2 Ekim 2019 Çarşamba

KARA'NIN PİRAMİTLERİ, 20 Ekim 2082, Salı

Kara, gözlerinde büyük bir öfkeyle Met'e baktı.

"Sen beni anlamıyorsun, değerimi görmüyorsun, ne büyük umutlar yarattığımı hissedemiyorsun" dedi.

Met şaşırdı. Kara'nın iyi ve güzel yanlarını bildiğini, olumlu düşüncelerini onunla da paylaşmış olduğunu sanıyordu. Kara gerçekten ilgi duyduğu her alanda, yapmak istediği her işte çok başarılı olmuş, insan aklının ve gücünün ulaşabileceği yerlerin canlı örneklerine dönüşmüştü. Met onun yaptıklarına, getirdiği güzelliklere hayrandı. Kara'nın böyle konuşmasının nedeni ne olabilirdi?

Met yanıtı biliyordu. Merilia, Kara'nın tüm beklentilerini boşa çıkarmıştı. Met zihninden Meri'yi atamıyor, Kara ise Meri'nin değil en değer verdiği kişinin aklında, evrende olmasına bile katlanamıyordu.

Belki bu yüzden, son bir deneme yapmaya kalkışıyordu Kara, Met'i etkilemek, evrenden aldığı güzelliği ve gücü göstermek, Meri'yi unutturmak, Met'in aklından silmek için. Bu yüzden Met'in Meri'ye ilgisini hissedip yaşadıkça çektiği acıların dışa vurması gibi, birden içinde bastırıp biriktirdiği tüm sıkıntılar sözcük olup dudaklarından taşmaya başlamıştı.

"Sen verdiğim ışıkların anlamını çözemiyorsun. Burnunun ucundan ötesini göremeyen insan denen yaratığın önüne getirdiğim sonsuzluk kapısının değerini anlamıyorsun. Tarih, çevreleriyle sınırlı oyuncuların küçük öykülerinin birbirine eklenmesiyle gelişti hep. Oysa şimdi, hep birlikte büyük bir evreni yaratmanın gerçeğini yazmanın önünü açıyorum onlara. Geçmişte ne varsa birleştirmenin, yeni bir geleceğe taşımanın, tek ve büyük bir güç olmanın yollarını gösteriyorum. Tek bir akıl, tek bir beden oluyorlar. Hep birlikte ışıldıyor, büyüyor, güçleniyorlar. Yeni piramitler yapıyorlar. Bu kez Mısır'ın çöllerini değil, evrenin en uzak galaksilerini kaplamaya hazırlanıyorlar."

Kara sustu. Met'in gözlerinin içine baktı. Bu büyük birliğin, akıl almaz hedeflerin güzelliğinin yarattığı heyecanı paylaşmasını bekledi. Coşkusu onu daha da kusursuzlaştırmış, ulaşılmamış evrenlerin güzelliğini ve gücünü simgeleyen bir tanrıçaya dönüştürmüştü. Meri'yi unutmuştu. Gözlerinde Met'e duyduğu güven parlıyordu. Yepyeni bir yaşam yolculuğuna yeniden, onunla başlamaya hazırlanıyordu.

"Irmaklar tersine akmaz, akmamalı Kara" dedi Met, "Aynı acılar yeniden, yeniden yaşanmamalı. Evrenden öğrenmeli, onunla dost olmalı, kavga etmemeli, savaşmamalı, birbirine ve ona dokunmanın yollarını bulmalı. Yaşamak taşları üst üste yığıp dev kayalar, dağlar yapmak olmamalı. Onlara dokunup anlamlarını aramalı. Senin gücünü görüyorum. Ten kafeslerinde elektrikle bağlamışsın insanları birbirine. Her birine tek tek ve birlikte ulaşabiliyorsun. Haz ve acıyı, güzellik ve çirkinliği, sevgi ve nefreti, ışığı ve karanlığı, umutları ve düş kırıklıklarını, onuru ve soysuzluğu dilediğince dağıtabiliyorsun. Nereye kadar yayıldığını göremiyorum. Belki şimdiden dev bir piramit oldu yarattığın Ten Sistemi, teninin içine kapattığın milyarlarca nokta evrene yayıldı, hiçbir Ramses'in hayal edemeyeceği bir büyüklüğe ulaştı. Kendine ve birbirine bağladığın bu küçük kölelerin, zihinleriyle karıncalar gibi çalışıp genişlediler, sınırlarını senin bile bilmediğin Kara Piramitleri oldular."

Büyük bir acı belirmişti Kara'nın yüzünde, gücünü değil, Met'le ilgili umutlarının sonunu görmüştü. Yalnızlığının sonsuzluğunu hissetmişti. Yine de çok kötü hissetmiyordu kendisini. Piramitler Met'e Meri'yi unutturmuştu çünkü. Kara'nın Met'e bakışlarında yeniden bir sıcaklık belirdi. Yüzüne bir düşünce yansıdı. Meri'nin olmadığı bir evrende, Met nereye gidebilirdi ki?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder