2 Ekim 2019 Çarşamba

DOKUNUŞLARIN TARİHİ, 30 Mayıs 2084, Salı


Meri dokunuşların çok uzun geçmişini birdenbire bedeninde ve aklında, teninde ve zihninde yaşamaya başladı. Bedeni olağanüstü bir mutluluk ve korkunç bir tükenmişlikle kıvranıyordu. Aklı yaşamın geçmişine ve geleceğine isyan ederek yaşadığı anları reddediyor, bedeni evreni bırakıp gitmek istiyordu. Tüm bilgiler ve izler teninden geliyor, zihninde yeni ve zengin öykülere dönüşüyordu. Meri sevinç ve korku, haz ve acı, sevgi ve nefret, şefkat ve hoyratlık, huzur ve tedirginlik, bilmek ve inanmak, anlamak ve hissetmek, yaşamak ve okumak arasında gidip geliyordu. Görüntüler ve sesler, tatlar ve kokular anlamını yitiriyordu. Geriye yalnız, insanlık tarihindeki tüm dokunuşlar kalıyordu. Meri yakın çevresinden kalan ve uzak geçmişlerden gelen izler ve yansımalarla sarsılıyor, acılar çekiyor, hazlar alıyor, korku ve sevinç çığlıkları atıyor, hep bildiği ve henüz hiç tanımadığı duyguları yaşıyor, eski ve yeni sesler çıkarıyor, danslar ediyordu. Meri dokunuşların çok uzun geçmişini bedeninde ve aklında, teninde ve zihninde yaşıyordu.

En son iz, en canlı olanıydı. Son ayları Kara'yla geçmişti. Kara'nın dokunuşları onu geçmişin kadınlarına götürüyordu. Onlara büyük acılar çektirmiş olanlardan en az Kara'nın nefret ettiği kadar nefret ediyordu. Ama içinde onda olduğu gibi bir öç alma duygusu ve isteği yoktu. Geçmiş, yaşanmıştı ve bitmişti. İnsanlık artık güçlüydü. Geçmişten kalan kötü izleri hatırlayarak yeni düşmanlar bulmaya ve onları kontrol etmeye çalışmasına gerek yoktu. Kadınları yakanlar da, çocukları ve insanlığı boğanlar da kendi cehennemlerine çoktan gitmişlerdi. İnsanlığın yeni diline nefretin ve düşmanlığın geçmişten kalan seslerini taşımaya gerek yoktu. Geçmişi, güzellikleriyle hatırlamak gerekiyordu. Meri Kara'ya da hep bunu anlatmaya, hissettirmeye çalışmış, onun kendisini ve Met'i anlayabilmesini ummuştu. Kara Meri'ye biraz değişmiş gibi geliyordu ama Bakara'nın verdiği eğitimlerin izlerinden kurtulabilmesi çok da kolay değil. Meri onun yaşadığı bocalamaları ve kararsızlıkları görüyor, hem onun için, hem Oria için, hem Met ve kendisi için, hem de tüm zihinciler ve tenciler için çok üzülüyordu.

Meri dokunuşların çok uzun geçmişini bedeninde ve aklında, teninde ve zihninde yaşıyordu. Üzerindeki Met'in Teni, Meri'nin belleğine geçmişinin izleriyle yerleşmiş anılarıyla birleşerek, yakın ve uzak temasları uzaklardan yakınlara ve geçmişlerden geleceklere taşıyordu. Meri insanın hazlarla ve acılarla dolu tarihini yaşıyordu. Ten Sistemi'nin gerçeklik modülleri kalıcı zararlar vermeden geçmiş yaşanmışlıkları yeniden yaşanıyormuşçasına hissettiriyorlardı. Meri bir oturum açtığında, yeni ve bambaşka bir evrene giderek eski öyküleri yeniden yaşıyordu. Sistemde bulunduğu süre arttıkça Kara'yı daha iyi anlamaya başlamıştı. Kara öfkesinde ve tepkilerinde haksız değildi. Düşmanca duygularla değil, geçmişin güçsüzlerine çektirilmiş büyük acıları kabullenemediği için saldırıyordu. Ama yaşanmış olanlar, yaşanılmış ve bitmişti. Geçmişin canavarlarından öç almak için yeni canavarlar yaratmanın anlamı yoktu. Tarihin tüm öykülerini kendi yazmışçasına bilen Kara, sonsuz bilgisinin ağırlığı altında eziliyor, haksızlıkları düzeltmenin ve yeni bir tarih yazabilmenin yollarını bulmak istiyor, evrenin sınırları karşısında çaresiz kalınca da saldırganlaşıyordu. Ten Sistemi'nin kusursuzluğuna öylesine inanıyordu ki, geçmişin lanetlenmiş yöntemlerini bile Zihin Sistemi'ni geriletmek için kullanmakta bir yanlışlık görmüyordu. Met'i ve Meri'yi sevdiğini söylüyordu. Buna gerçekten inandığından Meri'nin kuşkusu yoktu. Yine de onların aklının, kendi aklının görmediği güzellikleri ve iyilikleri görebileceği aklına bile gelmiyordu. Kara kendi kısır döngülerinin bataklığına saplanmıştı. Kuşkusuz bunda, sonsuz yaşamda ölüm ve doğum olmamasının payı büyüktü. Kara Meri'nin zihnindeki çocuk özlemine şaşkınlıkla bakmıştı. Belki de ilk o zaman, çocukların varlığının korundukları halde sona erebileceğini anlamıştı. Geçmişinin tüm izlerine ve Bakara'nın uzun eğitim oturumlarının etkilerine karşın, belki de doğal yaşamın aslında vazgeçilemeyecek kadar güzel ve zengin olduğunu hissetmişti. Bakara'yla Anmeri ayrı düşmese, Kara büyük bir olasılıkla çok daha farklı biri olur, evrene böylesine dar açılardan bakmazdı. Meri kadere inanmıyordu ama tüm gelecekleri küçük rastlantılar belirliyordu. Bir nal, bir ok, bir kurşun, bir tecavüz, bir bomba, bir iletişim hatası, bir doğum, bir ölüm, özel bir anda ve yerde gerçekleşen tek ve küçük bir hareket, önemsiz görünen bir oyunda yapılacak tek bir hamle; uzayın bir bölümünün geleceğinin belirleyicisi olabiliyordu. Tencilerin ve Zihincilerin karşı karşıya gelişleri de böyle bir rastlantının sonucu olmuş olmalıydı.

Meri dokunuşların uzak ve yakın geçmişlerini bedeninde ve aklında, teninde ve zihninde yaşıyordu. Ten Sistemi acıları sınırlayarak, hazları olduğu gibi getiriyordu. Bu yüzden Meri'nin yaşamakta olduğu deneyim, tarihin bir sanal gerçeklik filmini izlemekten çok da farklı değildi. İnsanların kafaları kesilirken, acı hissetse bile güven içinde olduğunu biliyordu. Kaleler kuşatıldığında ölecekmiş gibi açlık duysa bile aç değildi. Savaşlarda ve idamlarda kafası kesilenlerin o tek anda yaşadıklarını uzun uzun inceleyebilse bile bedeninin bütünlüğünün bozulma tehlikesi yoktu. Sınırlı acılarla yaşadığı sınırlı sayıda deneyim bile, Meri'nin Kara'yı anlamasına, hatta ona hak vermesine neden oluyordu. Tarihte yapılan bunca zulmün hesabının sorulamamış olması gerçekten kolay kabullenilebilecek bir durum değildi. Ancak kendini tenin hazlarına bırakarak biraz rahatlayabiliyordu. En büyük acıları çekip beklenmedik bir anda yaşamları sonlanmış olanların bile çoğu, kendilerini mutlu eden birçok haz da yaşamıştı. Sabah idam edilecek bir kadının sevgilisiyle geçirdiği son geceyi Meri çok anlamlı bulmuştu. O birkaç saat, birçoklarının tüm yaşamlarında bulamadıkları güzellikleri getirmişti. Yakılan bazı kadınların yaşamlarının önceki bazı bölümlerini Meri defalarca büyük bir hazla izleyebilirdi. Tarihte öyle zengin öyküler vardı ve Ten Sistemi bunları öylesine etkili ve canlı aktarabiliyordu ki, Meri bir an için Zihin Sistemi'nin gücünden kuşku duydu. Ama yaşam yalnızca öyküler olamazdı. Meri Met'i ve doğal bir yaşam sürmenin, bebekleri ve çocukları kucaklamanın güzelliğini hatırlayınca bunlardan hep uzak olmuş Kara'ya bir kez daha acıdı. Ama dokunuşların tarihini yaşadıkça, bu sistemi geliştirmiş ve bundan beslenerek yaşamış birisinin pek de acınacak birisi olamayacağını gördü. Bakara'nın yönlendirmelerinin etkisi olsa bile, Kara da yaşamını inandığı yollardan giderek geçirmiş ve buraya kendi isteğiyle gelmişti. Meri Kara'yı unutarak kendini dokunuşların tarihine bıraktı.

Meri dokunuşların çok uzun geçmişini bedeninde ve aklında, teninde ve zihninde yaşıyordu. Üzerindeki Met'in Teni, Meri'nin belleğine geçmişinin izleriyle yerleşmiş anılarıyla birleşerek, yakın ve uzak temasları uzaklardan yakınlara ve geçmişlerden geleceklere taşıyordu. Meri insanın hazlarının tarihini, yaşadığı anla ve geleceğiyle birleştirerek yaşıyordu. Teninde hissettiği dokunuşlar önceleri tanıdıktı. Babası dokunuyordu, Oria dokunuyordu, Met dokunuyordu, Kara dokunuyordu, tanıdığı başkaları dokunuyordu. Yaşamış olduklarını, benzer ve canlı tatlar alarak yeniden yaşıyordu. Sonra Ten Sistemi, insanlık tarihinin tüm dokunuşlarının kayıtlarına bağlandı. Meri zihnindeki basit düşüncelerin nasıl inanılmaz yansımalar yarattığını şaşkınlıkla gördü. Hiç kimsenin, teninin ve zihninin kendisinin ve Met'in bile ulaşamadığı yerleri artık Ten Sistemi'nin kontrolündeydi. Meri'nin en merak ettiği yerler, onu en çok etkileyen ışıklar ve sesler, onu baştan çıkaran tatlar ve kokular, tarihin belki de en olağanüstü senaryosuyla canlanıyor ve Meri'ye ulaşıyordu. Meri hissettiklerine inanamıyordu. Dokunuşlar yükseldikçe senaryo bitiyor, yaşam başlıyordu. Meri teninde ve bedeninde yaşadığını hissediyordu. Olmak istediği kişi olarak, yapmak istediklerini yaparak, birlikte olmak istediği kişilerle birlikte olarak, geçmişi ve geleceği yaşıyordu. Ten Sistemi ona kusursuz yaşamı getiriyordu. Meri tarihin zenginlikleriyle kurgulanıp getirilmiş bu güzelliklerden akıl almaz hazlar alıyordu. Aradıklarını buldukça, yaşamı hissettikçe, tenindeki dokunuşlar zihninin ürpertileriyle birleştikçe yaşadığını hissediyordu. Tarihin tüm dokunuşları, bedeninin ve teninin her noktasındaydı. Aklı ve zihni yaşama teslim olmuştu. Kontrol artık Meri'nin yaşam dürtülerindeydi ve Meri yaşamın tek anlamının ancak bu olabileceğini görüyordu. İnandıkları ve sevdikleri, bildikleri ve aradıklarıyla bir gelecek bulmalıydı. Düşlerindeki yerlere gidebileceğinden, tenindeki dokunuşları hissettikçe daha çok emin oluyordu. Teni ona büyülü anlar yaşatıyor, onu güzel geleceklere götürüyordu. Meri dokunuşların bildiği ve bilmediği çok uzun geçmişlerini bedeninde ve aklında, teninde ve zihninde yaşıyordu. Soluk alışları hızlanıyor, bedeni yaşama dürtüleriyle kıvrılıyor, teni dokunulmaların güzelliğiyle ürperiyor, aklı yaşadığı anların mucizelerinin tadını çıkarmasını öğütlüyor, zihninde teninin ve bedeninin evrenle kurduğu ilişkilerin büyük senfonileri çalınıyordu. Meri dokunuşların tarihinden gelen her an ve her noktada, zamanın ve uzayın yeni keşfettiği bir güzelliğini yaşıyordu. Bedeni aynı bedendi. Teni aynı tendi. Aklı aynı akıldı. Zihni aynı zihindi. Ama bu yeni dokunuluşlar, onu yepyeni yerlere götürerek hedefi bilinmeyen ve müthiş haz veren yolculuklara çıkarıyordu. Gözleri aynı gözlerdi, kulakları aynı kulaklardı. Burnu ağzı, dudakları ve dili, omuzları ve kolları, memeleri ve bacakları, dizleri ve ayakları, dirsekleri ve elleri, beli ve kalçaları, başı ve saçları, kaşları ve kirpikleri, bedeninin gizli ve açık hiçbir noktası değişmemişti. Ama hepsi bu yeni dokunuşların etkisiyle yepyeni anlamlar kazanmıştı. Meri geçmişin tanık olmak istediği tüm yaşamlarının, yaşamak isteyebileceği tüm anlarını yaşıyor, yaşıyor ve mutluluktan göklere uçarak yeniden, yeniden yaşıyordu. Yaşadıklarının getirdiği güzelliklerle teni ürperiyor, bedeni istemsizce kıvrılıyor, aklı mutluluğun yeni tanımlarını yapıyor, zihni yaşadığı anların güzelliklerinin destanlarını yazıyor, çığlıklar atarak bulutların üzerine çıkıyor, uzayın ve zamanın denizlerinde uçuyordu.

Meri kişisel ve toplumsal dokunuşların tarihinin çok uzun geçmişlerini bedeninde ve aklında, teninde ve zihninde yeniden yaşıyordu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder