2 Ekim 2019 Çarşamba

KARA'NIN KORUYUCULARI, 24 Eylül 2082, Perşembe

Merilia'nın içinde uzun süredir kuşkulu bir tedirginlik vardı. Bir yanlışlık, yolunda gitmeyen bir şeyler olmalıydı. Met'i Ten'den kurtarmak için çok uğraşmış, sonrasında Anılar deneyimi ve bellek kaybı nedeniyle yeni bir sorunla karşılaşmış olsa da, o dönemde Kara'nın etki alanının dışına çıkarmayı başarmıştı. Ama öyküsünde onu rahatsız eden bir durum vardı. Aylarca çalışıp tüm ayrıntıları düşünmüştü, çok zorlanmıştı. Yine de çok kolay olmamış mıydı bu iş? Ten Sistemi'yle dünyanın önemli bir bölümünü kontrol edebilen birine böyle kolay ulaşılabilir, basit bir enerji operasyonuyla gücü etkisizleştirilebilir miydi? Kara'nın koruyucularının olmaması mümkün müydü? Ten Sistemi Meri'nin Met'i kurtarmasına özellikle, bilerek ve isteyerek izin vermiş olabilir miydi? Peki bunun nedeni ne olabilirdi? Kara'nın bilinçaltı Met'i gerçekten sevdiği için onun zarar görmesini önlemek mi istemişti? Merilia ile aralarında bu yüzden gizli bir ortaklık mı kurulmuştu? Kara, Meri'ye yardım etmiş, koruma sistemini bilerek mi yanıltmıştı?

Meri, Kara'nın kişisel güvenlik sisteminin araştırmaya değer bir konu olduğunu düşündü. Kuşkuları doğru olmasa bile bununla ilgili ayrıntıları öğrenmek, hem bundan sonra karşılaşacakları tehlikeleri öngörebilmek, hem de Kara'nın kişisel gücünün ve Ten Sistemi'yle genişlettiği etki alanını daha iyi anlamak için katkı sağlayabilirdi. Kara'nın koruyucularını araştırmaya karar verdi.

Meri tarihte kişilerin rollerinin önemli olduğuna, ancak geleceği insanlığın ortak iradesinin belirlediğine inanırdı. Met'in de böyle düşündüğünü biliyordu. Doğaya ve yaşama değer veren herkesin, bu ortak bilince ve güce saygı duyması gerektiğini düşünüyorlardı. Ne yazık ki bu konuda aykırı yaklaşımlar, kişisel çıkarlar ve hırslar, yoldan çıkıp korkunç uçlara gitmeye hazır kalabalıklar da vardı. Oria'nın bazı sorunları olmasa Kara'ya böyle koşulsuz teslim olmayabilirdi. Meri'nin nedenlerini bilemediği gelişmeler onu Kara'ya tümüyle bağımlı bir duruma getirmiş olmalıydı. Kendi tenini korumak için Kara'ya koşulsuz uymayı kabul etmiş, onun güvenliğini sağlamak için bir koruma ağını kurup sürdürmeyi Oria üstlenmiş olabilir miydi? Meri, Ten'i etkisizleştirmek için Kara'nın yanına gittiği sırada Oria'nın nerede olduğunu, neler yaptığını merak etti. Kısa bir araştırmadan sonra Oria ve Kara'nın güvenlik bağlantısını bulabildi. Oria, gözlerinde büyük bir korkunun izleri, Kara'yla konuşuyordu.

"Kara, korkuyorum, Meri'yi tanıyorum, neler yapabileceğini biliyorum, Met'i de artık tanıdım, biliyorum. Sen riskleri benden iyi görüyorsun, bu oyunu oynama. Tenlerimizi yitirmeyi göze alamayız."

Sözleri bitmeden yüzünde büyük bir acının izleri belirdi. Kara önerilerden ve eleştirilerden hoşlanmazdı. En iyiyi, en doğruyu ve en güzeli gören ve bilen o olduğu için; yaptıklarıyla ve düşündükleriyle ilgili hiçbir yorumu duymaya katlanamazdı. Bir ara Meri çok daha küçük bir söz için Kara'nın bir sistem üyesini yükselttiği acılarla nasıl yavaş yavaş yok ettiğini görmüş, yaptıklarını izlemeye bile dayanamış, korkunçluğun boyutunu gördüğü anda akış kanalını kesmiş, hatta yaşananları geçmişin izlerinden çıkarmak istemişti. Kara ve Oria'nın ilişkisini henüz tam olarak çözmemişti. Yine de aralarında özel bir bağ olduğunu seziyor, Kara'nın Oria'ya da ölümcül bir zarar vermeyeceğini hissediyordu.

"Bana ne yapacağımı söyleme. Ne yapmayacağımı hiç söyleme. Tenini, yaşamanı bana borçlusun. Benim verdiklerimin dışında sen bir hiçsin. Bunca çabama karşın, kendi aklınla bana tensel bir zevk bile vermeyi beceremiyorsun. Hep sana öğretmem, ne yapacağını tüm ayrıntılarıyla programlamam gerekiyor. Senin TenSis'in akıllı sürümlerinden tek farkın acı çekebilmen, bana verebildiğin tek mutluluk da bu."

Oria'nın yüzündeki anlamı görünce Meri büyük bir üzüntü duydu. Ona sarılmak, avutmak istedi. Oria hiçbir zaman güçlü bir insan olamamıştı. Meri onu anlamaya, geliştirmeye çalışmış, bunu başarmanın bir yolunu bulamamıştı. Keşke hastanedeyken Oria'ya yardım edebilseydi. Belki de bu korkunç sonuçların en azından bir bölümü önlenmiş olurdu.

"Senin zarar görmeni istemiyorum" dedi Oria. "Meri'nin de zarar görmesini istemiyorum. Hele Met'in başına bir iş gelirse, ben yaşayamam Kara. Yaşayamam."

Meri şaşırmıştı. Oria'yı hiç anlayamamıştı, yine anlayamıyordu. Galiba yaşamın tüm karmaşıklığı ve çelişkileri Oria'da yansımıştı. Onu anlamayı başarabilen biri, evrenin milyarlarca yıllık tarihini de anlamış olacak, belki daha öncelere ulaşmanın yollarını bile düşünmeye başlayacaktı.

"Benim zarar göremeyeceğimi biliyorsun. Bu evrende üç kişi kalacaksa, diğer ikisi Met ve Meri olacak, bunu da biliyorsun. Kaygıların, düşündüklerin, duyguların, söylediklerin, yaptıkların, hepsi aptalca. Niçin biraz olsun kendini ve aklını geliştirmiyorsun Oria?"

Oria gözlerini yere indirdi.

"Elinden geleni yapıyorum Kara" dedi. "Senin desteğinle, anlamaya ve yeni yollar bulmaya çalışarak. Elimden geleni yapıyorum. Bu yüzden korkuyorum. Yaşamam için senin güvende olman gerek. İşimi iyi yapmalıyım. Kusursuz bir çözüm bulmaya çalışıyorum."

"Aptalsın ve aptal kalacaksın. En kötü çözüm, kusursuz olduğu sanılandır. Kusurların gelişmenin önünü açmada kusursuzluktan çok daha fazla katkısı vardır. Senin en büyük yararın, bana aptalların ve kişiliksizlerin nasıl düşüneceğini, neler yapabileceğini, nasıl kontrol edileceğini göstermen. Met'e ve Meri'ye yaklaşmaya çalışınca kendini gülünçleştiriyorsun, değersizleştiriyorsun. Benim için anlamını öldürüyorsun."

Oria teslim oldu. Kara'nın yüzüne bakmadan "Umarım başına bir iş gelmez Kara" dedi. "Met'i ve Meri'yi seviyorum. Senden korkuyorum. Ama en çok, yaşamak istiyorum. Bu yüzden en çok seni seviyorum. Umarım haklısındır Kara. Umarım haklısındır ve sonsuza dek yaşarsın."

Meri, Kara'nın yüzünde bir gölge gördü. Ten'i zirvesinde olmalıydı, Kara'yı her görüşünde güzelliğiyle büyüleniyordu ama şu an bir başkaydı. Evrenin, zamanın, içlerin ve dışların en uzaklarının, geçmişin ve geleceğin sonsuzluğunun ötesinde yansıyan ışıklar vardı yüzünde ve gözlerinde. Peki o gölge neydi? Galiba Kara, Oria'nın sözlerine hiç değer vermediği halde, kendisinin de hep haklı olamayacağını biliyordu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder