2 Ekim 2019 Çarşamba

FIRTINA, 30.03.2084, Perşembe


Sesler tüm kulakları kaplıyordu. Atmosferin ve okyanusların titreşimleri ses hızında ilerliyordu. Şimşekler ve yıldırımlar, bireysel zihinlerde katlanılmaz acılara neden olarak, ışık hızında korku taşıyorlardı. Yaşam ve gelecek karanlıklaşıyordu. Umut, tüm görünür yansımalardan kayboluyordu. Kalan tek müzik, ölümün senfonisiydi.

Meri büyüklüğünü ve karakterini anlamak için fırtınanın ayrıntılarını dinledi ama güçlü yapılarının içinde saklanmış ölümcül özelliklerini duymamaya ve görmemeye çalıştı. Evrenin, Kara'dan ve sisteminden hâlâ çok daha güçlü olan gücünü hissediyordu. Kara'nın da duyup duymadığını, görüp görmediğini, koklayıp koklamadığını, tadına bakıp bakmadığını; zamansız ve uzaysız ebedi güç ışığın ve karanlığın, varoluşun ve varolmayışın ona dokunup dokunmadığını merak etti. "Hâlâ çok zayıf ve güçsüzüz" diye düşündü. Eliyle yanaklarını ve parmaklarıyla dudaklarını okşayarak Met'in yüzüne dokundu. Onu Kara'nın ve evrenin güçlerinden korumak mümkünmüş gibi, sıkıca ona sarıldı. Teninin her noktasına dokunarak, onu dudaklarından öptü.

"Ben burdayım sevgilim" diye fısıldadı. "Her zaman burada seninle olacağım. Tüm fırtınaların bir sonu vardır. Güneşi yeniden göreceğiz. Kimse, Kara ve sistemi bile bunu önleyemeyecek. Uygarlıklar ve yaşamlar sonludur. Fırtınalar ve karanlıklar da öyle. Güneşi yeniden göreceğiz.

Met gülümsedi. Meri bunun onun söylediklerine bir karşılık mı, yoksa bulanık anılarından gelen bir duygu mu olduğunu anlayamadı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder