Merilia oyunu hep yaşamın
doğal bir parçası olarak görmüştü. Tarihteki ve yakından
tanıdığı toplumsal sistemlerdeki kazanma, paylaşma, üstünlük
sağlama, güç kazanma, egemenlik kurma, kontrol etme çabalarında
da böyle bir yan vardı. Hatta en üst boyutuyla, iktidar
savaşlarında bile oyunun önemli bir yeri vardı. Doğanın
canlıların önüne açtığı yollar içinde oyunların varlığı
apayrı bir anlam taşıyordu. Kediyle fare arasındaki ilişki
birçok türün yaşam pratiğinde, farklı yerlerde ve zamanlarda,
doğal olarak veya canlıların katkısıyla kurulmuş sistemlerin
yönetimi altında yaşanıyordu.
Bu yüzden doğanın ve
insanlığın tüm kazanımlarının önemli bir bölümünü
kontrolü altına almış olan, tümünü ele geçirmeye çalışan
Kara'nın oyun tutkusu onu hiç şaşırtmıyordu. Kara'nın
oyunlarını merak etmesi, onları izlemekten hoşlanması da. Belki
de doğanın bir yaşam bulma şansını yakalamış tüm türlerinin
ortak bir özelliğiydi bu. Değişimi algılamaktan ve bunun
etkilerini hissetmekten hoşlanmak. Verilen ad önemli değildi.
Yalnızca yaşamak da denebilirdi, çabalamak, uğraşmak, ulaşmaya
çalışmak, kazanmak, yenmek, varmak, geçmek, belki sonsuz sayıda
ad bulunabilirdi. Merilia'nın tarihte gördükleri ve Kara'da
buldukları bunların tümünü tek bir sözcükte topluyordu. Oyun.
Bir karanlıktan bir başka karanlığa, bir yokluktan bir başka
yokluğa yapılan yolculukta ışıktan ve oyundan başka neyin
anlamı olabilirdi? Yaşam bir oyun değilse, başka ne olabilirdi?
Meri'nin şu anda oynadığı
oyunun amacı Met'i kurtarmaktı. Sanki tarihin tüm yolları Met'te
kesişmişti. Onu yeni bir insan yapmayı başarabilirse, aslında
Kara'nın kendisi de onu izleyenler ya da bir dönem etkisi altına
girmiş herkes gibi kurtulmuş olacaktı. Oria da.
Oria'yı düşünmek
Meri'ye hüzün veriyordu. Onunla daha sağlıklı bir ilişki
kurabilmiş olsa, bu savrulmalarını önleyebilir miydi? Oria ve
Kara, Met ve Meri'den farklıydı. Met ve Meri geçmişe ve geleceğe
yaşamın penceresinden bakmaya çalışıyor, çevrelerini bu
bilinçle algılıyorlardı. Oria ve Kara ise iki ayrı uçtu. Oria,
insanın tarihinde çok uzun süre egemen olmuş ve erkek olarak
adlandırılmış cinsten geldiği halde onun tüm özelliklerini
taşımıyordu. Kara da toplumsal yaşamın başlangıcında
toplulukları sevgi ve bilinçle kucaklayarak korumuş, eşit
haklarla yaşanan bir birlikle önlerinde yepyeni yollar açarak
geleceğe taşımış anne toplumlarının öncüsü kadınların
gelecekteki bir örneğiydi. O da geçmişte kadın olarak
adlandırılmış cinsten geldiği halde o tanımdaki neredeyse
hiçbir özelliği taşımıyordu. Zayıf değildi, yumuşak kırılgan
edilgin etkisiz kararsız kaprisli korkak olduğu söylenemezdi.
Aslında, geçmişte tarihe yön vermiş erkeklerin ve çok büyük
engellemeleri aşarak kendine bir yer bulabilmiş kadınların ortak
özelliklerini taşıyordu. İnsanlığın güç ve egemenlik
konusunda sağladığı tüm kazanımları kendinde birleştirmişti.
Doğaya güvendiği, insanlıktaki ortak iyiliğin mutlaka aydınlık
bir yaşamın yollarını açacağına inandığı halde Meri bile
ondan korkuyordu. Korkusunu yenebilmenin tek yolu da, oynamak zorunda
kaldığı bu oyunun her seviyesinde karşısına çıkacak engelleri
aşarak Kara'yı ve sistemini etkisizleştirmeyi başarmasıydı.
Oria niçin böyle
zayıftı? Meri bunu hiç anlayamamıştı. Birlikteyken rahat ve
güvenli oluyordu. Yalnız kaldığı anda korkularına tutsak
oluyor, titremeye başlıyor, yere düşüyordu. Meri onu ayağa
kaldırmanın bir yolunu bulamamıştı. Kara'nın yanında Oria'nın
kendisini daha iyi hissettiğini anlayınca "Acaba benim
iyiliğim miydi onu ezen?" diye düşünmüştü. "Bazı
konularda Kara kadar katı olabilsem ilişkimizde bir denge
sağlanabilir miydi? Oria bu kadar savrulmadan, tenini yitirmeden bir
yaşam sürdürebilir miydi?" Meri'nin aklına Oria'nın
güçsüzlüğünden yararlanmak, hele bunu bir eğlence aracı
olarak kullanmak hiç gelmemişti. Oysa Kara'nın Oria ile ilişki
kurmasının belki de en önemli nedeni buydu. Hem oyuncağı olup
eğlendirecek, hem her istediğini yapması için koşulsuz yardım
edecek, hem de kontrol gücünün vardığı noktayı gözlemesini ve
sınamasını sağlayacak canlı bir örnek. Kara'nın amaçlarına
çok uygundu. Meri Oria'nın yaşadıklarını görmeyi hiç
istemiyordu. Ama oyun sisteminin bütününü anlamanın tek yolunun
Met dışındaki kişilere yaklaşımları da öğrenmek olduğunu
biliyordu. Bu yüzden Kara'nın Oria'ya nasıl yaklaştığını,
neleri niçin yaptığını anlamaya çalıştı.
Kara'nın Oria'yı Met'le
tanıştırmış olması ilginçti. Meri o sahneleri ve sonrasını
ayrıntılara dikkat etmeye çalışarak izledi. Cinsellik tarihinde
akıl almaz olaylar olmuştu, güç kazanan erkekler küçücük
çocukları bile acımasızca kendi zevkleri için kullanmıştı.
"Artık hiç değilse çocukları korumayı başardık"
diye düşündü Meri. "Hiç değilse onlar artık güvende,
kimse dokunamıyor onlara. Dokundukları anda varlık nedenlerinin
biteceğini, bir anda evrenden silineceklerini biliyorlar." Ne
yazık ki, toplumlarının beden ve bilinç olarak yetişkin
oldukları halde ruhları yeterince gelişememiş üyelerini
korumanın bir yolunu bulamamışlardı. Belki de Meri onu yaşama
kazandırmayı umduğu için Oria'ya ilgi duymuştu. Ne yazık ki
başarılı olamamıştı. Oria'ya Kara'nın yaşattıklarını görüp
eski günleri hatırladıkça içinde bir acı büyüdü.
Met'le birlikte olduğu o
ilk akşam Kara'nın Oria'yı da çağırmış olmasına bir anlam
verememişlerdi. Meri Oria'nın gelişini dikkatle izledi. Sessizce
içeri girmişti, Met onu fark etmemişti, Kara'ysa hemen görmüş
ve gözlemeye başlamıştı. Oria ürkekti, kendi isteğiyle değil
Kara'nın zorlamasıyla gelmiş olmalıydı. Bir kenara geçip
oturdu. Kara hemen seslendi. "Oraya değil, şuraya geç Oria.
Daha rahat edersin." Oria söyleneni usulca yaptı. Tüm gece
boyunca neredeyse hiç konuşmadı. Yalnızca Met'i ve Kara'yı, tüm
yaptıklarını izledi. Meri onun gözlerindeki tanıdık değişimi
görünce Met'ten etkilendiğini anladı. Venüs serüveninin
sonlarında Kara "Yavaş sevgilim" diye fısıldadığında
Oria da benzer bir ateşle yanıyordu. Geri döndüklerinde Kara
gidip onun yanına oturdu. Sarıldı, öptü. "Geldiğin için
teşekkür ederim" dedi. Oria'ya sorular sordu. Met'i ve
ilişkilerini nasıl bulduğunu sordu. Oria korktuğu bir
öğreticisinin sorularını yanıtlayan küçük bir çocuk gibi
ürkek ve kısa konuştu. İsteneni söyleyip hemen sustu. Kara
Met'ten söz etmeye başladı. Meri önce amacını anlamadı, sonra
Oria'yı etkilemeye çalıştığını fark etti. Az önce Met'in ona
yaşattıklarını Oria'nın da tüm ayrıntılarıyla hissetmesi
için elinden geleni yapıyordu. Oria'nın gözlerindeki değişimden,
bedeninin kıpırtılarından Meri Kara'nın başarılı olduğunu
anladı. Peki şimdi ne yapacaktı? Kara konuşuyor, fısıldıyor,
susuyor, Oria'ya dokunuyor, yeniden anlatıyor, başka ayrıntılar
ekliyor, arada durup bekliyor, sonra tekrar başlıyordu. Sonra Met'i
çağırıp Oria'nın diğer yanına oturmasını istedi. Met önce
karşı çıktı. "Ben burada iyiyim, siz sohbetinize devam
edin" dedi. Kara otoriter bir sesle "Hadi sevgilim,
nazlanma, gel buraya, Oria'yı üzme" deyince karşı koyamadı.
Sahneye Met girince Meri
buruk bir acı duydu. "Sevgilim" diye fısıldadı. "Neler
yaşamışsın bu artık çoktan aydınlık olmuş olması gereken
karanlık çağda." Yanında oturan Met'e döndü, sarıldı,
öptü. Met'te farklı bir tepki görebilmeyi umdu. Ne yazık ki o
güzel gözlerde şimdilik umut verici bir ışık yoktu. Büyük
buluşma gecesinde yaşananları izlemeyi sürdürdü.
Üç ten yan yana, Oria
Kara ile Met'in arasındaydı. Oria ve Met çekingen görünüyor,
olabildiğince uzak duruyorlardı. Kara'ysa onları yakınlaştırmaya
çalışıyordu. Uzanarak avucuyla Met'in yanağını okşadı.
"Biraz böyle gelsene sevgilim" dedi. Met'e doğru dönerken
Oria'ya iyice yaslanmış, onu da biraz itmişti. Tenlerindeki küçük
dokunuşlar duygu ve düşüncelerini ateşledi. Met ve Oria
bastırılmış tutkularını daha fazla tutamadılar. Oria Met'in ve
Kara'nın arasında olmanın, dokunuşlarının tüm sıcaklığını
hissetmenin güzelliğini yaşamaya başladı. "Tenle buluşmak
ne güzel değil mi sevgilim? İnsan varlıklarını yakınlaştırmak,
bütünleştirmek, olağanüstü bir duygu değil mi bu?"
Meri şaşkınlıkla
izliyordu. Kara'nın nasıl bir oyuna kalkıştığını pek
anlamamıştı. Oria'nın Met'e ilgi duymasını anlayabilirdi. Peki
Met niçin bunun bir parçası olmayı kabulleniyordu? Teninin
uyarıları mıydı oradan hemen kalkmasını önleyen, içinde
farklı dürtüler olması mı? Peki Kara ne yapmak istiyordu?
Gördükleri Meri'yi de etkilemeye başlamış, Met'in Kara'nın
dokunuşlarıyla uyarıldığını gördükçe kendi bedeni de
kıpırdamaya başlamıştı. Met'e baktı. Onda da geçmişin tüm
güzelliklerine yeniden kavuşmak için güçlü bir istek olmasını,
hemen yaşayacakları müthiş bir birliktelikle Met'in tümüyle
normale dönmesini umdu. Met'i öpmeye, dokunmaya başladı. En çok
etkilendiğini düşündüğü noktalarına ulaşmaya çalıştı. Ne
yazık ki Ten Sistemi'nin yarattığı sarsıntıdan sonra Met ona
her zaman cevap veremiyordu. Birlikte izlemekte oldukları olayı da
tam algılamamış olmalıydı. Hiçbir tepki vermedi. Meri de üçlü
öyküye döndü.
Oria varlık nedenini
buluyor gibiydi. Kara ve Met'in arasında sıkışmış, her ikisinin
de dokunuşlarını hissediyordu. Teni, onlarla buluşmanın
güzelliğiyle ürperiyordu. Meri Oria'nın yalnızlık duygusunu bir
türlü yenemediğini hatırladı. Çevresindeki insan sıcaklığı
arttıkça evrende tek başına olmadığını anlayarak
rahatlıyordu. Şimdi de ender iyi anlarından birini yaşıyordu.
Teninin tutkularını coşturmasını, onu yaşamla buluşturmasını
istiyordu. Kara'ya dönerek başını göğsüne koydu, ince
elleriyle bacaklarını okşadı. Kara bir süre ona izin verdi.
Sonra Met'in de dönerek aralarındaki Oria'ya sıkıca sarılmasını
istedi. Met durakladı. Kara onun saçlarını ve yanaklarını
okşayarak kendisine doğru çekti. Met, Kara'nın isteklerinin
karşısında duramayacağını anladığını hissettiren bir
bakışla baktı.
"Her istediğimi
yapmaya hazır mısınız?" diye sordu Kara. Oria hemen "Evet"
diye inledi. "Evet sevgilim, evet sevgilim" diye
tekrarladı. Met cevap vermedi. Kara'nın ondan aynı sözleri
duyabilmesi için biraz uğraşması, dudaklarını ve ellerini çok
özel biçimlerde kullanması, Met'in bedenini farklı noktalara
ulaşabilmek için çevirip çekmesi, yeni dokunuşlar bulması
gerekti. Sonunda Met de Oria'nın durumuna geldi. "Evet, her
istediğini yapmayı istiyorum" diye fısıldadı. Bu sözü
duyduğu anda Kara değişti. Kalktı. Oria'yı da kaldırarak tuhaf
bir aletin yanına götürdü ve gerekli ayarları yaparak içine
yerleştirdi. Oria artık bedeninin duruşunu değiştiremezdi,
kıpırdayamazdı, bir başkası yanına kadar gelmedikçe etkileşime
giremezdi. Oysa dışarıdakiler onun teninin her noktasına özgürce
ulaşabilir, ona dilediklerini yapabilirlerdi. Oria o anda mutlu
görünüyor, Kara'nın ona güzel bir deneyim yaşatmasını
bekliyordu. Kara Oria ile hiç ilgilenmeden Met'in yanına döndü.
Kaldığı yerden onunla ilgilenmeyi sürdürdü. Met kendini Kara'ya
bırakmış görünüyordu. Kara bedenini, ellerini, dudaklarını,
hareket ve dokunuşlarını, seslerini ve sözlerini, yüzüne
verdiği anlamları, en çok da gözlerini çok iyi kullanıyordu.
"Bu gözlere ben bile karşı koyamıyorum" diye düşündü
Meri. Kara her küçük dokunuşunda inanılmaz bir mutluluk duyan
Met'i yavaşça yönlendirerek, her noktası erişilebilir durumda
savunmasız olarak bekleyen Oria'nın yanına götürdü. Met'in
Oria'ya arkasından yaklaşarak yavaşça omuzlarına dokunmasını
sağladı. Oria "Kara!" diyerek mutlulukla karşılık
verdi. Kara sesini çıkarmadı. Met üzerindeki kontrolünü
sürdürdü. Kara Met'e dokundukça Met içinde yükselen duyguları
istemsiz hareketlerle Oria'ya iletiyor, onu yeni bir yolculuğa
çıkarıyordu. Herkes mutlu görünüyordu. Oyunu hazırlamış olan
Kara Met'e ilettiği mesajların onda nasıl büyük bir güçle
yankılandığını gördükçe, Met arkasından gelen sürprizlerin
yarattığı coşkuyla, Oria da Met'in aktardığı dokunuşların
getirdiği kıpırtıyla yaşamanın anlamlarından birini bulmuş
gibiydi. Ancak yolculuğun bir aşamasında Oria acı dolu bir ses
çıkardı. Met'in dokunuşlarıyla farklı bir aşamaya geçmişti
ve artık teninde hissettiği güzelliğin bir karşılığı oluyor,
dokunuldukça daha büyük bir acı duyuyordu. Met şaşkınlıkla
durdu. Bekledi. Kara ona dokunmayı sürdürdü. Aldıklarını
istemsizce Oria'ya iletmeye başladı. Biraz rahatlamış olan Oria
önce bir haz duydu, sonra yine acıyla bağırdı. Met yine durdu.
Bu kez Kara dokundukça da Oria'ya zarar vermemek için bekledi. Kara
sabırlıydı. Kızmadı, bağırmadı, nasıl davranması
gerektiğini söylemedi. Yalnızca tüm becerilerini kullanarak
usulca dokunmayı sürdürdü. Met bir süre sonra yine Oria'nın acı
çığlıklarına neden oldu. Bu kez kararlı biçimde durdu. Kara'ın
sabrı ve Met'i ateşlemekteki başarısı sürdü. Met artık
Kara'nın onu etkileyebilmesine izin vermeyecek şekilde kendini
rahatlatmaya, oyunu bitirmeye çalıştı. Kara izin vermedi. Tüm
kontrol ondaydı. "Boşuna uğraşma sevgilim" dedi. "Ben
istemeden bu oyun bitmeyecek." Met niçin böyle yaptığını
sordu. Kara bilmiyordu. "Belki de Mata Hari'nin öcünü almak
için" dedi. "Bir başkasının başkaları nedeniyle
yaşadıklarının öcünü Oria'dan mı alıyorsun? Yoksa benden
mi?" diye sordu. Kara sustu. Sonra "Aslında yaşanmışların
düzeltileceyeceğini, geçmişe dönülemeyeceğini, hiçbir zaman
gerçek anlamda hesap sorulamayacağını biliyorum, zamanı kontrol
etmenin bir yolunu bulabilsem gidip Mata Hari'yi kurtarıp gerçek
suçluları cezalandırmayı ben istemez miydim?" dedi.
Kara herhalde zaten
sıkılmaya başlamış olmalıydı. Bu konuşmanın ardından ilgisi
büsbütün dağıldı. Met'e arkasından bedenini yapıştırarak
bir kez daha sıkıca sarıldı, boynunun yan tarafına bir öpücük
kondurdu. Sonra Oria'yı tuhaf aletten çıkardı. Aralarına girip
yavaşça geri götürdü.
Meri yeniden Met'e dönüp
dikkatle yüzüne baktı. Bir değişiklik var mıydı? Gözleri
Meri'nin ateşini algılıyor muydu? Dokunsa yeni yolculuklara
çıkabilecek bir güç bulabilecek miydi? Emin olamadı, bir
girişimde bulunmadı. Çok fazla şansının kalmadığını
biliyordu. Başarısız bir deneme daha yapmayı göze alamazdı.
Almadı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder