Belki de yaşamına
girdiğinden beri ilk kez, Kara uzun süre Met'in ne teninde, ne
bilincinde görünmedi, sanki yaşamından tümüyle çıktı.
Evrenden yok oldu. Met onun varlığını hiç hissetmedi. Tuhaf bir
korku duydu. Kara olmadan, nereden geldiğini eninde sonunda
unutacağı ve çıkabilecek herhangi bir sorunu nasıl
çözebileceğini bilemediği bir tenle ne yapacaktı? Kara'nın
varlığına ihtiyacı vardı. Onsuz yaşayamazdı.
Öte yandan, Kara'yla Ten
ilişkisine başladığından beri ilk kez kendini özgür hissetti.
Çevresinin bilincine yeniden vardı. Gökyüzünü, toprağı,
denizi yeniden kendi gözleriyle gördü. Mutlu olduğunu düşündü.
Bir yandan da korktu. Zaman geçtikçe destek sisteminin
aksamayabileceğini düşünmüştü ama onu ürküten bu değildi.
Kara olmazsa, onun verdiği tenden kurtulsa ve doğal bir yaşama
geri dönebilse bile, bir daha asla eskisi gibi olamamktan, yaşamla
ilişkisini kuramamaktan korkuyordu.
Yalnızlığı uzadıkça
kaygıları ve korkularıyla birlikte teknik sorunların etkileri de
arttı. Görünürde Kara'nın destek sistemi o yokken de kusursuz
çalışıyor, Met her istediğini bulabiliyor, yaşamını güven
içinde, istediklerini yaparak sürdürebiliyordu. Ama Meri'yi daha
çok düşünmeye başlamış, Ten'den kurtulup onunla birlikte
olmanın ne büyük bir güzellik olacağını aklından geçirmişti.
Meri'yi böyle canlı yanında hissederek hatırladığı an bile
Kara'dan hiçbir tepki gelmemesine çok şaşırdı. Büsbütün
korktu. Ten'in içinde ölüp gitmekten, ne Kara'yı ne de Meri'yi
bir daha hiç görmekten, evrenden sonsuza dek uzaklaşmaktan korktu.
Korkuları ancak Meri'yi düşündükçe biraz olsun yatıştı.
Meri'nin sesini duydu. İçinde gizli ışıkları gördü,
bedeninden gelen güzellikleri kokladı, sanki yanındaymış gibi,
hatta yanındayken hissedeceğinden bile daha fazla, onun sevgi
doluyken yaşamın en büyük tatlarını ateşleyen gizli güçlerini
hissedip yaşadı. Kara'nın verdiği ten sanki etkisini yitirmişti.
Ona artık yalnızca Meri dokunabiliyordu. Meri'nin varlığıyla
büyüyordu. Onunla bütünleşmek istiyordu. Ten'i, Kara'yı, yalnız
kaldığını unuttu. Kendini Meri'ye bıraktı.
Meri Met'ten yansıyan bu
izi bulduğunda çok şaşırdı. Böyle bir olay hatırlamıyordu.
Met'in kafasında canlanmış bir anı olmalıydı ama ne de gerçek
görünüyordu. "Ne büyük bir güzellik yaşamışsın benimle
sevgilim" diye düşündü Met'in belleğinin kaydını
izlerken. Sonra sevgili yaşam dostunun yüzünde yansıyan korkunç
acıyla sarsıldı. Kara geri dönmüştü.
"Yokluğumu böyle
değerlendiriyorsun demek, sen artık yoksun Met."
Kara'nın verdiği acı
sürekli arttı, ölümcül boyutlara ulaştı ve onu geçti. Bu
acılar doğal yoldan gelse Met çoktan önce bilincini yitirmiş,
sonra da ölmüş olurdu. Kara Met'i bırakmıyor, öfkesi bir
nefrete dönüşmüş gibi, asla alamayacağı bir öcü almaya
çalışıyordu. Zaman geçtikçe Meri ağlamaya başladı. Met'i
böyle görmeye dayanamıyor, nasıl bir yaratığın bunları,
üstelik de sevdiğini söylediği birine yapabileceğini
anlayamıyordu. Sonunda Kara'yı sakinleştirip durduranın ne
olduğunu Meri anlayamadı. Belki artık yorulmuştu ve aldığı
öcün yeterli olduğunu düşünmüştü. Belki de bir sistem
hatasıyla Met'in zarar görüp tümüyle yok olmasından korkmuştu.
"Bunu bana nasıl
yapabildin?" diye sordu Kara.
"Çok korktum"
dedi Met. "Neredeydin, seni çok merak ettim."
Kara buna çok inanmamış
olabilirdi ama yine de bir zayıf yönü vardı. Tutunabileceği tek
dal Met'ti. Onu bağışlamak zorundaydı. Sert görüntüsünü bir
süre daha koruduktan sonra yavaşça yumuşadı, ısındı, Met'e
yaklaştı, bir zamanlar büyük kavgalardan sonra ateşli
birliktelikler yaşayan çiftler gibi birbirlerinin etki alanına
girdiler. Gördükleri Meri'yi mutlu etmedi. Met ve Kara'yı böyle
görmek istemezdi. Büyük bir gerilimin ardından yaşadıkları
rahatlamaya nasıl her anın tadını çıkararak ulaştıklarını
adım adım izlemek zorunda kaldı. Met'i ne kadar özlemiş olduğunu
bir kez daha anladı. Met'in belleği eksik olunca, ilişkilerinde de
mutlaka eksik yanlar oluyordu.
Daha sonra Kara neden
gelemediğini, nerede olduğunu anlattı. Meri duyduklarının gerçek
olduğuna inanamadı.
"Taipidos zamanından
beri görülmemiş bir olay oldu" diye anlatıyordu Kara. "Hani
çocuklara acı çektirenlerin ödüllendirildiği, onları korumaya
kalkışanların yok edildiği o korkunç günlerden beri. Güzeller
güzeli, pırıl pırıl bir yaşam filizi, akıl almaz bir saldırıya
uğradı. Bu tür bir olayın olabileceği aklımızın köşesinden
bile geçmediği için çok geç fark ettik. Harekete geçince
çocuğumuzu hemen kurtardık ama örselenmişti. Onu öyle görmeye
dayanamadım. Ne yapacağımı, çocuğumun acılarını nasıl
dindireceğimi bilemedim. En çok da yaratığın cezasını
belirlerken zorlandık. Başkalarına kolaylıkla zarar verebilenler,
bedensel acılara pek de aldırmazlar. Sonunda ortak aklımız onu
sonsuz etkin duvarlı bir hücreye kapatmaya karar verdi. Yeni bir
buluş, yeni bir ceza ve iyileştirme biçimi değil ama başka bir
yol da bulamadık. Çoğunlukla kendi zarar verdiği, ara ara da
tarih boyunca yaşamış diğer çocukların yaşamlarını sürekli
izleyecek, onları tanıyacak, anlamayı ve sevmeyi öğrenecek,
sonra da onlara yaptıklarını görecek, kendinden nefret edecek."
Meri Met'in gözündeki
yaşları epey önce fark etmişti. Kendi gözleri de yaşlıydı.
Şimdi, Kara da ağlıyordu. Meri onun gözündeki yaşlara,
yüzündeki acıya şaşkınlıkla baktı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder