Meri dokunuşların çok
uzun geçmişini birdenbire bedeninde ve aklında, teninde ve
zihninde yaşamaya başladı. Bedeni olağanüstü bir mutluluk ve
korkunç bir tükenmişlikle kıvranıyordu. Aklı yaşamın
geçmişine ve geleceğine isyan ederek yaşadığı anları
reddediyor, bedeni evreni bırakıp gitmek istiyordu. Tüm bilgiler
ve izler teninden geliyor, zihninde yeni ve zengin öykülere
dönüşüyordu. Meri sevinç ve korku, haz ve acı, sevgi ve nefret,
şefkat ve hoyratlık, huzur ve tedirginlik, bilmek ve inanmak,
anlamak ve hissetmek, yaşamak ve okumak arasında gidip geliyordu.
Görüntüler ve sesler, tatlar ve kokular anlamını yitiriyordu.
Geriye yalnız, insanlık tarihindeki tüm dokunuşlar kalıyordu.
Meri yakın çevresinden kalan ve uzak geçmişlerden gelen izler ve
yansımalarla sarsılıyor, acılar çekiyor, hazlar alıyor, korku
ve sevinç çığlıkları atıyor, hep bildiği ve henüz hiç
tanımadığı duyguları yaşıyor, eski ve yeni sesler çıkarıyor,
danslar ediyordu. Meri dokunuşların çok uzun geçmişini bedeninde
ve aklında, teninde ve zihninde yaşıyordu.
En son iz, en canlı
olanıydı. Son ayları Kara'yla geçmişti. Kara'nın dokunuşları
onu geçmişin kadınlarına götürüyordu. Onlara büyük acılar
çektirmiş olanlardan en az Kara'nın nefret ettiği kadar nefret
ediyordu. Ama içinde onda olduğu gibi bir öç alma duygusu ve
isteği yoktu. Geçmiş, yaşanmıştı ve bitmişti. İnsanlık
artık güçlüydü. Geçmişten kalan kötü izleri hatırlayarak
yeni düşmanlar bulmaya ve onları kontrol etmeye çalışmasına
gerek yoktu. Kadınları yakanlar da, çocukları ve insanlığı
boğanlar da kendi cehennemlerine çoktan gitmişlerdi. İnsanlığın
yeni diline nefretin ve düşmanlığın geçmişten kalan seslerini
taşımaya gerek yoktu. Geçmişi, güzellikleriyle hatırlamak
gerekiyordu. Meri Kara'ya da hep bunu anlatmaya, hissettirmeye
çalışmış, onun kendisini ve Met'i anlayabilmesini ummuştu. Kara
Meri'ye biraz değişmiş gibi geliyordu ama Bakara'nın verdiği
eğitimlerin izlerinden kurtulabilmesi çok da kolay değil. Meri
onun yaşadığı bocalamaları ve kararsızlıkları görüyor, hem
onun için, hem Oria için, hem Met ve kendisi için, hem de tüm
zihinciler ve tenciler için çok üzülüyordu.
Meri dokunuşların çok
uzun geçmişini bedeninde ve aklında, teninde ve zihninde
yaşıyordu. Üzerindeki Met'in Teni, Meri'nin belleğine geçmişinin
izleriyle yerleşmiş anılarıyla birleşerek, yakın ve uzak
temasları uzaklardan yakınlara ve geçmişlerden geleceklere
taşıyordu. Meri insanın hazlarla ve acılarla dolu tarihini
yaşıyordu. Ten Sistemi'nin gerçeklik modülleri kalıcı zararlar
vermeden geçmiş yaşanmışlıkları yeniden yaşanıyormuşçasına
hissettiriyorlardı. Meri bir oturum açtığında, yeni ve bambaşka
bir evrene giderek eski öyküleri yeniden yaşıyordu. Sistemde
bulunduğu süre arttıkça Kara'yı daha iyi anlamaya başlamıştı.
Kara öfkesinde ve tepkilerinde haksız değildi. Düşmanca
duygularla değil, geçmişin güçsüzlerine çektirilmiş büyük
acıları kabullenemediği için saldırıyordu. Ama yaşanmış
olanlar, yaşanılmış ve bitmişti. Geçmişin canavarlarından öç
almak için yeni canavarlar yaratmanın anlamı yoktu. Tarihin tüm
öykülerini kendi yazmışçasına bilen Kara, sonsuz bilgisinin
ağırlığı altında eziliyor, haksızlıkları düzeltmenin ve
yeni bir tarih yazabilmenin yollarını bulmak istiyor, evrenin
sınırları karşısında çaresiz kalınca da saldırganlaşıyordu.
Ten Sistemi'nin kusursuzluğuna öylesine inanıyordu ki, geçmişin
lanetlenmiş yöntemlerini bile Zihin Sistemi'ni geriletmek için
kullanmakta bir yanlışlık görmüyordu. Met'i ve Meri'yi sevdiğini
söylüyordu. Buna gerçekten inandığından Meri'nin kuşkusu
yoktu. Yine de onların aklının, kendi aklının görmediği
güzellikleri ve iyilikleri görebileceği aklına bile gelmiyordu.
Kara kendi kısır döngülerinin bataklığına saplanmıştı.
Kuşkusuz bunda, sonsuz yaşamda ölüm ve doğum olmamasının payı
büyüktü. Kara Meri'nin zihnindeki çocuk özlemine şaşkınlıkla
bakmıştı. Belki de ilk o zaman, çocukların varlığının
korundukları halde sona erebileceğini anlamıştı. Geçmişinin
tüm izlerine ve Bakara'nın uzun eğitim oturumlarının etkilerine
karşın, belki de doğal yaşamın aslında vazgeçilemeyecek kadar
güzel ve zengin olduğunu hissetmişti. Bakara'yla Anmeri ayrı
düşmese, Kara büyük bir olasılıkla çok daha farklı biri olur,
evrene böylesine dar açılardan bakmazdı. Meri kadere inanmıyordu
ama tüm gelecekleri küçük rastlantılar belirliyordu. Bir nal,
bir ok, bir kurşun, bir tecavüz, bir bomba, bir iletişim hatası,
bir doğum, bir ölüm, özel bir anda ve yerde gerçekleşen tek ve
küçük bir hareket, önemsiz görünen bir oyunda yapılacak tek
bir hamle; uzayın bir bölümünün geleceğinin belirleyicisi
olabiliyordu. Tencilerin ve Zihincilerin karşı karşıya gelişleri
de böyle bir rastlantının sonucu olmuş olmalıydı.
Meri dokunuşların uzak
ve yakın geçmişlerini bedeninde ve aklında, teninde ve zihninde
yaşıyordu. Ten Sistemi acıları sınırlayarak, hazları olduğu
gibi getiriyordu. Bu yüzden Meri'nin yaşamakta olduğu deneyim,
tarihin bir sanal gerçeklik filmini izlemekten çok da farklı
değildi. İnsanların kafaları kesilirken, acı hissetse bile güven
içinde olduğunu biliyordu. Kaleler kuşatıldığında ölecekmiş
gibi açlık duysa bile aç değildi. Savaşlarda ve idamlarda kafası
kesilenlerin o tek anda yaşadıklarını uzun uzun inceleyebilse
bile bedeninin bütünlüğünün bozulma tehlikesi yoktu. Sınırlı
acılarla yaşadığı sınırlı sayıda deneyim bile, Meri'nin
Kara'yı anlamasına, hatta ona hak vermesine neden oluyordu. Tarihte
yapılan bunca zulmün hesabının sorulamamış olması gerçekten
kolay kabullenilebilecek bir durum değildi. Ancak kendini tenin
hazlarına bırakarak biraz rahatlayabiliyordu. En büyük acıları
çekip beklenmedik bir anda yaşamları sonlanmış olanların bile
çoğu, kendilerini mutlu eden birçok haz da yaşamıştı. Sabah
idam edilecek bir kadının sevgilisiyle geçirdiği son geceyi Meri
çok anlamlı bulmuştu. O birkaç saat, birçoklarının tüm
yaşamlarında bulamadıkları güzellikleri getirmişti. Yakılan
bazı kadınların yaşamlarının önceki bazı bölümlerini Meri
defalarca büyük bir hazla izleyebilirdi. Tarihte öyle zengin
öyküler vardı ve Ten Sistemi bunları öylesine etkili ve canlı
aktarabiliyordu ki, Meri bir an için Zihin Sistemi'nin gücünden
kuşku duydu. Ama yaşam yalnızca öyküler olamazdı. Meri Met'i ve
doğal bir yaşam sürmenin, bebekleri ve çocukları kucaklamanın
güzelliğini hatırlayınca bunlardan hep uzak olmuş Kara'ya bir
kez daha acıdı. Ama dokunuşların tarihini yaşadıkça, bu
sistemi geliştirmiş ve bundan beslenerek yaşamış birisinin pek
de acınacak birisi olamayacağını gördü. Bakara'nın
yönlendirmelerinin etkisi olsa bile, Kara da yaşamını inandığı
yollardan giderek geçirmiş ve buraya kendi isteğiyle gelmişti.
Meri Kara'yı unutarak kendini dokunuşların tarihine bıraktı.
Meri dokunuşların çok
uzun geçmişini bedeninde ve aklında, teninde ve zihninde
yaşıyordu. Üzerindeki Met'in Teni, Meri'nin belleğine geçmişinin
izleriyle yerleşmiş anılarıyla birleşerek, yakın ve uzak
temasları uzaklardan yakınlara ve geçmişlerden geleceklere
taşıyordu. Meri insanın hazlarının tarihini, yaşadığı anla
ve geleceğiyle birleştirerek yaşıyordu. Teninde hissettiği
dokunuşlar önceleri tanıdıktı. Babası dokunuyordu, Oria
dokunuyordu, Met dokunuyordu, Kara dokunuyordu, tanıdığı
başkaları dokunuyordu. Yaşamış olduklarını, benzer ve canlı
tatlar alarak yeniden yaşıyordu. Sonra Ten Sistemi, insanlık
tarihinin tüm dokunuşlarının kayıtlarına bağlandı. Meri
zihnindeki basit düşüncelerin nasıl inanılmaz yansımalar
yarattığını şaşkınlıkla gördü. Hiç kimsenin, teninin ve
zihninin kendisinin ve Met'in bile ulaşamadığı yerleri artık Ten
Sistemi'nin kontrolündeydi. Meri'nin en merak ettiği yerler, onu
en çok etkileyen ışıklar ve sesler, onu baştan çıkaran tatlar
ve kokular, tarihin belki de en olağanüstü senaryosuyla canlanıyor
ve Meri'ye ulaşıyordu. Meri hissettiklerine inanamıyordu.
Dokunuşlar yükseldikçe senaryo bitiyor, yaşam başlıyordu. Meri
teninde ve bedeninde yaşadığını hissediyordu. Olmak istediği
kişi olarak, yapmak istediklerini yaparak, birlikte olmak istediği
kişilerle birlikte olarak, geçmişi ve geleceği yaşıyordu. Ten
Sistemi ona kusursuz yaşamı getiriyordu. Meri tarihin
zenginlikleriyle kurgulanıp getirilmiş bu güzelliklerden akıl
almaz hazlar alıyordu. Aradıklarını buldukça, yaşamı
hissettikçe, tenindeki dokunuşlar zihninin ürpertileriyle
birleştikçe yaşadığını hissediyordu. Tarihin tüm dokunuşları,
bedeninin ve teninin her noktasındaydı. Aklı ve zihni yaşama
teslim olmuştu. Kontrol artık Meri'nin yaşam dürtülerindeydi ve
Meri yaşamın tek anlamının ancak bu olabileceğini görüyordu.
İnandıkları ve sevdikleri, bildikleri ve aradıklarıyla bir
gelecek bulmalıydı. Düşlerindeki yerlere gidebileceğinden,
tenindeki dokunuşları hissettikçe daha çok emin oluyordu. Teni
ona büyülü anlar yaşatıyor, onu güzel geleceklere götürüyordu.
Meri dokunuşların bildiği ve bilmediği çok uzun geçmişlerini
bedeninde ve aklında, teninde ve zihninde yaşıyordu. Soluk
alışları hızlanıyor, bedeni yaşama dürtüleriyle kıvrılıyor,
teni dokunulmaların güzelliğiyle ürperiyor, aklı yaşadığı
anların mucizelerinin tadını çıkarmasını öğütlüyor,
zihninde teninin ve bedeninin evrenle kurduğu ilişkilerin büyük
senfonileri çalınıyordu. Meri dokunuşların tarihinden gelen her
an ve her noktada, zamanın ve uzayın yeni keşfettiği bir
güzelliğini yaşıyordu. Bedeni aynı bedendi. Teni aynı tendi.
Aklı aynı akıldı. Zihni aynı zihindi. Ama bu yeni dokunuluşlar,
onu yepyeni yerlere götürerek hedefi bilinmeyen ve müthiş haz
veren yolculuklara çıkarıyordu. Gözleri aynı gözlerdi,
kulakları aynı kulaklardı. Burnu ağzı, dudakları ve dili,
omuzları ve kolları, memeleri ve bacakları, dizleri ve ayakları,
dirsekleri ve elleri, beli ve kalçaları, başı ve saçları,
kaşları ve kirpikleri, bedeninin gizli ve açık hiçbir noktası
değişmemişti. Ama hepsi bu yeni dokunuşların etkisiyle yepyeni
anlamlar kazanmıştı. Meri geçmişin tanık olmak istediği tüm
yaşamlarının, yaşamak isteyebileceği tüm anlarını yaşıyor,
yaşıyor ve mutluluktan göklere uçarak yeniden, yeniden yaşıyordu.
Yaşadıklarının getirdiği güzelliklerle teni ürperiyor, bedeni
istemsizce kıvrılıyor, aklı mutluluğun yeni tanımlarını
yapıyor, zihni yaşadığı anların güzelliklerinin destanlarını
yazıyor, çığlıklar atarak bulutların üzerine çıkıyor,
uzayın ve zamanın denizlerinde uçuyordu.
Meri kişisel ve toplumsal
dokunuşların tarihinin çok uzun geçmişlerini bedeninde ve
aklında, teninde ve zihninde yeniden yaşıyordu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder