Meri şimdi Kara, Oria,
Met ve kendisi arasındaki dokunuşların tümünün kusursuzluğunu
hissediyordu. Tümüyle farklı bir deneyimdi. Yaşamındaki herkesle
yaşamış olduğu ve tarihte bulabildiği her kaynaktan tanıklık
etmiş olduğu her şeyden daha fazlaydı. Yaşamın teninde güncel,
gerçek bir yansımasıydı. Uzayın ve zamanın sonsuz uçsuz
bucaksızlığından dört özel figürün yalnızca sıradan bir
davranışından ibaret değildi. Yeni bir yoldu, yaşamın yeni bir
biçimiydi. Meri, bu dörtlü tarafından biçimlendirilen sınırların
gücünü anlayamıyordu. Büyük Dörtlü'nün senfonisi kişisel
deneyimlerinin çok ötesindeydi. Yalnızca Met'ten, Meri'den,
Oria'dan ve Kara'dan zenginleştirilmiş yansımaları değil; Bakara
ve Anmeri'den, Met'in annesinden, Meri'nin babasından, Oria'nın
değişken anne ve babalarından gelen en kusursuz dokunuşları da
içeriyordu. Büyük Dörtlü şu anda uzayın özel parçaları ve
anların özel dizileri tarafından tanımlanmış çok özel bir
bölgedeydi. Büyük Dörtlü tarafından yaratılan bölge, yaşamın
ve evrenin tüm çeşitliliklerini ve aşırılıklarını
kapsıyordu. Büyük Dört'te hiçbir şey dışarıda
bırakılmamıştı. Dokunuşlar evrenin, yaşamın, yakın ve uzak
geçmişlerinin, varoluşlarının nedenlerinin ve anlamlarının
öykülerini getiriyordu. Nedenlerinin ve anlamlarının toplamı,
onlara ait zaman ve uzay çizgilerinin kesişimindeki yaşam
formlarının ortak öyküsünü neredeyse tümüyle anlatıyordu. Bu
gerçeği zihinlerinde ortak olarak bulundurmaları, onları farklı
ve özel yapıyordu. Zaman, uzay ve yaşam içindeki ve arasındaki
anlamları ve ilişkileri anlayabilecek yeterlikteydiler. Daha
önemlisi, kişisel serüvenlerini şeffaf ve açık olarak
görebiliyorlardı. Dokunuşlar, onlara ait zaman ve uzay
çizgilerinin kusursuzluğunu yalnızca anlatmıyor, ayrıca tüm
yaşam deneyimlerini yeniden yaşatıyor ve bulabildikleri anlamları
anlamalarını sağlıyordu. Her dokunuş anılarından getirilmiş
bir öykü anlatıyordu. Uzaydaki bölgeleri ve zamandaki dönemleri
tanımlayan, anı parçasının sistemlerinde kayıtlı diğer anı
parçalarıyla ilişkilerini çözümleyen bir öykü. Ayrıca başka
dokunuşlarda saklanmış yansımaları da kullanarak, onlara
bunların tümünden kazanabilecekleri anlamı gösteriyordu. Kara,
Oria, Met ve Meri arasındaki dokunuşların kusursuzluğu,
insanlığın son öyküsünü anlatıyordu. Büyük Dörtlü, tüm
insanların o zamana kadar ulaşmış olduğu kusursuzluğu temsil
ediyordu. Şimdi onlar, karar anındaki anahtar oyunculardı. Yakında
verilecek kararı etkileyecek ve belirleyeceklerdi. Meri gelecekleri
ve tüm yaşam formlarının geleceği hakkında endişeli ve
huzursuzdu. Aklında bir soru belirdi. "İnandığımız daha
iyi geleceği savunmak için yapabileceğimiz her şeyi yaptık mı?"
Bakara'nın ve Anmeri'nin, Met'in ve Kara'nın yaşam çizgilerinin
sınırları içinde ellerinden gelenin en iyisini yaptıklarından
emindi. Babasının ve Met'in annesinin de, bulabildikleri ve
yaratabildikleri tüm olumlu değerleri Meri'ye ve Met'e teslim etmiş
olduklarından hiç kuşkusu yoktu. Arzu ettikleri geleceği
görememişlerdi. Negatif değerlerin gücü pozitif değerlerden
daha fazlaydı. Karşıtlarını kolayca bastırabilirler ve onların
sonunu getirebilirdi. Ama bu, kalıcı olarak ve sonsuza kadar
geçerli olacak bir kural değildi. Sonsuzluk kuralı çok basitti.
Kural, sıfırdı. Tüm genişlemelerin ve büzülmelerin, tüm
varoluşların ve sona erişlerin, yükselişlerin ve çöküşlerin;
tüm evrensel etkinliklerin toplamı kaçınılmaz olarak sıfır
olacaktı. Zaman ve uzay çizgileri yalnızca geçici dalgalanmaları,
sıfıra doğru ve sıfırdan uzaklaşan hareketleri gösteriyorlardı.
Yaşam biçimleri ve evrendeki galaksiler, hatta evrenin dışındaki
bilinmeyen sistemlerin hareketleri bile dengeye sıfırda ulaşacaktı.
Tarih boyunca çok sayıda filozofun, bilim insanının ve sanatçının
söylemiş olduğu gibi; yaşamın denge noktası varolmayıştaydı.
Yaşam, bir dalgaydı. Tüm yaşam biçimleri kendi özgül desenleri
ve frekansları, şekilleri ve dalga boylarıyla yukarıya ve aşağıya
gideceklerdi. Yaşam biçimleri dalgalardı. Fazlası değil ve azı
değil. Arkalarındaki dinamikler çevrimlerini tamamladıktan sonra,
sona ereceklerdi. Atmosferlerin ve okyanusların yapmaları gereken
her şeyi yapınca durması gibi. Bu bilgi parçası geçerliydi ama
anlamsızdı. Sıfırın keşfi inasn türü için büyük bir sorun
olmuştu. Sıfır, ölümün sayısal olarak temsil edilmesiydi. Bir,
yaşamdı. Bir gün öleceğini bilerek yaşamak kolay değildi.
Senin ve yaşamındaki herkesin kaçınılmaz olarak sıfırlar
olacağını bilerek. Bir daha asla birleri kullanarak yeniden yaşam
öyküleri yazamayacaklardı. Sonsuza dek sıfır olacaklardı.
Yaşam, bu sıfır kuralının arkasındaki anlamları görebilme
gücü ve sanatıydı. Birlerle doğru birleşince sıfırların
kazandığı değeri anlamak. Sönene kadar dalgaları izlerken mutlu
olabilmek. Dalgaların üzerine plakalar yerleştirmek ve onlarla
birlikte yukarı aşağı hareket etmek. Anların tadına varırken,
hareketlerinin arkasındaki dinamikleri ve ilişkileri çözmeye ve
anlamaya çalışmak.
Kara, Oria, Met ve
Meri arasındaki her dokunuş bir dalga deseni parçasıydı. Meri,
dokunma simülasyonunun Ten Sistemi'nin tasarımındaki en zor bölüm
olduğunu biliyordu. Diğer zor bölümler koku ve tat
simülasyonlarıydı. İster kendi kararlarıyla, ister sistemin
içine dahil edildikten sonra otomatik olarak olsun; Ten Sistemi
bilim insanları, teknisyenleri, açık kaynak geliştiricileri,
örnek durum çalışma gönüllüleri ve tüm üyeler kusursuz bir
sistem geliştirmek için büyük çabalar göstermişlerdi. Bakara
ve Kara doğal kaynakları ve organik yaşamların özgür
iradelerini korumanın ilk öncelikleri olduğunu her zaman
söyledikleri halde; kaynakları daha hızlı kullanmak veya tüm
isteklerini ve emirlerini düzenli olarak yerine getirmeyen ve itaat
etmeyen ten üyelerinin aktif yaşamlarını bitirmek için, kendi
kurallarını sık sık ihlal etmişlerdi. Zihin Sistemi her zaman
daha yumuşak, doğa ve insan dostu olmuştu. Anmeri hiçbir zaman
tenci olmak isteyen bir zihinciyi sistemlerinde kalması için
zorlamamıştı. Daha iyi bir ten sistemi tasarlaması için
Bakara'ya yardım etmeyi, Anmeri'nin katkısı ilkelerine ters
düşmediği ve Bakara'nın daha doğa dostu bir sistem tasarlamasına
katkıda bulunduğu sürece, hiçbir zaman reddetmemişti. Ancak
Bakara, sonuçların ve gerçek maliyetlerin be olduğunu düşünmeden,
her zaman kazanmak için oynamıştı. Sonuç, daha güçlü bir ten
sistemi ve saha kararlı ve dengeli bir zihin sistemiydi.
Meri şimdi Ten ve Zihin
Sistemleri'nin tüm sakinlerinden yansıyan tüm dokunuşların
kusursuzluğunu hissediyordu. Meri ve Met Zihin'in en üst ikisiydi.
Kara ve Oria aynı seviyedeki rakipleriydi. Dokunma karşılaşmaları,
serbest eller ve yumruklar veya maksimum yok etme etkisi için
tasarlanmış özel yok etme araçlarıyla uygulanan sert temaslar
yerine, yumuşak dokunuşlarla oynanan düşük seviyeli çatışma
oyunlarıydı. Zihinciler her zaman yumuşak karşılaşmaları
tercih ediyorlar, tenciler aşırı araçlarla oynanan daha sert
oyunlar seçiyorlardı. Hem zihinciler, hem tenciler üye gruplar
arasında içeride oynanan ve iki sistemin en iyi takımları
arasında oynanan sınıflandırma oyunları için güvenilir emniyet
sistemleri geliştirmişlerdi. Tüm üst takımlar, eğer tencilerse
Kara ve Oria, zihincilerse Met ve Meri tarafından geliştirilmiş
stratejileri ve taktikleri kullanıyorlardı. Oyunlar genellikle bir
tarafın ya da diğerinin zafere ulaşmasıyla düşük seviyede
kalıyorlardı ama özgül ve beklenmedik senaryolar üreten ve
seviyelerin hızla yükseldiği bazı durumlarda daha üst
seviyelerdeki tenciler ve zihinciler de oyuna katılıyordu. Meri'nin
Met'in Teni üzerinden zihninde ve teninde hissetmekte olduğu güncel
oyun, üst seviye bir oyundu. Meri Kara'nın, herkesi Ten Sistemi'nin
gücüne ve değerine inandıracak kusursuz bir oyun oynayarak nihai
bir zafer kazanma arzusunda olduğunu hissediyordu.
Meri yaşamın gücünü
teninin ve zihninin her noktasında hissetti. Kara ona Büyük
Dörtlü'nün elleriyle dokunuyordu. Temas yerleri değişiyordu.
Yoğunluklar ve frekanslar hızla yükselip alçalıyordu ama
verdikleri duyguların kusursuzluğu istikrarlı olarak artıyordu.
Meri yaşamındaki kusursuz dokunuşların hepsini hatırlıyor ve
onlara yeniden tanıklık ediyordu. Met onu okşuyordu. Oria
varoluşunun anlamını bulmasına yardım etmesi için yalvararak,
başını Meri'nin bacaklarının arasına yerleştiriyordu. Kara onu
anlayacak kusursuz insan olduğunu iddia ederek her zaman maksimum
güvenlik ve zevk vermeyi vadeden güçlü bir koruyucu gibi
kucaklıyordu. Tenlerindeki dokunuşların yansımaları zihinlerinde
işleniyordu. Kara Meri'yi, ten sisteminin sağladığı yaşam
zevkinin seviyesini zihin sisteminin algoritmalarında bulmayı
hiçbir zaman başaramayacağına ikna etmeye çalışıyordu. Meri
Kara'nın Teni'ndeki en duyarlı noktaları hedefleyen zihin
hareketleriyle karşılık veriyor ve dürtüleri onun işlem
modülüne doğrudan teslim ediyordu. Kara teninden gelen sinyalleri
ve Meri'nin algoritmalarıyla gönderilen etkileri ayırt etmekte
güçlük çekiyordu. Ten Sistemi temas yönetim modülünün
seviyesini artırıyordu. Meri yeni agoritmaları harekete geçirerek
hemen karşılık veriyordu.
Kara, Oria, Met ve Meri o
zamana dek öğrenmiş oldukları ve hayal edebildikleri dokunuşların
kusursuzluğunu hissediyorlardı. Meri, Met'ten yeni ve özgül bir
dokunuş hissetti. Özeldi. Yaşama geri dönen Met'ti. Aşk ve
gelecekti. Kara güçlü arzu sinyalleri göndererek temaslarını
bozmaya çalıştı ama Met ve Meri arasındaki zihin bağlantısının
içine giremediler. Tenleri artık devrede değildi. Kara Oria'ya en
iyi anılarıyla Meri'ye ve Met'e saldırmasını emretti. Oria itaat
etmedi ve Met ile Meri arasındaki deneyimin kusursuzluğunu
paylaşmaya başladı. Aralarındaki dokunuşların senfonisini
dinliyordu, hiç kıskanmadığını fark ederek çok şaşırmıştı.
Met'in yaşama geri döndüğünü görmekten Meri'yle yeniden
doğmasını paylaşmaktan mutluydu. Oria Kara'nın geriliminden, Ten
Sistemi'nden, sıkı programlarla çalışan madde yönetim
modüllerinden yorgun düşmüştü. Zihnin özgürlüğüne geri
dönmek istiyordu. Kara'dan gelen tüm istekleri engelledi.
Zihinleri tenlerini
bağlıyordu ve tenleri zihinlerini birbirlerine bağlıyordu. Bir
ten veya zihin sistemine ihtiyaç duymadan birbirlerini
hissediyorlardı. Ten ve zihin sistemleriyle ulaşılabilecek
kusursuzluğu görmüş ve tanık olmuşlardı. Kusursuzluğun bedeli
anıların kaybıydı. Kusursuzluk herkesi ve her şeyi eşit
yapıyordu. Doğanın tüm üyeleri eşit olmalıydı. Ama
varlıklarının küçük farklarıyla eşit olmalıydılar.
Karanlıktan aydınlığa, aydınlıktan karanlığa, sıfırdan
bire, birden sıfıra yaşamak ve yaşam öykülerini yazmak için.
Karanlığı ve sıfırları unutmalı ve ışıkla ve birlerle
yaşamalıydılar. Her karanlıktan sonra yeniden başlamalıydılar,
yeni ışıklar ve birlerle. Sıfırları unutmalıydılar. Meri
Met'in gözlerindeki bilinçliliği fark etmekten çok mutluydu.
Onlar yaşadığı sürece Ten Sistemi'nin anlamı ve gücü
olmayacaktı. Meri yaşamını teninin ve zihninin bütün
noktalarında hissediyordu. Oria ve Kara vardı ama Met son bölüm
için en iyi ezgileri çalıyordu. Meri yaşamın ve aşkın gücüyle
bir kez daha şaşırmıştı. Met Meri için yeni bir dünya
yaratıyordu ve Meri Met'in çevresini yeni dünyalarla sarıyordu.
Birbirlerini zihinlerinde ve tenlerinde, tüm varlıklarıyla
hissediyorlardı. Yaşamdı. Aşktı. Arzuydu. Güvendi. Korkuydu.
Güvenmekti. Kuşkuydu. Titremeydi. Belirsizlikti. Zayıf olmaktı.
Güçlü olmaktı. Canlı olmaktı. Evrenin bir armağanıydı.
Dokunuşların Senfonisi
dördüncü bölümü çalıyordu. Meri ve Met, Kara'yı tanımış
oldukları için pişman değillerdi. Büyük Dört'ü ve Ten ve
Zihin Sistemleri'nin tüm üyelerini, kendi geleceklerini bulmak için
zamanın ve uzayın bir kesişme noktasında yaşamı paylaşan eşit
bireyler olarak görüyorlardı. Yaşamın anlamını ve amacını
anlamak mümkün değildi ama bölümleri en iyi şekilde yaşamak ve
senfonileri iyi bir son bölümle bitirmek iyi bir tercihti.
Senfoninin son dönemiydi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder