2 Ekim 2019 Çarşamba

KARA'NIN OYUNLARI, 9 Eylül 2082, Çarşamba

Merilia oyunu hep yaşamın doğal bir parçası olarak görmüştü. Tarihteki ve yakından tanıdığı toplumsal sistemlerdeki kazanma, paylaşma, üstünlük sağlama, güç kazanma, egemenlik kurma, kontrol etme çabalarında da böyle bir yan vardı. Hatta en üst boyutuyla, iktidar savaşlarında bile oyunun önemli bir yeri vardı. Doğanın canlıların önüne açtığı yollar içinde oyunların varlığı apayrı bir anlam taşıyordu. Kediyle fare arasındaki ilişki birçok türün yaşam pratiğinde, farklı yerlerde ve zamanlarda, doğal olarak veya canlıların katkısıyla kurulmuş sistemlerin yönetimi altında yaşanıyordu.

Bu yüzden doğanın ve insanlığın tüm kazanımlarının önemli bir bölümünü kontrolü altına almış olan, tümünü ele geçirmeye çalışan Kara'nın oyun tutkusu onu hiç şaşırtmıyordu. Kara'nın oyunlarını merak etmesi, onları izlemekten hoşlanması da. Belki de doğanın bir yaşam bulma şansını yakalamış tüm türlerinin ortak bir özelliğiydi bu. Değişimi algılamaktan ve bunun etkilerini hissetmekten hoşlanmak. Verilen ad önemli değildi. Yalnızca yaşamak da denebilirdi, çabalamak, uğraşmak, ulaşmaya çalışmak, kazanmak, yenmek, varmak, geçmek, belki sonsuz sayıda ad bulunabilirdi. Merilia'nın tarihte gördükleri ve Kara'da buldukları bunların tümünü tek bir sözcükte topluyordu. Oyun. Bir karanlıktan bir başka karanlığa, bir yokluktan bir başka yokluğa yapılan yolculukta ışıktan ve oyundan başka neyin anlamı olabilirdi? Yaşam bir oyun değilse, başka ne olabilirdi?

Meri'nin şu anda oynadığı oyunun amacı Met'i kurtarmaktı. Sanki tarihin tüm yolları Met'te kesişmişti. Onu yeni bir insan yapmayı başarabilirse, aslında Kara'nın kendisi de onu izleyenler ya da bir dönem etkisi altına girmiş herkes gibi kurtulmuş olacaktı. Oria da.

Oria'yı düşünmek Meri'ye hüzün veriyordu. Onunla daha sağlıklı bir ilişki kurabilmiş olsa, bu savrulmalarını önleyebilir miydi? Oria ve Kara, Met ve Meri'den farklıydı. Met ve Meri geçmişe ve geleceğe yaşamın penceresinden bakmaya çalışıyor, çevrelerini bu bilinçle algılıyorlardı. Oria ve Kara ise iki ayrı uçtu. Oria, insanın tarihinde çok uzun süre egemen olmuş ve erkek olarak adlandırılmış cinsten geldiği halde onun tüm özelliklerini taşımıyordu. Kara da toplumsal yaşamın başlangıcında toplulukları sevgi ve bilinçle kucaklayarak korumuş, eşit haklarla yaşanan bir birlikle önlerinde yepyeni yollar açarak geleceğe taşımış anne toplumlarının öncüsü kadınların gelecekteki bir örneğiydi. O da geçmişte kadın olarak adlandırılmış cinsten geldiği halde o tanımdaki neredeyse hiçbir özelliği taşımıyordu. Zayıf değildi, yumuşak kırılgan edilgin etkisiz kararsız kaprisli korkak olduğu söylenemezdi. Aslında, geçmişte tarihe yön vermiş erkeklerin ve çok büyük engellemeleri aşarak kendine bir yer bulabilmiş kadınların ortak özelliklerini taşıyordu. İnsanlığın güç ve egemenlik konusunda sağladığı tüm kazanımları kendinde birleştirmişti. Doğaya güvendiği, insanlıktaki ortak iyiliğin mutlaka aydınlık bir yaşamın yollarını açacağına inandığı halde Meri bile ondan korkuyordu. Korkusunu yenebilmenin tek yolu da, oynamak zorunda kaldığı bu oyunun her seviyesinde karşısına çıkacak engelleri aşarak Kara'yı ve sistemini etkisizleştirmeyi başarmasıydı.

Oria niçin böyle zayıftı? Meri bunu hiç anlayamamıştı. Birlikteyken rahat ve güvenli oluyordu. Yalnız kaldığı anda korkularına tutsak oluyor, titremeye başlıyor, yere düşüyordu. Meri onu ayağa kaldırmanın bir yolunu bulamamıştı. Kara'nın yanında Oria'nın kendisini daha iyi hissettiğini anlayınca "Acaba benim iyiliğim miydi onu ezen?" diye düşünmüştü. "Bazı konularda Kara kadar katı olabilsem ilişkimizde bir denge sağlanabilir miydi? Oria bu kadar savrulmadan, tenini yitirmeden bir yaşam sürdürebilir miydi?" Meri'nin aklına Oria'nın güçsüzlüğünden yararlanmak, hele bunu bir eğlence aracı olarak kullanmak hiç gelmemişti. Oysa Kara'nın Oria ile ilişki kurmasının belki de en önemli nedeni buydu. Hem oyuncağı olup eğlendirecek, hem her istediğini yapması için koşulsuz yardım edecek, hem de kontrol gücünün vardığı noktayı gözlemesini ve sınamasını sağlayacak canlı bir örnek. Kara'nın amaçlarına çok uygundu. Meri Oria'nın yaşadıklarını görmeyi hiç istemiyordu. Ama oyun sisteminin bütününü anlamanın tek yolunun Met dışındaki kişilere yaklaşımları da öğrenmek olduğunu biliyordu. Bu yüzden Kara'nın Oria'ya nasıl yaklaştığını, neleri niçin yaptığını anlamaya çalıştı.

Kara'nın Oria'yı Met'le tanıştırmış olması ilginçti. Meri o sahneleri ve sonrasını ayrıntılara dikkat etmeye çalışarak izledi. Cinsellik tarihinde akıl almaz olaylar olmuştu, güç kazanan erkekler küçücük çocukları bile acımasızca kendi zevkleri için kullanmıştı. "Artık hiç değilse çocukları korumayı başardık" diye düşündü Meri. "Hiç değilse onlar artık güvende, kimse dokunamıyor onlara. Dokundukları anda varlık nedenlerinin biteceğini, bir anda evrenden silineceklerini biliyorlar." Ne yazık ki, toplumlarının beden ve bilinç olarak yetişkin oldukları halde ruhları yeterince gelişememiş üyelerini korumanın bir yolunu bulamamışlardı. Belki de Meri onu yaşama kazandırmayı umduğu için Oria'ya ilgi duymuştu. Ne yazık ki başarılı olamamıştı. Oria'ya Kara'nın yaşattıklarını görüp eski günleri hatırladıkça içinde bir acı büyüdü.

Met'le birlikte olduğu o ilk akşam Kara'nın Oria'yı da çağırmış olmasına bir anlam verememişlerdi. Meri Oria'nın gelişini dikkatle izledi. Sessizce içeri girmişti, Met onu fark etmemişti, Kara'ysa hemen görmüş ve gözlemeye başlamıştı. Oria ürkekti, kendi isteğiyle değil Kara'nın zorlamasıyla gelmiş olmalıydı. Bir kenara geçip oturdu. Kara hemen seslendi. "Oraya değil, şuraya geç Oria. Daha rahat edersin." Oria söyleneni usulca yaptı. Tüm gece boyunca neredeyse hiç konuşmadı. Yalnızca Met'i ve Kara'yı, tüm yaptıklarını izledi. Meri onun gözlerindeki tanıdık değişimi görünce Met'ten etkilendiğini anladı. Venüs serüveninin sonlarında Kara "Yavaş sevgilim" diye fısıldadığında Oria da benzer bir ateşle yanıyordu. Geri döndüklerinde Kara gidip onun yanına oturdu. Sarıldı, öptü. "Geldiğin için teşekkür ederim" dedi. Oria'ya sorular sordu. Met'i ve ilişkilerini nasıl bulduğunu sordu. Oria korktuğu bir öğreticisinin sorularını yanıtlayan küçük bir çocuk gibi ürkek ve kısa konuştu. İsteneni söyleyip hemen sustu. Kara Met'ten söz etmeye başladı. Meri önce amacını anlamadı, sonra Oria'yı etkilemeye çalıştığını fark etti. Az önce Met'in ona yaşattıklarını Oria'nın da tüm ayrıntılarıyla hissetmesi için elinden geleni yapıyordu. Oria'nın gözlerindeki değişimden, bedeninin kıpırtılarından Meri Kara'nın başarılı olduğunu anladı. Peki şimdi ne yapacaktı? Kara konuşuyor, fısıldıyor, susuyor, Oria'ya dokunuyor, yeniden anlatıyor, başka ayrıntılar ekliyor, arada durup bekliyor, sonra tekrar başlıyordu. Sonra Met'i çağırıp Oria'nın diğer yanına oturmasını istedi. Met önce karşı çıktı. "Ben burada iyiyim, siz sohbetinize devam edin" dedi. Kara otoriter bir sesle "Hadi sevgilim, nazlanma, gel buraya, Oria'yı üzme" deyince karşı koyamadı.

Sahneye Met girince Meri buruk bir acı duydu. "Sevgilim" diye fısıldadı. "Neler yaşamışsın bu artık çoktan aydınlık olmuş olması gereken karanlık çağda." Yanında oturan Met'e döndü, sarıldı, öptü. Met'te farklı bir tepki görebilmeyi umdu. Ne yazık ki o güzel gözlerde şimdilik umut verici bir ışık yoktu. Büyük buluşma gecesinde yaşananları izlemeyi sürdürdü.

Üç ten yan yana, Oria Kara ile Met'in arasındaydı. Oria ve Met çekingen görünüyor, olabildiğince uzak duruyorlardı. Kara'ysa onları yakınlaştırmaya çalışıyordu. Uzanarak avucuyla Met'in yanağını okşadı. "Biraz böyle gelsene sevgilim" dedi. Met'e doğru dönerken Oria'ya iyice yaslanmış, onu da biraz itmişti. Tenlerindeki küçük dokunuşlar duygu ve düşüncelerini ateşledi. Met ve Oria bastırılmış tutkularını daha fazla tutamadılar. Oria Met'in ve Kara'nın arasında olmanın, dokunuşlarının tüm sıcaklığını hissetmenin güzelliğini yaşamaya başladı. "Tenle buluşmak ne güzel değil mi sevgilim? İnsan varlıklarını yakınlaştırmak, bütünleştirmek, olağanüstü bir duygu değil mi bu?"

Meri şaşkınlıkla izliyordu. Kara'nın nasıl bir oyuna kalkıştığını pek anlamamıştı. Oria'nın Met'e ilgi duymasını anlayabilirdi. Peki Met niçin bunun bir parçası olmayı kabulleniyordu? Teninin uyarıları mıydı oradan hemen kalkmasını önleyen, içinde farklı dürtüler olması mı? Peki Kara ne yapmak istiyordu? Gördükleri Meri'yi de etkilemeye başlamış, Met'in Kara'nın dokunuşlarıyla uyarıldığını gördükçe kendi bedeni de kıpırdamaya başlamıştı. Met'e baktı. Onda da geçmişin tüm güzelliklerine yeniden kavuşmak için güçlü bir istek olmasını, hemen yaşayacakları müthiş bir birliktelikle Met'in tümüyle normale dönmesini umdu. Met'i öpmeye, dokunmaya başladı. En çok etkilendiğini düşündüğü noktalarına ulaşmaya çalıştı. Ne yazık ki Ten Sistemi'nin yarattığı sarsıntıdan sonra Met ona her zaman cevap veremiyordu. Birlikte izlemekte oldukları olayı da tam algılamamış olmalıydı. Hiçbir tepki vermedi. Meri de üçlü öyküye döndü.

Oria varlık nedenini buluyor gibiydi. Kara ve Met'in arasında sıkışmış, her ikisinin de dokunuşlarını hissediyordu. Teni, onlarla buluşmanın güzelliğiyle ürperiyordu. Meri Oria'nın yalnızlık duygusunu bir türlü yenemediğini hatırladı. Çevresindeki insan sıcaklığı arttıkça evrende tek başına olmadığını anlayarak rahatlıyordu. Şimdi de ender iyi anlarından birini yaşıyordu. Teninin tutkularını coşturmasını, onu yaşamla buluşturmasını istiyordu. Kara'ya dönerek başını göğsüne koydu, ince elleriyle bacaklarını okşadı. Kara bir süre ona izin verdi. Sonra Met'in de dönerek aralarındaki Oria'ya sıkıca sarılmasını istedi. Met durakladı. Kara onun saçlarını ve yanaklarını okşayarak kendisine doğru çekti. Met, Kara'nın isteklerinin karşısında duramayacağını anladığını hissettiren bir bakışla baktı.

"Her istediğimi yapmaya hazır mısınız?" diye sordu Kara. Oria hemen "Evet" diye inledi. "Evet sevgilim, evet sevgilim" diye tekrarladı. Met cevap vermedi. Kara'nın ondan aynı sözleri duyabilmesi için biraz uğraşması, dudaklarını ve ellerini çok özel biçimlerde kullanması, Met'in bedenini farklı noktalara ulaşabilmek için çevirip çekmesi, yeni dokunuşlar bulması gerekti. Sonunda Met de Oria'nın durumuna geldi. "Evet, her istediğini yapmayı istiyorum" diye fısıldadı. Bu sözü duyduğu anda Kara değişti. Kalktı. Oria'yı da kaldırarak tuhaf bir aletin yanına götürdü ve gerekli ayarları yaparak içine yerleştirdi. Oria artık bedeninin duruşunu değiştiremezdi, kıpırdayamazdı, bir başkası yanına kadar gelmedikçe etkileşime giremezdi. Oysa dışarıdakiler onun teninin her noktasına özgürce ulaşabilir, ona dilediklerini yapabilirlerdi. Oria o anda mutlu görünüyor, Kara'nın ona güzel bir deneyim yaşatmasını bekliyordu. Kara Oria ile hiç ilgilenmeden Met'in yanına döndü. Kaldığı yerden onunla ilgilenmeyi sürdürdü. Met kendini Kara'ya bırakmış görünüyordu. Kara bedenini, ellerini, dudaklarını, hareket ve dokunuşlarını, seslerini ve sözlerini, yüzüne verdiği anlamları, en çok da gözlerini çok iyi kullanıyordu. "Bu gözlere ben bile karşı koyamıyorum" diye düşündü Meri. Kara her küçük dokunuşunda inanılmaz bir mutluluk duyan Met'i yavaşça yönlendirerek, her noktası erişilebilir durumda savunmasız olarak bekleyen Oria'nın yanına götürdü. Met'in Oria'ya arkasından yaklaşarak yavaşça omuzlarına dokunmasını sağladı. Oria "Kara!" diyerek mutlulukla karşılık verdi. Kara sesini çıkarmadı. Met üzerindeki kontrolünü sürdürdü. Kara Met'e dokundukça Met içinde yükselen duyguları istemsiz hareketlerle Oria'ya iletiyor, onu yeni bir yolculuğa çıkarıyordu. Herkes mutlu görünüyordu. Oyunu hazırlamış olan Kara Met'e ilettiği mesajların onda nasıl büyük bir güçle yankılandığını gördükçe, Met arkasından gelen sürprizlerin yarattığı coşkuyla, Oria da Met'in aktardığı dokunuşların getirdiği kıpırtıyla yaşamanın anlamlarından birini bulmuş gibiydi. Ancak yolculuğun bir aşamasında Oria acı dolu bir ses çıkardı. Met'in dokunuşlarıyla farklı bir aşamaya geçmişti ve artık teninde hissettiği güzelliğin bir karşılığı oluyor, dokunuldukça daha büyük bir acı duyuyordu. Met şaşkınlıkla durdu. Bekledi. Kara ona dokunmayı sürdürdü. Aldıklarını istemsizce Oria'ya iletmeye başladı. Biraz rahatlamış olan Oria önce bir haz duydu, sonra yine acıyla bağırdı. Met yine durdu. Bu kez Kara dokundukça da Oria'ya zarar vermemek için bekledi. Kara sabırlıydı. Kızmadı, bağırmadı, nasıl davranması gerektiğini söylemedi. Yalnızca tüm becerilerini kullanarak usulca dokunmayı sürdürdü. Met bir süre sonra yine Oria'nın acı çığlıklarına neden oldu. Bu kez kararlı biçimde durdu. Kara'ın sabrı ve Met'i ateşlemekteki başarısı sürdü. Met artık Kara'nın onu etkileyebilmesine izin vermeyecek şekilde kendini rahatlatmaya, oyunu bitirmeye çalıştı. Kara izin vermedi. Tüm kontrol ondaydı. "Boşuna uğraşma sevgilim" dedi. "Ben istemeden bu oyun bitmeyecek." Met niçin böyle yaptığını sordu. Kara bilmiyordu. "Belki de Mata Hari'nin öcünü almak için" dedi. "Bir başkasının başkaları nedeniyle yaşadıklarının öcünü Oria'dan mı alıyorsun? Yoksa benden mi?" diye sordu. Kara sustu. Sonra "Aslında yaşanmışların düzeltileceyeceğini, geçmişe dönülemeyeceğini, hiçbir zaman gerçek anlamda hesap sorulamayacağını biliyorum, zamanı kontrol etmenin bir yolunu bulabilsem gidip Mata Hari'yi kurtarıp gerçek suçluları cezalandırmayı ben istemez miydim?" dedi.

Kara herhalde zaten sıkılmaya başlamış olmalıydı. Bu konuşmanın ardından ilgisi büsbütün dağıldı. Met'e arkasından bedenini yapıştırarak bir kez daha sıkıca sarıldı, boynunun yan tarafına bir öpücük kondurdu. Sonra Oria'yı tuhaf aletten çıkardı. Aralarına girip yavaşça geri götürdü.

Meri yeniden Met'e dönüp dikkatle yüzüne baktı. Bir değişiklik var mıydı? Gözleri Meri'nin ateşini algılıyor muydu? Dokunsa yeni yolculuklara çıkabilecek bir güç bulabilecek miydi? Emin olamadı, bir girişimde bulunmadı. Çok fazla şansının kalmadığını biliyordu. Başarısız bir deneme daha yapmayı göze alamazdı. Almadı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder