Neredeyse
bir hafta geçtiği halde Merilia, Met'in Teni'ni ona yardım
etmek için nasıl kullanabileceğini anlayamamıştı. Oysa ilk anda
büyük bir sevinç duymuş, Ten'in büyülü bir biçimde tüm
sorunlarını çözüvereceğini sanmıştı. Ama yaşamlarında
henüz bir değişiklik olmamıştı. Met'in yitirdiği anılar hâlâ çok uzaktı. Geçmişiyle arasındaki uçurumu aşmasına
yardım edebilecek bir köprüyü henüz bulamamış, yapamamıştı.
Oysa çözüm Ten'de saklı olmalıydı. Mutlaka oradaydı. Peki
Merilia içinde yaşadıkları karanlıktan çıkmanın yolunu nasıl
bulacaktı?
Meri'nin
ilk düşüncesi Met'in Ten'i yeniden giymesini sağlamaktı.
Etkinleştirmenin yolunu bulduğunda Ten, Met'in yaşadığı zor
günlerin ayrıntılarını tüm canlılığıyla belleğine
getirecekti. Biraz sarsılsa bile, geçmişini hatırlayıp normale
dönebilirdi. Meri hemen çalışmaya başladı. Ten'in giyilmesinin
ve çıkarılmasının kolay bir iş olmadığını, bunu ancak onu
Met'e sonsuz mutluluk vaadiyle çağırıp giydirmiş olan Kara'nın
veya yetkilendirdiği destek merkezlerinden birinin yapabileceğini
biliyordu. Ama bu iş için onlara gitmeyi düşünemezdi, Met'in bir
kez daha Ten'in ve Kara'nın tutsağı olmasını göze alamazdı.
Bedeni normal bir yaşamı artık sürdüremediği halde Kara'nın
bilgisayarlı destek sistemlerine taşımış olduğu büyük bir
zihinsel gücü ve etki alanı vardı. Merilia onun bedeninin bir
anda nasıl yok olduğunu görmüş, Kara'dan geriye kalmış
boşluğun organik bir yaşamla bir ilgisinin kalmadığını
anlamıştı. Kara'nın gücüyse Ten Sistemi'yle birlikte büyümeyi
sürdürüyordu. Sistem genişledikçe Kara'nın Ten'i, sayısı
gittikçe büyüyen bir kesimle kurduğu bağları daha da
güçlendiriyordu. Bu bağlar genişledikçe Kara daha hızlı
büyüyordu. Meri, ona büyük acılar yaşatmış Ten'i Met'ten
çıkarabildiğinde çok umutluydu. Ne yazık ki sonraki aylar hem
Ten Sistemi'nin egemenliğinin genişlemesini gördüğü için, hem
de Met anılarını yitirdiği için büyük bir karamsarlığa
kapılmış, yine de arayışlarından vazgeçmemişti. Yaşadığı
sürece başka türlü davranamazdı, bir çözüm bulmak için
çabalamak, sonuna dek ayakta kalmak zorundaydı. Bunun nedenini
bilmiyordu ama sınırlarını çizemediği bir sevgiyle ilgili
olduğunu hissediyordu. Önce babası olmuştu desteği, sonra bir
süre için Oria onu ayakta tutmuştu. Oria ile gidebileceği bir yer
kalmayınca bir mucize olmuş, yaşamına Met girmiş, sonra bir
kâbus başlamış, Met'in yaşadıklarını anlayabilmek ve onu
Kara'nın elinden kurtarabilmek için akıl almaz zorluklar
yaşamıştı.
Meri
Met'le tanıştığı zamanı, uzaktan bile olsa birlikte yaşadıkları
ilk mutluluk parçacıklarını hatırlayınca yüzünde yaşamın
anlamını yansıtan bir güzellikle gülümsedi. "Yaşamak bu
olmalı" diye geçti aklından. "Kara bütün dünyayı bir
Ten kafesine kapatsa bile, Met ve benim gibilerin doğayla ve
birbirleriyle kurduğu ilişkilerde bulduğu anlamın yanına bile
yaklaşamaz. Kendi yokluğuna bir değer katabilmek için hep
Met'lere ihtiyaç duyar."
Meri
ne yapması gerektiğini biliyor, nasıl bir yol izlemesi gerektiğine
karar veremiyordu. Met'in geçmişinin tüm izlerini taşıyan
belleğine ulaşabilmelerinin üç yolu vardı. Normalde, dış
destek araçları bu düzeyde geliştirilmeden önce herkesin yaptığı
gibi, Met'in de belleğini küçük çağrışımların etkisiyle
kıpırdatabilmesi, sonra da harekete geçirmesi beklenirdi. Belki
yapay araçlarla zorlanmış olduğu için, bu olmamıştı. Geriye
iki yol kalıyordu. Ten Sistemi'nde yaşadığı sırada kalan
izlerden yararlanmak, ya da Anılar V20.12'deki bilgileri bulup
kurtarmaya çalışmak. Anılar'a erişim de umut vermiyordu. Meri
uzun süreli çabalarına karşın, etkili bir yedekleme sistemi
olduğuna ilişkin bir belirti görememişti. Anılar V20.12,
taşıdığı tüm bilgileri farklı yerlerde bulunan ama hepsi aynı
sistemi kullanan birimlere yazıyor ve korumak için sürekli
kopyalıyordu. Bilinmeyen bir sistem hatası olduğunda yanlışlar
hızla çoğalıyor, bu yüzden bilgiler ya tümüyle erişilmez, ya
da anlamlandırılamaz oluyordu. Ten Sistemi'ndeyse bilgiler hem her
Ten'de kalıyor, hem de sürekli iletişimde olduğu Merkez'e
gönderiliyordu. Meri, adının anlamına pek uymasa da, Merkez'in
değişik yerlerde bulunan ve yalnızca Kara'nın erişebildiği bir
saklama, işleme ve iletişim sistemi olduğunu sanıyordu. Ten'i
Met'ten çıkardıktan sonra pek incelememiş, bir kenara koyup sonra
unutmuştu. Met'in yitirdiği anılarına erişebilmesine yardımı
olmasını umarak yeniden bulduktan sonra, üzerinde ayrıntılı bir
çalışma yapmaya karar verdi. Önce elindeki araçları toparladı.
Sonra sistem çözümleme, işlev arama, kayıt sorgulama, işlemci
ve bellek irdeleme, yapısal değerlendirme gibi yöntemleri denedi.
Bunları otomatik olarak veya kendi becerisiyle doğrudan Ten
üzerinde ulaşmak için kullanmaya, saklı bilgileri aramaya
başladı. Uzun süre sonuç alamadı. Tanıdık bir iz görünce iş
kolaylaştı. Meri kendini bulmuştu. Ten'deki kayıtlarda ve Met ile
Kara'nın ilişkisinde Meri çok önemli bir yer tutuyordu. Bilgileri
karşılaştırarak kayıt sistemini çözmeyi başardı ve onları
kolayca görebileceği, izleyebileceği ve okuyabileceği bir arayüz
programı yaptı.
İşi
bitirip Ten'le son bağlantıyı kurduğunda bir an yaptıklarının
hiçbir işe yaramamasından korktu. Bunca uğraş boşa gidebilir
miydi? Yaklaşımını, çalışmalarını, aldığı önlemleri,
zayıf noktaları, güven duyduklarını, gizlice övündüğü küçük
ve mucizevi buluşlarını gözden geçirdi. Sonuç alması kesin
görünüyordu. Yine de atlamış olduğu bir ayrıntı varsa,
yeniden çalışıp gereğini yapabilirdi. "En büyük risk
hangisi olur?" diye düşündü. "Met'le ilgili tüm
bilgilerin bir anda silinmesi mi, Ten'in etkinleşip Kara'nın
karanlık merkezine izinsiz bir giriş olduğu uyarısını
göndererek yerimizi bildirmesi mi?" Met'in anılarıyla,
sevdiği adamla yeniden buluşmak için göze alamayacağı risk
yoktu.
Meri,
geliştirdiği Ten Okuma programının 1.0 sürümünü çalıştırdı.
İçi sevinçle doldu. Ekranda erişim giriş seçenekleri
belirmişti. Umduğundan çok daha fazlasını bulmuştu. İzler
Met'in doğumunun bile öncesine uzanıyordu.
Böyle
başladı Merilia, Metilius'un tüm öyküsünü okumaya.
....
Bir
ses geliyordu ve bir yalnızlık vardı. Bir deniz vardı ve
sıcaklığında bir başka sıcaklık yüzüyordu. Deniz karanlıktı,
sıcaklık büyüyordu. Ses susunca yalnızlık artıyor, ses şarkı
söylediğinde mutluluk getiriyordu. İki nokta üst üste,
birleşmişti. Met, yolculuğuna başlıyordu.
Meri,
Met'in Kara'yla ilişkisini doğumuyla ilgili ayrıntılardan, daha
öncesinden, annesinden ve babasından, hatta Met'in belleğini geri
kazanmasından bile çok merak ettiğini fark ederek şaşırdı. Bir
kıskançlık dürtüsü mü kaplamıştı içini? Tenini
taşıyamayan, bilgisayar desteği olmadan yaşayamayan, insanlığın
üstüne bir kâbus gibi çökmüş bir kadını mı kıskanıyordu?
Sonra böyle olmayabileceğini düşündü. Belki de Kara'yla ilgili
bilgilere olabildiğince çabuk ulaşmasının Met'in, kendisinin ve
belki de herkesin yaşamlarını iyileştirebileceğine inandığı
için Kara üzerinde yoğunlaşıyordu ilgisi.
Kısa
sürede Meri, yaşamları beklenmedik biçimde kesişen bu üçlünün
iki kader anını bulup izleyebildi. Önce kendisinin Met'le yaşadığı
ilk sanal öpücük, sonra Met'in Kara'nın yanına gittiğinde
öpüşmeleri. Kayıtlara istediği gibi erişebilmeyi hemen
başaramadı. Önce denemeler yapması gerekti. Nasıl, nerede ve
neler bulabileceğini bilmiyordu. Sonunda bu çok gelişmiş görüntü
izleme sisteminin yapısını anladı. Sistem kapsamındaki her
üyenin içinde ve dışında olanlar sürekli kayıt altındaydı.
Doğru sorgulama yapıldığında tüm ayrıntılar bulunuyor,
herhangi birince yeniden yaşanabiliyordu. Meri üzerine bir ten
giymiş olmadığından, izlediklerini yaşadığı duygusuna belki
tam olarak kapılmıyordu ama görişitsel arayüzlerle kendini
yaşamış oldukları kadar gerçek bir olayın içinde hissediyordu.
Ten boyutuna geçmekse riskli olabilirdi. Her dokunuşu hissetmek,
tatların ve kokuların etkisiyle büyülenmek kuşkusuz yaşananların
derinliğini çok daha iyi gösterecekti ama Meri yaşamış olduğu
gerçekliklerle eşleştirerek eksikleri zihninde tamamlıyor, Ten'le
yaşayabileceğine yakın bir deneyime ulaşıyordu.
Met'le
öpüşmelerinin sıcaklığını izlerken, bir ten giyip ayrıntıları
daha fazla hissedebilmek için büyük bir istek duydu. Met Ten'den
kurtulduktan sonra ve belleğini yitirmeden önce kısa bir mutlu
dönemleri olmuştu ve Meri o günleri çok özlüyordu. Oradan bir
anıyı yaşayabilme düşüncesi çok çekiciydi. Yine de buna
kapılmadı. İzlemeye koyuldu. Tüm ayrıntıları görebiliyor,
duyabiliyordu. Gerçeklik duygusunu kurup koruyabilmesiyse kolay
olmuyordu. Yakındaki etkileşimler daha canlıydı, uzaklık artınca
gerçeklik zedeleniyordu. Zaman bütünlüğünü korumaksa daha
zordu. Bilgiler bağımsız erişilebilir sırasız zaman
kesitlerinden oluşuyordu. Meri, her ikisi de Met'in kendisini çok
etkilemiş biri Kara diğeri Meri ile iki öpüşmesini izlediğinde,
hangisinin daha önce yaşanmış olduğuna karar veremiyordu.
Kesitlerle eşleştirilmiş zaman tanımları yanlış kaydedilmiş,
sonradan değiştirilmiş, çarpıtılmış olabilirdi. "Tüm
gelişmelere karşın, gerçeklik için organik zihinsel bir algı mı
gerekiyor acaba?" diye düşündü ama sonra utandı. İnsan ve
bilgi sistemi içinde net olarak tanımlanmadan kullanılan bir
"organik" tanımı, nasıl bir anlam taşıyabilirdi?
Kara'nın Met'le konuşmalarında vurgulanan üç öpüşmesi vardı.
Met Ten'ini giymeden önce, giyer giymez, bir de ilk yemeklerinden
kalktıkları anda yaşadıkları üç güzellik. Nasıl olduysa Ten
öncesi öpüşme de kayıtlarda yer almıştı. Meri'nin içinde bir
sızıya yol açansa, sonrasındaki öpüşme değil, Kara ve Met'in
akşam yemeğiydi. Yaşadıklarını izlediği cinsel deneyimlerin
hiçbiri onu bu kısa buluşmadaki yakınlaşmaları kadar üzmemişti.
Yemek sırasında Kara ve Met kendileriyle ve geçmişleriyle ilgili
çok fazla ayrıntı paylaşmış, birbirlerini tüm yaşamlarını
birlikte geçirmiş birçok çiftin bile tanıyamadığı kadar iyi
tanımışlardı. Meri'nin içini rahatlatansa Met'in zihninden
kayıtlara geçmiş çok güçlü bir iz oldu. Meri, Met'i kendine
niçin bu denli yakın hissettiğini bir kez daha anladı. Met'in
anılarının derinliklerine dalmadan önce o birkaç sözcüğü
fısıldadı:
"Ben
bu saç değilim, ben bu ten değilim. Ben içinde yaşadığım
ruhum."
....
Kara
daha Met'in yanında belirmeden önce ortamı hazırlamıştı. Tüm
bilgisini ve tüm deneyimini kullanmakla kalmamış, kendisine
bağladığı herkesi de Met için hazırladığı o olağanüstü
buluşma için seferber etmişti. Met'in kişiliğini ve isteklerini
çok iyi çözümlemiş, kendisini en rahat ve mutlu hissedeceği,
daha da önemlisi Kara'dan etkilenerek ona bir daha kopamayacak
şekilde bağlanacağı koşulları yaratmıştı. Met bir anda
içinde bulunduğu küçük odanın koca bir evrene, üstelik
yalnızca yaşadığı ana değil geçmişe ve geleceğe de
dönüştüğünü gördü. Her yanı bir ışık seli kaplamıştı.
Güneş, yıldızlar, gezegenler, uydular, galaksiler, uzak
derinlikler ve yakın güzellikler Met'in gözlerinde yansıyordu.
Şeffaf bir koltuk Met'in bedenini sardı. Odada kristal görünümlü
bir masa ve üzerinde çok katlı bir yapıyla sıralanmış sunum
tabakları belirdi. Yiyecek ve içecekler o gece için bestelenmiş
bir müzik eşliğinde, tarihi geçmişlerini ve özelliklerini yeni
bir şiir diliyle anlatan öykülü sunumlarla birlikte geliyordu.
Ardından bir sessizlik oldu, ışıklar kararmaya başladı, sonra
zifiri karanlık oldu. Masanın kristalleri ışıklanınca Kara
Met'in önünde kendisi için hazırlanmış bir yere uzanmış
olarak belirdi. Güzelliği Meri'yi bile çok etkiledi. Gerçek olup
olmadığını, nasıl bir etki bırakacağını anlamak için
dokunmayı çok istedi. Kendini tutmasa Ten'i giyip öykünün içine
hemen katılmaya çalışabilirdi. Met, Meri'nin yapmak istediğini
yaptı. Yemek öncesinde Met ve Kara'nın yaşadıkları yakınlaşmayı
Meri içinde bir acıyla izledi.
Yemeği
izlemekse güzeldi. Kara değişik yerlerden ve zamanlardan gelen
parçaların birleşmesiyle ortaya çıkan bir yiyecek zinciri
ayarlamıştı. Tarihin sesine değer veren Met yiyeceklerden çok
tanıtımları ve öyküleriyle ilgili gibiydi ve mutlu görünüyordu.
Yiyeceklerin yapıldığı malzemelerin geldiği yerleri görmek için
birbirinden ilginç bölgelere, okyanusun en derin yerine ve
Samanyolu'ndaki gezegenlerden birinin merkezine bile gittiler. Kara
bazı içeceklerin uzayda karıştırılıp dondurularak
hazırlandığını söyledi. Müziklerin bazılarına güçlü ve
kararlı olduğu kadar ince ve duyarlı olabilen sesiyle katıldı,
özel bir dans gösterisi sundu. Met hazırlık yapamadığı için
üzgündü. Kara teselli etti. "Sen aylardır yaptıklarınla
yalnız bana ve şu an yaşayanlara değil, Ten sistemine bundan
sonra katılacak herkese de büyük katkılarda bulundun" dedi.
Meri, Met'in buna karşı çıkmamasına şaşırdı. Kara'nın
sunduğu içecekler Met'in düşünme sistemini bozuyor olabilir
miydi?
Kara
yaptıklarını ve yapacaklarını anlatıyordu. Kaynakları herkese
istediğini verecek şekilde kullanmanın çok iyi bir yolunu
bulmuştu. Ten Sistemi, katılmış olanlar için gerekli her türlü
ön maddeyi çok verimli bir biçimde topluyor, stokluyor, işliyor,
dağıtıyor ve yerine ulaştırıyordu. Geri dönüşümü de çok
iyi değerlendiriyordu. Her ten, dönüşüp kullanılmaz hale gelen
maddeleri sisteme geri gönderiyordu. Sistem bunları temizleyip
işleyerek yeniden dolaşıma sokuyor, böylece daha az girdiyle daha
çok teni besleyebiliyordu.
Kara'nın
sorunu sistemin kusursuz olmasının yarattığı sıkıcılıktı.
"Tüm
sorunlarını sistem çözünce yapacak iş bulamıyorlar, oyun ve
eğlence de anlamını yitiriyor, boşluğa düşüyorlar. Son
dönemlerde senin küçük izlerin dışında onları oyalayıp mutlu
edecek bir ürün bulamadım."
"Ürün
değil ki benim gönderdiklerim, yalnızca düşünceler, hatta bazen
düşünce bile olamayan duygular."
"İşte
onlar yakalıyor tenlerdekileri. Senden gelenlere bir başka değer
veriyorlar."
Yemekteki
ve sonrasındaki konuşmaların çoğu Kara'nın sistemi ve Met'in
katkılarıyla ilgiliydi. Meri Met'in Kara gibi biriyle bu denli çok
ortak yanı olmasına şaşırdı. Bu yakınlık bir ölçüde
Kara'nın Met'i kazanmak istediği için kendi gerçeklerini
gizlemesinden ve değişik yansıtmasından kaynaklanıyor
olabilirdi. Ama duygu ve düşüncelerindeki benzerlikler, yaşama ve
evrene bakışlarındaki paralellikler de hiç az değildi. Söz
bitince Kara şarkıları ve bedeniyle konuşmaya başladı. Meri,
Met'in yine çok etkilenmesine şaşırmadı. Kendisi de yine orada
olmak istedi. Kara ve Met birbirine yaklaştıkça üzülmeyi
sürdürdü. Kara'nın yaşamı ve insanları kontrol etme isteği bu
denli büyük olmasa, gecenin olağanüstü bir birliktelikle
sonuçlanacağına kuşku yoktu. İzlerken karşısındaki bedenlerin
sıcak oyunlarını görmemeye çalışan Meri, aradaki kesintilere
önce bir anlam veremedi. Sonra Met'in Kara'nın sert yanlarını
gördükçe zihninde Meri'ye yakınlaştığını, bunun da Kara'yı
saldırganlaştırdığını hissetti. Şimdilik görülmeyen ve
etkisiz bir değişimdi bu.
Bir
ara Oria'nın geldiğini görünce iyice şaşırdı. Orada ne arıyor
olabilirdi? Bir neden bulamadı. Oria biraz oturdu, konuştular,
Kara'nın isteğiyle gelmişti. Kara'yla dans bile etti. Met'e
çalışmalarıyla ilgili sorular sordu. Kara'yla Met'in danslarını
izlemek istediğini söyledi. Met isteksizce başladı ama Kara onu
etkilemeyi başardı. Kendisine güven duydu, coşkulu ve ustaca
hareketlerle Kara'ya uyum sağladı, onun ritmini ve çekimini
yaşayıp yansıtmaya başladı.
Oria
gittikten sonra Kara "Seninle orada yanmak istiyorum"
diyerek Met'i Venüs'e götürdü. Meri bunun gerçek bir gezi mi,
Kara'nın sistemiyle yaratılan bir ten oyunu mu olduğunu önce
anlayamadı. Sonra düşündü. Geliştirilen tenler Venüs'ün
sıcaklığına dayanabilir miydi? Ayrıca tenle de yapılıp
yaşanabilecek bir gezi yerine gerçeğine gerek var mıydı? Met
Venüs'ün ateşinde Kara'nın her noktasıyla buluştu. Kara
etkilendikçe Met coştu, Met coştukça Kara daha çok etkilendi,
neredeyse Venüs'ün sıcaklığını geçtiler. Her ikisinin
yüzlerini ve gözlerini, bedenlerinin hareketlerini, seslerinin
tonlarını duydukça Meri de etkilendi. Met'e sarıldı, kucakladı,
öptü.
"Neyse
ki artık yanımdasın sevgilim" dedi.
Met
söyleneni anladığı hakkında bir ipucu vermeyen bakışlarla
baktı.
....
Met'in
Kara'yla ilişkisine böylece bir göz attıktan sonra Meri artık
daha gerilere, hatta en başlara gitmeye karar verdi. Merdivenin ilk
adımlarını görüp oradan bazı ipuçları bulabilirse belki
birlikte tırmanabilirlerdi. Met'in Ten'e kopyalanmış belleğindeki
ayrıntılara ulaşmaya çalıştı. Bu iş Met'le Kara'nın
sevişmesini izlemek kadar kolay olmadı. Meri Kara'nın sırf
kendisini üzmek için bu sahnelerin erişimini kolaylaştırmış
olabileceğini düşündü. Sabırla uzun süre uğraştı. Yemek
sahnesinden Met'in Ten'deki belleğinin diğer alanlarına
geçemiyordu. Sonunda başka bir yol aramaya karar verdi. Çok güçlü
bir anıyı belki daha kolay yakalayabilir, buradan diğerlerine
ulaşabilirdi. Önce yine sonuç alamadı. Bir görüntü ve bir
başlık belirince çok sevindi. "Anı MTLS-HVTR-17AE68B, Met'in
üzerine doğru gelen hava treni." Arkası hemen gelmedi ama yol
bir kez açılmıştı. Çok geçmeden Meri, Met'in öyküsüne
ulaşmayı başardı. "Bir ses geliyordu ve bir yalnızlık
vardı." Artık Met'in tarihsel geçmişiyle arasında hiçbir
engel kalmamıştı.
Met'in
ve atalarının tüm yaşadıklarından ilgisini çekenleri okumaya
ve izlemeye başladı. Karşısına bir de Mata Hari çıkınca
şaşırdı.
....
Kara
o ilk olağanüstü yemek sırasında sürekli değişik kişiliklere
ve görünümlere bürünüyor, kimini Met hemen hatırlayıp
biliyor, kimi tanıdık geliyor, kimi öyle görünmese de mutlaka
gerçek bir kişiden esinlenmiş olması gerektiğini düşündürüyor,
kimiyse yeni olduğu ve yalnızca Kara'nın düş gücünden çıktığı
izlenimini veriyordu. Yüzlerden biri uzun süre Met'i uğraştırdı.
Çok etkileyiciydi, çok anlamlıydı, çok güçlüydü, tarihte
büyük izler bıraktığı izlenimini veriyordu. Kara onunla
oynuyordu. "Beni tanıdın mı?" diyor, gülüyor,
dokunuyor, Met etkilenip karmaşaya yuvarlandıkça daha da
eğleniyordu. Met, Mata Hari'yi hatırladı. Hakkında fazla bir
bilgisi yoktu. Nedense ikisi arasında tanımlayamadığı bir
benzerlik buldu. Kara'nın sanki Mata Hari'nin öcünü aldığını
düşündü. En azından danslarının etkileyiciliği bir ortak
yanları olabilirdi. Mata Hari'yi güçlü bir erkek dünyası
casuslukla suçlayarak öldürmüştü. Kara sanki benzer bir son
yaşamamak için herkesi sürekli kontrol etmek, büyümek ve
güçlenmek, tek egemen olmak istiyor gibiydi. Maddeyle bilinç
arasındaki köprüler çağlar boyunca insanların ilgisini
çekmişti. Madde ve bilinç arasındaki geçiş noktası akıl
mıydı? Tüm duyular aklın, aklın yürek denen bir bölümü de
duyguların mı hizmetindeydi? Peki tenin yeri, dokunmanın değeri
neredeydi? Düşlerin ve yaşama isteğinin sımsıkı dokunup
yakaladığı yer ten miydi? Bu yüzden mi kadın bedeni hep
saklanması, gözlerden ve dokunuşlardan uzak tutulması gereken bir
nesne olarak görülmüştü? Tutkuları denetleyip yönlendirebilmek,
herkesi ve tüm dünyayı kendi çıkarlarına göre
biçimlendirebilmek mi olmuştu hep amaç? Kara şimdi sırları
çözmüş, dünya güçler tarihinin tüm kazanımlarını kendinde
toplamayı başarmış mıydı? Mata Hari geri dönmüş,
yönlendiremeyip kurbanı olduğu tarihi yeniden mi yazıyordu?
Meri
Met'in ten kayıtlarındaki bilgilerin getirdiği sorularla fazla
zaman kaybetmek istemiyordu. Kara kimlerin mirasçısı olursa olsun,
büyük bir üstünlük sağlamıştı. Meri Met'i bir an önce geri
getirmek, yaşamlarına dönebilmek istiyordu ama Kara'nın sistemi
gelişmeyi sürdürürse dönecek bir yer kalmamasından endişe
duyuyordu. Met ve belleğinin buluşması bu yüzden de çok
önemliydi. Met asla Kara'nın istediği gibi biri olmazdı. Ten
Sistemi karşısında durması da, Kara'nın sistemi genişletmek
için yararlanmayı düşündüğü özelliklerini Kara'ya karşı
kullanmasını sağlayabilirdi. Bu yüzden geçmişini hemen, acilen
hatırlamalıydı.
Meri
Met'in anılarında dolaştıkça onu daha iyi tanıyor,
özelliklerinin değerini anlıyordu. Met'in duygularının ve
bilgilerinin herkeste görülmeyen bir düzeni ve canlılığı
vardı. Meri çok iyi bildiği alanlarda bile eksik yanlarını
Met'in dünyasında görebiliyor, onun katkılarıyla
tamamlayabiliyordu. Üzerinde çok çalıştığı geçmiş arama
projelerine Met'in yaklaşımını da ilginç buldu. Met'in
belleğinde geçmişin izleriyle ilişkilendirilebilecek pek çok
kayıt vardı. - Met'in tarihi, sanki aynı zamanda insanlığın
gelişmesinin uzun ve önemli son dönemlerinin de tarihiydi.
Öncesiyle ilgili bazı eksikler vardı ama o bölümleri Merilia
zaten oldukça iyi biliyordu. Teknik yönü zayıf olmasına karşın
Met, bazı yöntemleri ve onlarla elde edilen sonuçları çok iyi
kavramış, bunları kendi amaçları için kullanabilmişti.
Maddeyle ilgili gelişmelerden yararlanarak düşüncenin tarihinin
izlerini sürebilmişti.
Bir
zamanlar maddenin yaşını belirlemek için kullanılan yöntemler,
artık gelişmişlikleriyle bilincin halkalarla taşınan geçmişinin
izlerini de getiriyordu. Met yeni sistemleri önce dikkatle
araştırmış, sonra kendi amaçları için en uygun olanlarından
nasıl yararlanabileceğini anlamaya çalışmıştı. İyi bir
kullanıcı olarak araştırmalarına başladığında bu yüzden çok
hızlı ilerlemişti. Kuşak ilişkilerini inceleyerek anne ve
babasının, dede ve ninelerinin izlerini neredeyse evrenin
başlangıcına dek sürebiliyordu. Merilia, Metilius'un bu
teknolojilerle ve kendi yaratıcılığıyla ulaştığı yere hayran
kaldı.
"Sevgilim"
diye fısıldadı. "Merimet, ne güzel bir ad vermişsin bize.
Ne güzel bir alan yaratmışsın bizim için, bilim sanatı diyerek.
Ne güzel bir iş bulmuşsun bize, kendine bilim sanatçısı, bana
sanat bilimcisi diyerek."
Sonra
onun yazdığı öyküyü ilgiyle ve zevkle okudu.
....
Aslında
Met öykülerinin hiçbirini kendisi yazmamıştı. Ama öylesine
önemli, güzel, etkili, düşündürücü, yol açıcı, mutluluk
veren ayrıntılar buluyordu ki; tarih boyunca yaşanmış ne varsa
hepsine farklı açılardan bakmayı, yeni anlamlar kazandırmayı
başarıyordu. Bu tür yaklaşımların ilk zamanlarda "kes
yapıştır" hikâyeleri, kopyala düzenle romanları, önce
satın al sonra yap teknolojisi, çalıp ödünç aldığını
söyleyerek geliştir bilimi olarak adlandırılıp haklı olarak
küçümsendiğini, aşağılandığını hatırladı Meri. Oysa
Met'in kesip yapıştırmaları öyle bir hıza ve güce ulaşmıştı
ki, tüm tarihi özümsemiş ve Merimet'i kat kat aşmış bir bilim
sanatçısı ağına dönüşmüştü. Met'in yazdıklarının bir
yerinde "Merimet Öyküleri" başlığını görünce Meri
inanılmaz bir mutluluk duydu. Kes yapıştır öyküleri,
düşünceleri, yazıları, yorumları, makaleleri, denemeleri,
kitapları artık kes yapıştır birleştir kişiliklerini
yaratıyordu. Kavramsal modellerden biri olmuştu. Ten dünyasıyla
gerçek dünyayı, zamanı ve mekânı bağlayan bir güce
dönüşmüştü. Kara'nın aslında en çok istediği, bu gücü
kendi Ten Sistemi'yle birleştirebilmekti. Ancak böyle yenilmez ve
ölümsüz olabileceğini sanıyordu.
Met'in
yazmış olduğu bu öykü, annesinin sıcaklığında Met'in
sıcaklığının yüzdüğü karanlık denizin öyküsünden çok
daha öncesini anlatarak başlıyordu. Yine anneler vardı
çocuklarını koruyup bağrına basan, yine babalar vardı dışarıdan
gelen sesler olan, uzaklarda ve ormanlarda dolaşan, döndüklerinde
yaşam ve umut getiren. Yine büyük ve güzel bir doğa vardı.
Anneler gibi çocuklarını koruyup bağrına basan. Verdiklerinin
değerini aldıklarıyla gösterip anlatan. Güzellik için
çirkinliği, iyilik için kötülüğü, ışık için karanlığı,
yaşam için ölümü de yaratan.
Öykünün
gelişim çizgisi, büyük zorlukları geride bıraktıkları,
yaşamlarının geri kalanını artık mutlu geçirmelerinin
beklenebileceği bir zamanda değişiyordu. Erkekler akıl almaz bir
kavgaya tutuşuyorlar, kendilerine daha fazla pay ayırabilmek için
başka erkekleri, kadınları ve çocukları öldürmeyi; böylece
kendileri de kadınları ve çocuklarıyla birlikte ölmeyi göze
alıyorlardı.
Bu,
tarihin kırılma noktasıydı. Met öyküsünde bunun nedenlerini,
ayrıntılarını anlatmıyordu. Bakış açısı Meri gibi
çözümleyici değildi. Yalnızca bu yaşanandan duyduğu üzüntüyü,
böyle bir yol seçilmesinin sonuçlarının ona verdiği acıyı
hissettirmeye çalışıyordu. Bu yüzden, Meri'nin ayrıntılarını
çok iyi bildiği gelişmelerle de çok ilgilenmiyor, onlardan söz
etmiyordu. Ne savaşlardı konusu, ne ekonomik gelişmeler, ne
erkeklerin yükselen gücü, ne sınıfsal ve etnik ayrımlar, ne
teknolojinin getirdiği kolaylıklar ve doğanın daha hızlı
kontrol edilip sağılabilmesi, çoğunluk büyük zorluklar çekmeye
devam etse de küçük bir azınlığın yeryüzünde kurtarılmış
cennet bölgeleri yaratması, hatta ne de büyük bilimsel ve
sanatsal gelişmeler olması, büyük kültürel gelişmelerin
sağlanması. Hiçbirini önemli ve değerli bulmuyordu. Sağladığı
hiçbir üstünlüğün adına insan demekte ısrar eden bu yaratığı
diğer canlılardan; bir karıncadan, bir böcekten, küçük bir
kuştan, bir koyundan, bir inekten, bir kaplandan, bir yılandan, bir
kertenkeleden, bir timsahtan, bir kartaldan, bir akbabadan, bir
çakaldan, bir filden, sudaki balıklardan ve yosunlardan, köpek
balıklarından, yunuslardan, balinalardan daha değerli yaptığını
düşünmüyordu. Hele ormanları ve çiçekleri, dünyayı kaplayan
ve besleyen bitki örtüsünü, yaşam zincirinin bir parçası
olarak kendi görevini başarıyla sürdüren görülen görülemeyen
bilinen bilinmeyen tüm canlıları ayrı ve çok özel bir yere
yerleştiriyordu.
Met'in
bundan sonra anlattıkları insanın ve diğer yaşadıklarını
anlamak ve önce kendisi ve diğer insanlar, sonra tüm canlılar
için herkesi mutlu edecek arayışlarının öyküsüydü. Düşünen,
araştıran, çalışan, doğaya ve yaşama bağlı, kendisine yakın
bulduğu herkesin ulaşıp yansıtabildiklerini anlamaya ve geniş
bir yaşam ağı oluşturmaya çalışmıştı. Merilia Met'in
öyküsünü çok güzel buldu. Ama aklına hemen gelen bir soruyu
da, cevap verecek durumda olmadığını bildiği halde fısıltıyla
soruverdi:
"Peki
Kara'nın ten sistemi karşısında bir doğal yaşam zincirinin
şansı nasıl artabilir sevgilim?"
Met
belki Meri'nin ne dediğini anlamlandıramamıştı ama tüm iyiliği
yüzünde ve gözlerinde yansımış, büyük bir sevgiyle Merilia'ya
bakmıştı. Meri onu kucaklayarak uzun uzun öptü.
....
Meri
Met'in belleğinde ailesiyle ilgili bölümlere çok fazla bakmadı.
Babasına ilişkin pek fazla iz yoktu. Annesi epey yer tutuyordu ama
Meri ve Kara ile tanıştıktan sonra bu izler önemini epey yitirmiş
gibi görünüyordu. Geçmişte bazı zor dönemlerinde annesinden
ayrı kalmasının olumsuz etkilerini yaşamış olabilirdi. Ama
sonunda Met, kendine yeni bir yaşam kurmayı başarmıştı. Annesi
hâlâ geçmişindeki güzel bir anıydı. Belleği ve yaşamları
normale dönünce onu yeniden hatırlayabilirdi. Babasıysa, anıları
silinmeden önce bile belleğinde pek yer tutmamışa benziyordu. Met
ve Meri'nin geleceğinin anahtarı, Kara ve Ten Sistemi ile
ilişkilerinin çözümünde saklıydı.
Ten,
çağlar boyunca toplumları kontrol etmek için kullanılmıştı.
Ama Kara'nın verdiği yeni tenler, farklı anlamlar da taşıyordu.
Aynı zamanda bağışıklık (yaşan(ıl)ırlık ve ölmezlik,
yaşanmazlık ve ölümlülük), maddi ve manevi bir güç ve destek
sistemi oluyor; insanları Kara'ya bağlıyordu.
....
Merilia,
yeni bilgilerden ve ulaştığı görüntülerden yararlanarak Met'le
konuştu, yaşantısından bazı bölümleri gösterdi, belleğinde
bir kıpırtı, anılarında bir canlanma olmasını umdu.
"Bir
yerde bir kâğıtlar vardı" diye sordu Metilius birdenbire.
"Bir yerlerde onları görmüş müydün?" Merilia
beklenmedik bir ölümü çağrıştıran bir şaşkınlık duydu.
"Kâğıtlar" diye fısıldadı derin bir acıyla.
"Neredeydiler?"

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder