniş ve ortak bir yaşam ve varolma
görüşüne varabilmek için bireysel ve sosyal seviyelerin üzerine
çıkmak hakkındaydı. Varoluş sözcüğü, yaşayan tüm türleri
evrenin çocukları olarak görme kavramını bilimsel olarak
tanımlamak için, yaşam biçimlerinin farklı adlarının yerini
alıyordu. Bu düşünce yeni değildi ama Anmeri'yle doğal ve
sosyal bir yaşam sitemi yaratmanın pratik yöntemleri çalışılmış
ve geliştirilmişti. Meri Bakara ve Anmeri arasındaki temel
uyuşmazlığın nedenlerini anlamakta hep güçlük çekmişti.
Birbirlerini sevdiklerinden emindi. Anmeri tarafından önerilen
barışçı sistemi reddetmesinde ve yapay tenler üzerinden
bireylerin kontrolü için maddileşmiş bir güç sistemi kullanma
ısrarında Bakara'nın nedeni ne olabilirdi? Her şeyi önceden
belirlenmiş davranış kalıplarıyla ve açgözlülükle açıklamak
mümkün olabilir miydi?
Meri'nin teninde
hissettiği ilk dokunuş suydu. Rahatlatıcıydı, onu sarıyordu ve
güven veriyordu. Yaşamın mucizesini varlığında hissediyordu.
Yaşam ve su özgürlüktü. Doğmuştu.
Sonraki dokunuş açlıktı.
Su her yerdeydi ama hayatta kalmak için enerjiye ihtiyacı vardı.
Yiyecek bulmalıydı. Bulabildiği zaman rahatlıyor ve mutlu
oluyordu.
Meri'nin teninde
hissettiği üçüncü dokunuş topraktı. Şimdi uçsuz bucaksız
topraklarda hareket ediyordu. Yeni yaşamın hızı ve daha geniş
alanların keşfedilmesi harikaydı.
Meri şimdi susamıştı.
Su eskisi kadar her yerde değildi. Onu bulması gerekiyordu. Onu
bulabildiği zaman hayatta kalabilirdi. Eğer bulamazsa kısa zamanda
ölürdü.
Meri'nin hissettiği
beşinci dokunuş, bir evin koruyuculuğuydu. Doğmadan önce içinde
yaşadığı mağara gibiydi. Su ve yiyecek yeni evine getiriliyordu.
Ev, onu dışarıdaki tehlikelerden koruyordu.
Meri evlerin nasıl hızlı
değiştiğini ve köylerin, kasabaların, şehirlerin ve ülkelerin
parçaları olarak büyüdüğünü görerek şaşırdı. Dokunuşlar
artık yalnızca ellerle ve basit araçlarla değildi. Başkalarını
ve doğayı öldürebilen güçlü yeni araçlar vardı. Meri'nin
seyredebildiği çok fazla katliam sahnesi vardı. Haz ve acı
artmıştı. Hedonizm ve işkence aynı zamanda olarak var oluyordu.
Görmek ve gerçeği açığa çıkarmak vahşice cezalandırılıyordu.
Mevcut sistemleri desteklemek cömertçe ödüllendiriliyordu.
Meri'nin hissettiği
yedinci dokunuş küresel bir sistemin koruyuculuğuydu. Savaşlar ve
ülkeler, ırklar ve uluslar artık geride kalmıştı. Çocuklar ve
yaşam, Bakara ve Anmeri'nin sistemi tarafından kusursuzca
korunuyordu. Dünyaları için en iyi geleceği inşa etmeye
çalışıyorlardı. Ancak, başlangıçta pek önemli görünmeyen
bir uyuşmazlık beklenmedik bir şekilde büyüdü. Meri daha sonra
temel nedenin, Bakara ve Anmeri tarafından yapılan insan tanımları
arasındaki farklar olabileceğini düşündü. Meri içinde
yaşadıkları tarih bölümünün tam ayrıntılarını okuduğunda,
rekabetin doğal yolunu izlemek yerine bir anlaşma yapmadıkları
için, ikisinin de kısa süre sonra çok üzgün olacakları
sonucuna varmıştı. Maliyetler hem tencilerin, hem de zihincilerin
gelecekleri için çok yüksek olmuştu. Hepsinin neler kaybetmiş
oldukları Bakara ve Anmeri'nin, Oria ve Kara'nın ve Merilia ve
Metilius'un öykülerinde görülüyordu.
Meri birdenbire memesine
yumuşakça dokunan bir el fark etti ve zihnindeki tüm diğer
düşünceleri derhal unuttu. Yaşamın gücü inanılmazdı, şimdi
yeni bir deneyim için boş bir zihin ve bedenle tüm karanlıklardan
uzaklaşmıştı. Dikkatle planlamış bir düşünce ve uygulanmış
dokunuş bireysel tenlere ve zihinlere sonsuz ve ebedi anlamlar
verebiliyordu. Dokunuşun kaynağını ve tipini anlamaya çalıştı
ama dokunan devam ettikçe her şeyi unuttu ve kendini esrarengiz haz
kaynağına bıraktı. Gizem şimdi bekliyor, Meri'nin bedenini ve
yüzünü seyrediyordu. Meri bir sonraki dokunuşa bir an önce
kavuşmayı çok istiyordu ana ziyaretçisinin hareketlerini
değiştirmek için yapabileceği bir şey yoktu. Gizem Meri'nin
pozisyonunu sabırla ayarladı, bedeninin çevresine planlanmış
temas kaynaklarını yerleştirdi ve tetikleyicileri en düşük
seviyeden başlattı. Meri oturumun kusursuzluğunu hissederek
şaşırmıştı, Gizem'in, daha önce bir deney yaşamış olduğu
herkesten nasıl daha başarılı olabildiğini merak ediyordu. Meri
her zaman kendini anlamaya çalışmıştı ama epet fazla bilgi
kazandığı halde varlığının sırlarını tümüyle çözmeyi
başaramamıştı. Yaşamakta olduğu temaslar onu kendisinden çok
daha iyi tanıyan biri tarafından yapılıyordu. Meri tenindeki her
noktayı Oria'yla ve daha sonra Met'le denemişti ama şu anda
yaşamakta olduğu hareketlerin gücünü hiçbir zaman
hissetmemişti. Gizem, Meri'nin varlığını yeniden tanımlıyordu.
ve teninin her ayrı bölümünde, tüm zihninde ve bedeninde yeni
öyküler yazıyordu. Meri yaşamın görmüş ve yaşamış olduğu
her şeye, varlığına eklenmekte olduğunu hissetti. Gizem'in
gölgesi, Meri'nin teni üzerinde uygulanmakta olan hareketlerden
gurur duyarak güvenle hareket ediyordu. Meri kendisini teninin
üzerinde herhangi bir sınır olmadan her yere giderek hareket eden
gölgeye bırakmıştı. Gölge, acının ve hazzın seviyeleri son
aşamayı yaşamak için Meri'nin kontrolsüz hareketlerinin
başlamasına yetecek kadar yükseltilinceye kadar görünür
olmamıştı.
Meri'nin teninde
hissettiği son dokunuş Kara'ydı. Ona kontrollü acı ve haz
vermeye devam ediyordu. Meri hazla mutluydu, beklenmedik acılarla
kötü hissediyordu. Kara seviyeleri dikkatle ve beceriyle kontrol
ediyordu. Meri Kara'yı seviyor ve ondan nefret ediyordu. Onu yaşamın
anlamı ve düşmanı olarak görüyordu. Gerçek yaşama inancı onu
Kara tarafından sunulan her şeyi reddetmeye zorluyordu. Ama ölüm
korkusu bunu yapmasına engel oluyordu. Kara'nın vereceği her acıyı
ve zevki önceden kabul ederek, yaşamını onun hünerli ellerine
bırakıyordu. Met'e baktı. "Yaşam bu olamaz sevgilim"
dedi. "Bunu durdurmalıyız, yaşamı ölüm biçimini
kesinlikle durdurmalıyız."

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder