2 Ekim 2019 Çarşamba

DOKUNUŞLARIN SENFONİSİ, 9 Aralık 2083, Perşembe

Meri şimdi Kara, Oria, Met ve kendisi arasındaki dokunuşların tümünün kusursuzluğunu hissediyordu. Tümüyle farklı bir deneyimdi. Yaşamındaki herkesle yaşamış olduğu ve tarihte bulabildiği her kaynaktan tanıklık etmiş olduğu her şeyden daha fazlaydı. Yaşamın teninde güncel, gerçek bir yansımasıydı. Uzayın ve zamanın sonsuz uçsuz bucaksızlığından dört özel figürün yalnızca sıradan bir davranışından ibaret değildi. Yeni bir yoldu, yaşamın yeni bir biçimiydi. Meri, bu dörtlü tarafından biçimlendirilen sınırların gücünü anlayamıyordu. Büyük Dörtlü'nün senfonisi kişisel deneyimlerinin çok ötesindeydi. Yalnızca Met'ten, Meri'den, Oria'dan ve Kara'dan zenginleştirilmiş yansımaları değil; Bakara ve Anmeri'den, Met'in annesinden, Meri'nin babasından, Oria'nın değişken anne ve babalarından gelen en kusursuz dokunuşları da içeriyordu. Büyük Dörtlü şu anda uzayın özel parçaları ve anların özel dizileri tarafından tanımlanmış çok özel bir bölgedeydi. Büyük Dörtlü tarafından yaratılan bölge, yaşamın ve evrenin tüm çeşitliliklerini ve aşırılıklarını kapsıyordu. Büyük Dört'te hiçbir şey dışarıda bırakılmamıştı. Dokunuşlar evrenin, yaşamın, yakın ve uzak geçmişlerinin, varoluşlarının nedenlerinin ve anlamlarının öykülerini getiriyordu. Nedenlerinin ve anlamlarının toplamı, onlara ait zaman ve uzay çizgilerinin kesişimindeki yaşam formlarının ortak öyküsünü neredeyse tümüyle anlatıyordu. Bu gerçeği zihinlerinde ortak olarak bulundurmaları, onları farklı ve özel yapıyordu. Zaman, uzay ve yaşam içindeki ve arasındaki anlamları ve ilişkileri anlayabilecek yeterlikteydiler. Daha önemlisi, kişisel serüvenlerini şeffaf ve açık olarak görebiliyorlardı. Dokunuşlar, onlara ait zaman ve uzay çizgilerinin kusursuzluğunu yalnızca anlatmıyor, ayrıca tüm yaşam deneyimlerini yeniden yaşatıyor ve bulabildikleri anlamları anlamalarını sağlıyordu. Her dokunuş anılarından getirilmiş bir öykü anlatıyordu. Uzaydaki bölgeleri ve zamandaki dönemleri tanımlayan, anı parçasının sistemlerinde kayıtlı diğer anı parçalarıyla ilişkilerini çözümleyen bir öykü. Ayrıca başka dokunuşlarda saklanmış yansımaları da kullanarak, onlara bunların tümünden kazanabilecekleri anlamı gösteriyordu. Kara, Oria, Met ve Meri arasındaki dokunuşların kusursuzluğu, insanlığın son öyküsünü anlatıyordu. Büyük Dörtlü, tüm insanların o zamana kadar ulaşmış olduğu kusursuzluğu temsil ediyordu. Şimdi onlar, karar anındaki anahtar oyunculardı. Yakında verilecek kararı etkileyecek ve belirleyeceklerdi. Meri gelecekleri ve tüm yaşam formlarının geleceği hakkında endişeli ve huzursuzdu. Aklında bir soru belirdi. "İnandığımız daha iyi geleceği savunmak için yapabileceğimiz her şeyi yaptık mı?" Bakara'nın ve Anmeri'nin, Met'in ve Kara'nın yaşam çizgilerinin sınırları içinde ellerinden gelenin en iyisini yaptıklarından emindi. Babasının ve Met'in annesinin de, bulabildikleri ve yaratabildikleri tüm olumlu değerleri Meri'ye ve Met'e teslim etmiş olduklarından hiç kuşkusu yoktu. Arzu ettikleri geleceği görememişlerdi. Negatif değerlerin gücü pozitif değerlerden daha fazlaydı. Karşıtlarını kolayca bastırabilirler ve onların sonunu getirebilirdi. Ama bu, kalıcı olarak ve sonsuza kadar geçerli olacak bir kural değildi. Sonsuzluk kuralı çok basitti. Kural, sıfırdı. Tüm genişlemelerin ve büzülmelerin, tüm varoluşların ve sona erişlerin, yükselişlerin ve çöküşlerin; tüm evrensel etkinliklerin toplamı kaçınılmaz olarak sıfır olacaktı. Zaman ve uzay çizgileri yalnızca geçici dalgalanmaları, sıfıra doğru ve sıfırdan uzaklaşan hareketleri gösteriyorlardı. Yaşam biçimleri ve evrendeki galaksiler, hatta evrenin dışındaki bilinmeyen sistemlerin hareketleri bile dengeye sıfırda ulaşacaktı. Tarih boyunca çok sayıda filozofun, bilim insanının ve sanatçının söylemiş olduğu gibi; yaşamın denge noktası varolmayıştaydı. Yaşam, bir dalgaydı. Tüm yaşam biçimleri kendi özgül desenleri ve frekansları, şekilleri ve dalga boylarıyla yukarıya ve aşağıya gideceklerdi. Yaşam biçimleri dalgalardı. Fazlası değil ve azı değil. Arkalarındaki dinamikler çevrimlerini tamamladıktan sonra, sona ereceklerdi. Atmosferlerin ve okyanusların yapmaları gereken her şeyi yapınca durması gibi. Bu bilgi parçası geçerliydi ama anlamsızdı. Sıfırın keşfi inasn türü için büyük bir sorun olmuştu. Sıfır, ölümün sayısal olarak temsil edilmesiydi. Bir, yaşamdı. Bir gün öleceğini bilerek yaşamak kolay değildi. Senin ve yaşamındaki herkesin kaçınılmaz olarak sıfırlar olacağını bilerek. Bir daha asla birleri kullanarak yeniden yaşam öyküleri yazamayacaklardı. Sonsuza dek sıfır olacaklardı. Yaşam, bu sıfır kuralının arkasındaki anlamları görebilme gücü ve sanatıydı. Birlerle doğru birleşince sıfırların kazandığı değeri anlamak. Sönene kadar dalgaları izlerken mutlu olabilmek. Dalgaların üzerine plakalar yerleştirmek ve onlarla birlikte yukarı aşağı hareket etmek. Anların tadına varırken, hareketlerinin arkasındaki dinamikleri ve ilişkileri çözmeye ve anlamaya çalışmak. 

Kara, Oria, Met ve Meri arasındaki her dokunuş bir dalga deseni parçasıydı. Meri, dokunma simülasyonunun Ten Sistemi'nin tasarımındaki en zor bölüm olduğunu biliyordu. Diğer zor bölümler koku ve tat simülasyonlarıydı. İster kendi kararlarıyla, ister sistemin içine dahil edildikten sonra otomatik olarak olsun; Ten Sistemi bilim insanları, teknisyenleri, açık kaynak geliştiricileri, örnek durum çalışma gönüllüleri ve tüm üyeler kusursuz bir sistem geliştirmek için büyük çabalar göstermişlerdi. Bakara ve Kara doğal kaynakları ve organik yaşamların özgür iradelerini korumanın ilk öncelikleri olduğunu her zaman söyledikleri halde; kaynakları daha hızlı kullanmak veya tüm isteklerini ve emirlerini düzenli olarak yerine getirmeyen ve itaat etmeyen ten üyelerinin aktif yaşamlarını bitirmek için, kendi kurallarını sık sık ihlal etmişlerdi. Zihin Sistemi her zaman daha yumuşak, doğa ve insan dostu olmuştu. Anmeri hiçbir zaman tenci olmak isteyen bir zihinciyi sistemlerinde kalması için zorlamamıştı. Daha iyi bir ten sistemi tasarlaması için Bakara'ya yardım etmeyi, Anmeri'nin katkısı ilkelerine ters düşmediği ve Bakara'nın daha doğa dostu bir sistem tasarlamasına katkıda bulunduğu sürece, hiçbir zaman reddetmemişti. Ancak Bakara, sonuçların ve gerçek maliyetlerin be olduğunu düşünmeden, her zaman kazanmak için oynamıştı. Sonuç, daha güçlü bir ten sistemi ve saha kararlı ve dengeli bir zihin sistemiydi.

Meri şimdi Ten ve Zihin Sistemleri'nin tüm sakinlerinden yansıyan tüm dokunuşların kusursuzluğunu hissediyordu. Meri ve Met Zihin'in en üst ikisiydi. Kara ve Oria aynı seviyedeki rakipleriydi. Dokunma karşılaşmaları, serbest eller ve yumruklar veya maksimum yok etme etkisi için tasarlanmış özel yok etme araçlarıyla uygulanan sert temaslar yerine, yumuşak dokunuşlarla oynanan düşük seviyeli çatışma oyunlarıydı. Zihinciler her zaman yumuşak karşılaşmaları tercih ediyorlar, tenciler aşırı araçlarla oynanan daha sert oyunlar seçiyorlardı. Hem zihinciler, hem tenciler üye gruplar arasında içeride oynanan ve iki sistemin en iyi takımları arasında oynanan sınıflandırma oyunları için güvenilir emniyet sistemleri geliştirmişlerdi. Tüm üst takımlar, eğer tencilerse Kara ve Oria, zihincilerse Met ve Meri tarafından geliştirilmiş stratejileri ve taktikleri kullanıyorlardı. Oyunlar genellikle bir tarafın ya da diğerinin zafere ulaşmasıyla düşük seviyede kalıyorlardı ama özgül ve beklenmedik senaryolar üreten ve seviyelerin hızla yükseldiği bazı durumlarda daha üst seviyelerdeki tenciler ve zihinciler de oyuna katılıyordu. Meri'nin Met'in Teni üzerinden zihninde ve teninde hissetmekte olduğu güncel oyun, üst seviye bir oyundu. Meri Kara'nın, herkesi Ten Sistemi'nin gücüne ve değerine inandıracak kusursuz bir oyun oynayarak nihai bir zafer kazanma arzusunda olduğunu hissediyordu.

Meri yaşamın gücünü teninin ve zihninin her noktasında hissetti. Kara ona Büyük Dörtlü'nün elleriyle dokunuyordu. Temas yerleri değişiyordu. Yoğunluklar ve frekanslar hızla yükselip alçalıyordu ama verdikleri duyguların kusursuzluğu istikrarlı olarak artıyordu. Meri yaşamındaki kusursuz dokunuşların hepsini hatırlıyor ve onlara yeniden tanıklık ediyordu. Met onu okşuyordu. Oria varoluşunun anlamını bulmasına yardım etmesi için yalvararak, başını Meri'nin bacaklarının arasına yerleştiriyordu. Kara onu anlayacak kusursuz insan olduğunu iddia ederek her zaman maksimum güvenlik ve zevk vermeyi vadeden güçlü bir koruyucu gibi kucaklıyordu. Tenlerindeki dokunuşların yansımaları zihinlerinde işleniyordu. Kara Meri'yi, ten sisteminin sağladığı yaşam zevkinin seviyesini zihin sisteminin algoritmalarında bulmayı hiçbir zaman başaramayacağına ikna etmeye çalışıyordu. Meri Kara'nın Teni'ndeki en duyarlı noktaları hedefleyen zihin hareketleriyle karşılık veriyor ve dürtüleri onun işlem modülüne doğrudan teslim ediyordu. Kara teninden gelen sinyalleri ve Meri'nin algoritmalarıyla gönderilen etkileri ayırt etmekte güçlük çekiyordu. Ten Sistemi temas yönetim modülünün seviyesini artırıyordu. Meri yeni agoritmaları harekete geçirerek hemen karşılık veriyordu.
Kara, Oria, Met ve Meri o zamana dek öğrenmiş oldukları ve hayal edebildikleri dokunuşların kusursuzluğunu hissediyorlardı. Meri, Met'ten yeni ve özgül bir dokunuş hissetti. Özeldi. Yaşama geri dönen Met'ti. Aşk ve gelecekti. Kara güçlü arzu sinyalleri göndererek temaslarını bozmaya çalıştı ama Met ve Meri arasındaki zihin bağlantısının içine giremediler. Tenleri artık devrede değildi. Kara Oria'ya en iyi anılarıyla Meri'ye ve Met'e saldırmasını emretti. Oria itaat etmedi ve Met ile Meri arasındaki deneyimin kusursuzluğunu paylaşmaya başladı. Aralarındaki dokunuşların senfonisini dinliyordu, hiç kıskanmadığını fark ederek çok şaşırmıştı. Met'in yaşama geri döndüğünü görmekten Meri'yle yeniden doğmasını paylaşmaktan mutluydu. Oria Kara'nın geriliminden, Ten Sistemi'nden, sıkı programlarla çalışan madde yönetim modüllerinden yorgun düşmüştü. Zihnin özgürlüğüne geri dönmek istiyordu. Kara'dan gelen tüm istekleri engelledi.

Zihinleri tenlerini bağlıyordu ve tenleri zihinlerini birbirlerine bağlıyordu. Bir ten veya zihin sistemine ihtiyaç duymadan birbirlerini hissediyorlardı. Ten ve zihin sistemleriyle ulaşılabilecek kusursuzluğu görmüş ve tanık olmuşlardı. Kusursuzluğun bedeli anıların kaybıydı. Kusursuzluk herkesi ve her şeyi eşit yapıyordu. Doğanın tüm üyeleri eşit olmalıydı. Ama varlıklarının küçük farklarıyla eşit olmalıydılar. Karanlıktan aydınlığa, aydınlıktan karanlığa, sıfırdan bire, birden sıfıra yaşamak ve yaşam öykülerini yazmak için. Karanlığı ve sıfırları unutmalı ve ışıkla ve birlerle yaşamalıydılar. Her karanlıktan sonra yeniden başlamalıydılar, yeni ışıklar ve birlerle. Sıfırları unutmalıydılar. Meri Met'in gözlerindeki bilinçliliği fark etmekten çok mutluydu. Onlar yaşadığı sürece Ten Sistemi'nin anlamı ve gücü olmayacaktı. Meri yaşamını teninin ve zihninin bütün noktalarında hissediyordu. Oria ve Kara vardı ama Met son bölüm için en iyi ezgileri çalıyordu. Meri yaşamın ve aşkın gücüyle bir kez daha şaşırmıştı. Met Meri için yeni bir dünya yaratıyordu ve Meri Met'in çevresini yeni dünyalarla sarıyordu. Birbirlerini zihinlerinde ve tenlerinde, tüm varlıklarıyla hissediyorlardı. Yaşamdı. Aşktı. Arzuydu. Güvendi. Korkuydu. Güvenmekti. Kuşkuydu. Titremeydi. Belirsizlikti. Zayıf olmaktı. Güçlü olmaktı. Canlı olmaktı. Evrenin bir armağanıydı.

Dokunuşların Senfonisi dördüncü bölümü çalıyordu. Meri ve Met, Kara'yı tanımış oldukları için pişman değillerdi. Büyük Dört'ü ve Ten ve Zihin Sistemleri'nin tüm üyelerini, kendi geleceklerini bulmak için zamanın ve uzayın bir kesişme noktasında yaşamı paylaşan eşit bireyler olarak görüyorlardı. Yaşamın anlamını ve amacını anlamak mümkün değildi ama bölümleri en iyi şekilde yaşamak ve senfonileri iyi bir son bölümle bitirmek iyi bir tercihti. Senfoninin son dönemiydi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder