2 Ekim 2019 Çarşamba

KARA'NIN BÜYÜK CEZASI, 7 Ekim 2082, Çarşamba

Belki de yaşamına girdiğinden beri ilk kez, Kara uzun süre Met'in ne teninde, ne bilincinde görünmedi, sanki yaşamından tümüyle çıktı. Evrenden yok oldu. Met onun varlığını hiç hissetmedi. Tuhaf bir korku duydu. Kara olmadan, nereden geldiğini eninde sonunda unutacağı ve çıkabilecek herhangi bir sorunu nasıl çözebileceğini bilemediği bir tenle ne yapacaktı? Kara'nın varlığına ihtiyacı vardı. Onsuz yaşayamazdı.

Öte yandan, Kara'yla Ten ilişkisine başladığından beri ilk kez kendini özgür hissetti. Çevresinin bilincine yeniden vardı. Gökyüzünü, toprağı, denizi yeniden kendi gözleriyle gördü. Mutlu olduğunu düşündü. Bir yandan da korktu. Zaman geçtikçe destek sisteminin aksamayabileceğini düşünmüştü ama onu ürküten bu değildi. Kara olmazsa, onun verdiği tenden kurtulsa ve doğal bir yaşama geri dönebilse bile, bir daha asla eskisi gibi olamamktan, yaşamla ilişkisini kuramamaktan korkuyordu.

Yalnızlığı uzadıkça kaygıları ve korkularıyla birlikte teknik sorunların etkileri de arttı. Görünürde Kara'nın destek sistemi o yokken de kusursuz çalışıyor, Met her istediğini bulabiliyor, yaşamını güven içinde, istediklerini yaparak sürdürebiliyordu. Ama Meri'yi daha çok düşünmeye başlamış, Ten'den kurtulup onunla birlikte olmanın ne büyük bir güzellik olacağını aklından geçirmişti. Meri'yi böyle canlı yanında hissederek hatırladığı an bile Kara'dan hiçbir tepki gelmemesine çok şaşırdı. Büsbütün korktu. Ten'in içinde ölüp gitmekten, ne Kara'yı ne de Meri'yi bir daha hiç görmekten, evrenden sonsuza dek uzaklaşmaktan korktu. Korkuları ancak Meri'yi düşündükçe biraz olsun yatıştı. Meri'nin sesini duydu. İçinde gizli ışıkları gördü, bedeninden gelen güzellikleri kokladı, sanki yanındaymış gibi, hatta yanındayken hissedeceğinden bile daha fazla, onun sevgi doluyken yaşamın en büyük tatlarını ateşleyen gizli güçlerini hissedip yaşadı. Kara'nın verdiği ten sanki etkisini yitirmişti. Ona artık yalnızca Meri dokunabiliyordu. Meri'nin varlığıyla büyüyordu. Onunla bütünleşmek istiyordu. Ten'i, Kara'yı, yalnız kaldığını unuttu. Kendini Meri'ye bıraktı.

Meri Met'ten yansıyan bu izi bulduğunda çok şaşırdı. Böyle bir olay hatırlamıyordu. Met'in kafasında canlanmış bir anı olmalıydı ama ne de gerçek görünüyordu. "Ne büyük bir güzellik yaşamışsın benimle sevgilim" diye düşündü Met'in belleğinin kaydını izlerken. Sonra sevgili yaşam dostunun yüzünde yansıyan korkunç acıyla sarsıldı. Kara geri dönmüştü.

"Yokluğumu böyle değerlendiriyorsun demek, sen artık yoksun Met."

Kara'nın verdiği acı sürekli arttı, ölümcül boyutlara ulaştı ve onu geçti. Bu acılar doğal yoldan gelse Met çoktan önce bilincini yitirmiş, sonra da ölmüş olurdu. Kara Met'i bırakmıyor, öfkesi bir nefrete dönüşmüş gibi, asla alamayacağı bir öcü almaya çalışıyordu. Zaman geçtikçe Meri ağlamaya başladı. Met'i böyle görmeye dayanamıyor, nasıl bir yaratığın bunları, üstelik de sevdiğini söylediği birine yapabileceğini anlayamıyordu. Sonunda Kara'yı sakinleştirip durduranın ne olduğunu Meri anlayamadı. Belki artık yorulmuştu ve aldığı öcün yeterli olduğunu düşünmüştü. Belki de bir sistem hatasıyla Met'in zarar görüp tümüyle yok olmasından korkmuştu.

"Bunu bana nasıl yapabildin?" diye sordu Kara.

"Çok korktum" dedi Met. "Neredeydin, seni çok merak ettim."

Kara buna çok inanmamış olabilirdi ama yine de bir zayıf yönü vardı. Tutunabileceği tek dal Met'ti. Onu bağışlamak zorundaydı. Sert görüntüsünü bir süre daha koruduktan sonra yavaşça yumuşadı, ısındı, Met'e yaklaştı, bir zamanlar büyük kavgalardan sonra ateşli birliktelikler yaşayan çiftler gibi birbirlerinin etki alanına girdiler. Gördükleri Meri'yi mutlu etmedi. Met ve Kara'yı böyle görmek istemezdi. Büyük bir gerilimin ardından yaşadıkları rahatlamaya nasıl her anın tadını çıkararak ulaştıklarını adım adım izlemek zorunda kaldı. Met'i ne kadar özlemiş olduğunu bir kez daha anladı. Met'in belleği eksik olunca, ilişkilerinde de mutlaka eksik yanlar oluyordu.

Daha sonra Kara neden gelemediğini, nerede olduğunu anlattı. Meri duyduklarının gerçek olduğuna inanamadı.

"Taipidos zamanından beri görülmemiş bir olay oldu" diye anlatıyordu Kara. "Hani çocuklara acı çektirenlerin ödüllendirildiği, onları korumaya kalkışanların yok edildiği o korkunç günlerden beri. Güzeller güzeli, pırıl pırıl bir yaşam filizi, akıl almaz bir saldırıya uğradı. Bu tür bir olayın olabileceği aklımızın köşesinden bile geçmediği için çok geç fark ettik. Harekete geçince çocuğumuzu hemen kurtardık ama örselenmişti. Onu öyle görmeye dayanamadım. Ne yapacağımı, çocuğumun acılarını nasıl dindireceğimi bilemedim. En çok da yaratığın cezasını belirlerken zorlandık. Başkalarına kolaylıkla zarar verebilenler, bedensel acılara pek de aldırmazlar. Sonunda ortak aklımız onu sonsuz etkin duvarlı bir hücreye kapatmaya karar verdi. Yeni bir buluş, yeni bir ceza ve iyileştirme biçimi değil ama başka bir yol da bulamadık. Çoğunlukla kendi zarar verdiği, ara ara da tarih boyunca yaşamış diğer çocukların yaşamlarını sürekli izleyecek, onları tanıyacak, anlamayı ve sevmeyi öğrenecek, sonra da onlara yaptıklarını görecek, kendinden nefret edecek."

Meri Met'in gözündeki yaşları epey önce fark etmişti. Kendi gözleri de yaşlıydı. Şimdi, Kara da ağlıyordu. Meri onun gözündeki yaşlara, yüzündeki acıya şaşkınlıkla baktı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder