Merilia insanlığın
yakın tarihinden cinayetlerin işlendiği karanlık bir geceye
ulaştı. Katiller hiçbir zaman insan olmamışlardı ama her zaman
gerçek insanların arasına saklanmıştılar.
YEDİ GENERALİN GECESİ
Nihai ve belirleyici karar
toplantılarından biriydi. Yedi üyeli ekipte hiç lider yoktu ama
Anmeri ve Bakara çok iyi seçilmiş argümanlarıyla toplantıyı
yönlendiriyorlardı. Onların görülebilir ve işitilebilir,
anlaşılabilir ve hissedilebilir önermeleri; karar matrislerinin
yollarını ve ağaçlarını belirleyen en açık ifadelerdi. Yedi
general zamanlarının on beş diğer önemli yüzünü sonlandırmak
üzere bir karar vermek durumundaydılar. Tarihsel bir perspektifle,
on beş karanlık zihinli üyenin ölümü hak etmiş olduğu
sonucuna varmak kolaydı. Ancak Anmeri çağdaş bir esnek
değerlendirme görüşüyle bakarak yolun araçlarını kullanmayı
reddediyordu. Dünyanın çoğu bölgesinde çok zaman önce yerel
mutabakatlarla kaldırılmış olduğu için ölüm, ceza olamazdı.
Ona göre, toplumu daha iyi geleceklere doğru değiştirmek için
kendilerine ait yeni yöntemlerini kendi ve yeni yöntemlerini
geliştirmeleri gerekiyordu. Karanlık zihinlerin etkilerini
sınırlamalı, başkalarına ve doğaya zarar vermesini hatta doğayı
ve evreni riske atmalarını önlemek için onları kontrol
etmeliydiler. Ancak geçmişin lanetlenmiş yöntemlerinin
kullanılmasına izin verilmiyordu. Argümanlar takımların farklı
üyeleri tarafından ileri sürüldüğü halde, tartışma Anmeri ve
Bakara arasındaki bir tartışma gibi göründü. Anmeri temel
argümanı başta belirtti ve Bakara onun açık ifadesine anlamlı
bir yanıt ileri süremedi. Ancak, ekibin üyeleri mevcut toplumun
gerçek çeşitliliğini yansıtmak için dikkatle seçilmiş
oldukları halde, önyargılardan hâlâ uzak değildiler. Geçmişin
izleri kim olduklarına ve kendilerini kim hissettiklerine göre
zihinlerindeki önyargıları hâlâ tetikliyordu. Çoğu hâlâ
evrenin gözleriyle göremiyordu. Hâlâ etnik kökenlerini, politik,
kişisel ve cinsel tercihlerini kullanma eğilimindeydiler ve
kavramalarında ve etkileşimlerinde temel karar kılavuzları olarak
kendi iç ve dış kurallarını kullanıyorlardı. Yerel ve
kısıtlanmış sınırların ötesini görerek ortak bir akılla
düşünmek hâlâ çok zordu. Bakara'nın yüzündeki zafer ifadesi
büyüdükçe, Anmeri gittikçe daha üzgün hissediyordu.
"Bu on beş yaratığın
insan olmadığını ve yaşamayı hak etmediğini biliyorum. Ancak
bu, rastgele hareketler ve bilinçsiz kararlarla belirlenmiş ve
gerçekleşmiş basit rastlantıların bir sonucuydu. Onları kontrol
altında tutarak, bir iyileşme zamanı vermeliyiz. Değişecek ve
kısa sürede çağdaş insanlardan biri olacaklardır. Zamanları
gelince öleceklerdir."
"Biliyorsun doğal
nedenlerle ölmek çağımızda ve sistemimizde pek kolay değil"
dedi Bakara. "Muhtemelen kısa sürede imkânsız olacak. Bu
yüzden zararlı yönleri olabilecek tohumları en kısa sürede
ortadan kaldırmalıyız."
Anmeri Bakara'ya
gözlerinde derin bir acıyla baktı.
"Bunların senin
gerçek düşüncelerin olduğuna inanamıyorum. Bunu tarihin kara
sayfalarından hiçbir farkı olmadığını göremiyor musun? Onlar
her zaman, onu koruduklarını iddia ederek insanlığı katlettiler.
Sen çağımızda bir katliamı savunuyorsun."
"Bu bir katliam
değil, on beş ölümcül sapmanın sonlandırılması. Tarihte
onlar tarafından öldürülmüş çocukların sayısını
hesaplayabiliyor musun?"
"Nefretimi artıracak
ve beni yapılmasının doğru olduğuna inandığım her şeyi
yapmaya yetkim olduğuna ikna edecek hiçbir iş yapmak istemiyorum.
Ne demek istediğini tahmin edebileceğinden çok daha iyi biliyorum.
Tüm çocukların, kadınların, erkeklerin, diğer kimliklerin,
çiçeklerim, hayvanların, ağaçlarını ormanların ve doğanın
karanlık geçmişimizde yaşadığı tüm acıları hissediyorum.
Fakat tüm bunlara bir son vermeliyiz. Ateşi daha fazla benzinle
söndüremeyiz. Değişmekten ve başkalarının değişmesine izin
vermekten başka seçeneğimiz yok. Daha iyi bir gezegende daha iyi
yaşamlar sürmeyi gerçekten istiyorsak, bunu yapmalıyız."
Bakara bir an için
durakladı ama birkaç saniye içinde, oturumun son ve belirleyici
konuşmasını yapıyor gibi, soğukkanlılıkla ve güvenle cevap
verdi.
"Sana tümüyle
katılıyorum" dedi. "Ancak, seni kendinden bile korumam
gerektiğine inanıyorum. Biliyorum, eşitiz. Ama sen hâlâ
zayıfsın, başka yaşamlara son vermeye cesaret edemiyorsun. Bu çok
tehlikeli sevgili Anmeri'm. Biliyorsun, seni çok seviyorum. Sen
benim için yaşamın anlamısın. Seni kendinden bile korumalıyım.
Kararına katılamam. Bunu yapamam. Mevcut nüfusumuzu ve
çocuklarımızı korumak için bunu yapmamalıyım."
Bu, tartışmanın sonu
değildi ama daha sonra kararı değiştirebilecek hiçbir şey
olmadı. Yedi generalin gecesi, Anmeri'nin ve diğer iki üyenin
onaylamadığı bir kararla sonuçlandı. Cinayetlerin gecesi, üç
üyenin desteğiyle Bakara tarafından kararlaştırıldı.
GECENİN CİNAYETLERİ
On beş yüz dikkatle
seçilmiş ve ölüme mahkum edilmişti. Merilia'nın seçilen
yüzlerin kimlikleri konusunda hiçbir kuşkusu yoktu. Onların en
yüksek cezanın verilmesini hak eden ilk on beş kişi olduğundan
emindi. Ancak, ölüm cezasını ve zor kullanılarak yapılan
herhangi bir hareketi kabul etmesi mümkün değildi. Bir ışık
hızında iletişim çağında, doğrudan kutupsal çatışmaların
ve geleneksel çözüm yöntemlerinin yirmi birinci yüzyılda çok
daha erken kaldırılmış olması gerekirdi. Bu mümkün olmamıştı,
Bakara'yı, Anmeri'nin gerçekten sevdiği adamı ikna etmek mümkün
olmamıştı.
"Bu adama niçin âşık
olduğumu bilmiyorum" diye düşündü Anmeri. Bir yanıt bulmak
kolay değildi. Anmeri'nin onu sevmesi için birçok neden vardı ama
dünyadaki tek erkek o değildi. "Kader" diye fısıldadı
ve gülümsedi. Yaşamın temel mekanizmasıydı. Rastlantılar ve
kararlar, insanları ve geleceklerini belirliyordular. İnfaz
sürecinin ayrıntılarını öğrenmek istemedi. On beş katil,
tarihteki kritik katliamların baş oyuncularının torunlarıydılar.
Ataları korkunç şeyler yapmıştılar ve onlar da kendi
zamanlarının en korkunç hareketlerini yaparak atalarının
peşlerinden gitmiştiler. Anmeri kendini Bakara'nın haklı
olduğuna, bundan sonra her şeyin ve yaşamın güzel olacağına
inandırmanın bir yolunu bulmayı çok isterdi. Bunu yapmak mümkün
değildi. Anmeri zihninin onaylamadığı bir şekilde düşünmenin
bir yolunu bulamıyordu. Bu konuda Bakara'nın da tam olarak onun
gibi olduğundan emindi. Zihinleri farklı kararlar vermişti ve
onları ayırmıştı. Anmeri çok üzgündü. Bakara'nın da çok
üzgün olduğundan emindi, muhtemelen Anmeri'den daha fazla.
Gecenin cinayetleri on beş
zararlı tohumun tüm izlerini tarihten sildi ama onlar sapmış
insanlardan başka hiçbir şey değildiler. Bakara bu infazlardan
sonra geleceğin daha iyi olacağına inanıyordu. Anmeri kendisini
yaşamın daha iyi geleceklere giden yolları hâlâ bulabileceğine
inandırmaya çalıştı.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder