2 Ekim 2019 Çarşamba

Metilius


Neredeyse bir hafta geçtiği halde Merilia, Met'in Teni'ni ona yardım etmek için nasıl kullanabileceğini anlayamamıştı. Oysa ilk anda büyük bir sevinç duymuş, Ten'in büyülü bir biçimde tüm sorunlarını çözüvereceğini sanmıştı. Ama yaşamlarında henüz bir değişiklik olmamıştı. Met'in yitirdiği anılar hâlâ çok uzaktı. Geçmişiyle arasındaki uçurumu aşmasına yardım edebilecek bir köprüyü henüz bulamamış, yapamamıştı. Oysa çözüm Ten'de saklı olmalıydı. Mutlaka oradaydı. Peki Merilia içinde yaşadıkları karanlıktan çıkmanın yolunu nasıl bulacaktı?

Meri'nin ilk düşüncesi Met'in Ten'i yeniden giymesini sağlamaktı. Etkinleştirmenin yolunu bulduğunda Ten, Met'in yaşadığı zor günlerin ayrıntılarını tüm canlılığıyla belleğine getirecekti. Biraz sarsılsa bile, geçmişini hatırlayıp normale dönebilirdi. Meri hemen çalışmaya başladı. Ten'in giyilmesinin ve çıkarılmasının kolay bir iş olmadığını, bunu ancak onu Met'e sonsuz mutluluk vaadiyle çağırıp giydirmiş olan Kara'nın veya yetkilendirdiği destek merkezlerinden birinin yapabileceğini biliyordu. Ama bu iş için onlara gitmeyi düşünemezdi, Met'in bir kez daha Ten'in ve Kara'nın tutsağı olmasını göze alamazdı. Bedeni normal bir yaşamı artık sürdüremediği halde Kara'nın bilgisayarlı destek sistemlerine taşımış olduğu büyük bir zihinsel gücü ve etki alanı vardı. Merilia onun bedeninin bir anda nasıl yok olduğunu görmüş, Kara'dan geriye kalmış boşluğun organik bir yaşamla bir ilgisinin kalmadığını anlamıştı. Kara'nın gücüyse Ten Sistemi'yle birlikte büyümeyi sürdürüyordu. Sistem genişledikçe Kara'nın Ten'i, sayısı gittikçe büyüyen bir kesimle kurduğu bağları daha da güçlendiriyordu. Bu bağlar genişledikçe Kara daha hızlı büyüyordu. Meri, ona büyük acılar yaşatmış Ten'i Met'ten çıkarabildiğinde çok umutluydu. Ne yazık ki sonraki aylar hem Ten Sistemi'nin egemenliğinin genişlemesini gördüğü için, hem de Met anılarını yitirdiği için büyük bir karamsarlığa kapılmış, yine de arayışlarından vazgeçmemişti. Yaşadığı sürece başka türlü davranamazdı, bir çözüm bulmak için çabalamak, sonuna dek ayakta kalmak zorundaydı. Bunun nedenini bilmiyordu ama sınırlarını çizemediği bir sevgiyle ilgili olduğunu hissediyordu. Önce babası olmuştu desteği, sonra bir süre için Oria onu ayakta tutmuştu. Oria ile gidebileceği bir yer kalmayınca bir mucize olmuş, yaşamına Met girmiş, sonra bir kâbus başlamış, Met'in yaşadıklarını anlayabilmek ve onu Kara'nın elinden kurtarabilmek için akıl almaz zorluklar yaşamıştı.

Meri Met'le tanıştığı zamanı, uzaktan bile olsa birlikte yaşadıkları ilk mutluluk parçacıklarını hatırlayınca yüzünde yaşamın anlamını yansıtan bir güzellikle gülümsedi. "Yaşamak bu olmalı" diye geçti aklından. "Kara bütün dünyayı bir Ten kafesine kapatsa bile, Met ve benim gibilerin doğayla ve birbirleriyle kurduğu ilişkilerde bulduğu anlamın yanına bile yaklaşamaz. Kendi yokluğuna bir değer katabilmek için hep Met'lere ihtiyaç duyar."

Meri ne yapması gerektiğini biliyor, nasıl bir yol izlemesi gerektiğine karar veremiyordu. Met'in geçmişinin tüm izlerini taşıyan belleğine ulaşabilmelerinin üç yolu vardı. Normalde, dış destek araçları bu düzeyde geliştirilmeden önce herkesin yaptığı gibi, Met'in de belleğini küçük çağrışımların etkisiyle kıpırdatabilmesi, sonra da harekete geçirmesi beklenirdi. Belki yapay araçlarla zorlanmış olduğu için, bu olmamıştı. Geriye iki yol kalıyordu. Ten Sistemi'nde yaşadığı sırada kalan izlerden yararlanmak, ya da Anılar V20.12'deki bilgileri bulup kurtarmaya çalışmak. Anılar'a erişim de umut vermiyordu. Meri uzun süreli çabalarına karşın, etkili bir yedekleme sistemi olduğuna ilişkin bir belirti görememişti. Anılar V20.12, taşıdığı tüm bilgileri farklı yerlerde bulunan ama hepsi aynı sistemi kullanan birimlere yazıyor ve korumak için sürekli kopyalıyordu. Bilinmeyen bir sistem hatası olduğunda yanlışlar hızla çoğalıyor, bu yüzden bilgiler ya tümüyle erişilmez, ya da anlamlandırılamaz oluyordu. Ten Sistemi'ndeyse bilgiler hem her Ten'de kalıyor, hem de sürekli iletişimde olduğu Merkez'e gönderiliyordu. Meri, adının anlamına pek uymasa da, Merkez'in değişik yerlerde bulunan ve yalnızca Kara'nın erişebildiği bir saklama, işleme ve iletişim sistemi olduğunu sanıyordu. Ten'i Met'ten çıkardıktan sonra pek incelememiş, bir kenara koyup sonra unutmuştu. Met'in yitirdiği anılarına erişebilmesine yardımı olmasını umarak yeniden bulduktan sonra, üzerinde ayrıntılı bir çalışma yapmaya karar verdi. Önce elindeki araçları toparladı. Sonra sistem çözümleme, işlev arama, kayıt sorgulama, işlemci ve bellek irdeleme, yapısal değerlendirme gibi yöntemleri denedi. Bunları otomatik olarak veya kendi becerisiyle doğrudan Ten üzerinde ulaşmak için kullanmaya, saklı bilgileri aramaya başladı. Uzun süre sonuç alamadı. Tanıdık bir iz görünce iş kolaylaştı. Meri kendini bulmuştu. Ten'deki kayıtlarda ve Met ile Kara'nın ilişkisinde Meri çok önemli bir yer tutuyordu. Bilgileri karşılaştırarak kayıt sistemini çözmeyi başardı ve onları kolayca görebileceği, izleyebileceği ve okuyabileceği bir arayüz programı yaptı.

İşi bitirip Ten'le son bağlantıyı kurduğunda bir an yaptıklarının hiçbir işe yaramamasından korktu. Bunca uğraş boşa gidebilir miydi? Yaklaşımını, çalışmalarını, aldığı önlemleri, zayıf noktaları, güven duyduklarını, gizlice övündüğü küçük ve mucizevi buluşlarını gözden geçirdi. Sonuç alması kesin görünüyordu. Yine de atlamış olduğu bir ayrıntı varsa, yeniden çalışıp gereğini yapabilirdi. "En büyük risk hangisi olur?" diye düşündü. "Met'le ilgili tüm bilgilerin bir anda silinmesi mi, Ten'in etkinleşip Kara'nın karanlık merkezine izinsiz bir giriş olduğu uyarısını göndererek yerimizi bildirmesi mi?" Met'in anılarıyla, sevdiği adamla yeniden buluşmak için göze alamayacağı risk yoktu.

Meri, geliştirdiği Ten Okuma programının 1.0 sürümünü çalıştırdı. İçi sevinçle doldu. Ekranda erişim giriş seçenekleri belirmişti. Umduğundan çok daha fazlasını bulmuştu. İzler Met'in doğumunun bile öncesine uzanıyordu.

Böyle başladı Merilia, Metilius'un tüm öyküsünü okumaya.

....

Bir ses geliyordu ve bir yalnızlık vardı. Bir deniz vardı ve sıcaklığında bir başka sıcaklık yüzüyordu. Deniz karanlıktı, sıcaklık büyüyordu. Ses susunca yalnızlık artıyor, ses şarkı söylediğinde mutluluk getiriyordu. İki nokta üst üste, birleşmişti. Met, yolculuğuna başlıyordu.

Meri, Met'in Kara'yla ilişkisini doğumuyla ilgili ayrıntılardan, daha öncesinden, annesinden ve babasından, hatta Met'in belleğini geri kazanmasından bile çok merak ettiğini fark ederek şaşırdı. Bir kıskançlık dürtüsü mü kaplamıştı içini? Tenini taşıyamayan, bilgisayar desteği olmadan yaşayamayan, insanlığın üstüne bir kâbus gibi çökmüş bir kadını mı kıskanıyordu? Sonra böyle olmayabileceğini düşündü. Belki de Kara'yla ilgili bilgilere olabildiğince çabuk ulaşmasının Met'in, kendisinin ve belki de herkesin yaşamlarını iyileştirebileceğine inandığı için Kara üzerinde yoğunlaşıyordu ilgisi.

Kısa sürede Meri, yaşamları beklenmedik biçimde kesişen bu üçlünün iki kader anını bulup izleyebildi. Önce kendisinin Met'le yaşadığı ilk sanal öpücük, sonra Met'in Kara'nın yanına gittiğinde öpüşmeleri. Kayıtlara istediği gibi erişebilmeyi hemen başaramadı. Önce denemeler yapması gerekti. Nasıl, nerede ve neler bulabileceğini bilmiyordu. Sonunda bu çok gelişmiş görüntü izleme sisteminin yapısını anladı. Sistem kapsamındaki her üyenin içinde ve dışında olanlar sürekli kayıt altındaydı. Doğru sorgulama yapıldığında tüm ayrıntılar bulunuyor, herhangi birince yeniden yaşanabiliyordu. Meri üzerine bir ten giymiş olmadığından, izlediklerini yaşadığı duygusuna belki tam olarak kapılmıyordu ama görişitsel arayüzlerle kendini yaşamış oldukları kadar gerçek bir olayın içinde hissediyordu. Ten boyutuna geçmekse riskli olabilirdi. Her dokunuşu hissetmek, tatların ve kokuların etkisiyle büyülenmek kuşkusuz yaşananların derinliğini çok daha iyi gösterecekti ama Meri yaşamış olduğu gerçekliklerle eşleştirerek eksikleri zihninde tamamlıyor, Ten'le yaşayabileceğine yakın bir deneyime ulaşıyordu.

Met'le öpüşmelerinin sıcaklığını izlerken, bir ten giyip ayrıntıları daha fazla hissedebilmek için büyük bir istek duydu. Met Ten'den kurtulduktan sonra ve belleğini yitirmeden önce kısa bir mutlu dönemleri olmuştu ve Meri o günleri çok özlüyordu. Oradan bir anıyı yaşayabilme düşüncesi çok çekiciydi. Yine de buna kapılmadı. İzlemeye koyuldu. Tüm ayrıntıları görebiliyor, duyabiliyordu. Gerçeklik duygusunu kurup koruyabilmesiyse kolay olmuyordu. Yakındaki etkileşimler daha canlıydı, uzaklık artınca gerçeklik zedeleniyordu. Zaman bütünlüğünü korumaksa daha zordu. Bilgiler bağımsız erişilebilir sırasız zaman kesitlerinden oluşuyordu. Meri, her ikisi de Met'in kendisini çok etkilemiş biri Kara diğeri Meri ile iki öpüşmesini izlediğinde, hangisinin daha önce yaşanmış olduğuna karar veremiyordu. Kesitlerle eşleştirilmiş zaman tanımları yanlış kaydedilmiş, sonradan değiştirilmiş, çarpıtılmış olabilirdi. "Tüm gelişmelere karşın, gerçeklik için organik zihinsel bir algı mı gerekiyor acaba?" diye düşündü ama sonra utandı. İnsan ve bilgi sistemi içinde net olarak tanımlanmadan kullanılan bir "organik" tanımı, nasıl bir anlam taşıyabilirdi? Kara'nın Met'le konuşmalarında vurgulanan üç öpüşmesi vardı. Met Ten'ini giymeden önce, giyer giymez, bir de ilk yemeklerinden kalktıkları anda yaşadıkları üç güzellik. Nasıl olduysa Ten öncesi öpüşme de kayıtlarda yer almıştı. Meri'nin içinde bir sızıya yol açansa, sonrasındaki öpüşme değil, Kara ve Met'in akşam yemeğiydi. Yaşadıklarını izlediği cinsel deneyimlerin hiçbiri onu bu kısa buluşmadaki yakınlaşmaları kadar üzmemişti. Yemek sırasında Kara ve Met kendileriyle ve geçmişleriyle ilgili çok fazla ayrıntı paylaşmış, birbirlerini tüm yaşamlarını birlikte geçirmiş birçok çiftin bile tanıyamadığı kadar iyi tanımışlardı. Meri'nin içini rahatlatansa Met'in zihninden kayıtlara geçmiş çok güçlü bir iz oldu. Meri, Met'i kendine niçin bu denli yakın hissettiğini bir kez daha anladı. Met'in anılarının derinliklerine dalmadan önce o birkaç sözcüğü fısıldadı:

"Ben bu saç değilim, ben bu ten değilim. Ben içinde yaşadığım ruhum."

....

Kara daha Met'in yanında belirmeden önce ortamı hazırlamıştı. Tüm bilgisini ve tüm deneyimini kullanmakla kalmamış, kendisine bağladığı herkesi de Met için hazırladığı o olağanüstü buluşma için seferber etmişti. Met'in kişiliğini ve isteklerini çok iyi çözümlemiş, kendisini en rahat ve mutlu hissedeceği, daha da önemlisi Kara'dan etkilenerek ona bir daha kopamayacak şekilde bağlanacağı koşulları yaratmıştı. Met bir anda içinde bulunduğu küçük odanın koca bir evrene, üstelik yalnızca yaşadığı ana değil geçmişe ve geleceğe de dönüştüğünü gördü. Her yanı bir ışık seli kaplamıştı. Güneş, yıldızlar, gezegenler, uydular, galaksiler, uzak derinlikler ve yakın güzellikler Met'in gözlerinde yansıyordu. Şeffaf bir koltuk Met'in bedenini sardı. Odada kristal görünümlü bir masa ve üzerinde çok katlı bir yapıyla sıralanmış sunum tabakları belirdi. Yiyecek ve içecekler o gece için bestelenmiş bir müzik eşliğinde, tarihi geçmişlerini ve özelliklerini yeni bir şiir diliyle anlatan öykülü sunumlarla birlikte geliyordu. Ardından bir sessizlik oldu, ışıklar kararmaya başladı, sonra zifiri karanlık oldu. Masanın kristalleri ışıklanınca Kara Met'in önünde kendisi için hazırlanmış bir yere uzanmış olarak belirdi. Güzelliği Meri'yi bile çok etkiledi. Gerçek olup olmadığını, nasıl bir etki bırakacağını anlamak için dokunmayı çok istedi. Kendini tutmasa Ten'i giyip öykünün içine hemen katılmaya çalışabilirdi. Met, Meri'nin yapmak istediğini yaptı. Yemek öncesinde Met ve Kara'nın yaşadıkları yakınlaşmayı Meri içinde bir acıyla izledi.

Yemeği izlemekse güzeldi. Kara değişik yerlerden ve zamanlardan gelen parçaların birleşmesiyle ortaya çıkan bir yiyecek zinciri ayarlamıştı. Tarihin sesine değer veren Met yiyeceklerden çok tanıtımları ve öyküleriyle ilgili gibiydi ve mutlu görünüyordu. Yiyeceklerin yapıldığı malzemelerin geldiği yerleri görmek için birbirinden ilginç bölgelere, okyanusun en derin yerine ve Samanyolu'ndaki gezegenlerden birinin merkezine bile gittiler. Kara bazı içeceklerin uzayda karıştırılıp dondurularak hazırlandığını söyledi. Müziklerin bazılarına güçlü ve kararlı olduğu kadar ince ve duyarlı olabilen sesiyle katıldı, özel bir dans gösterisi sundu. Met hazırlık yapamadığı için üzgündü. Kara teselli etti. "Sen aylardır yaptıklarınla yalnız bana ve şu an yaşayanlara değil, Ten sistemine bundan sonra katılacak herkese de büyük katkılarda bulundun" dedi. Meri, Met'in buna karşı çıkmamasına şaşırdı. Kara'nın sunduğu içecekler Met'in düşünme sistemini bozuyor olabilir miydi?

Kara yaptıklarını ve yapacaklarını anlatıyordu. Kaynakları herkese istediğini verecek şekilde kullanmanın çok iyi bir yolunu bulmuştu. Ten Sistemi, katılmış olanlar için gerekli her türlü ön maddeyi çok verimli bir biçimde topluyor, stokluyor, işliyor, dağıtıyor ve yerine ulaştırıyordu. Geri dönüşümü de çok iyi değerlendiriyordu. Her ten, dönüşüp kullanılmaz hale gelen maddeleri sisteme geri gönderiyordu. Sistem bunları temizleyip işleyerek yeniden dolaşıma sokuyor, böylece daha az girdiyle daha çok teni besleyebiliyordu.

Kara'nın sorunu sistemin kusursuz olmasının yarattığı sıkıcılıktı.

"Tüm sorunlarını sistem çözünce yapacak iş bulamıyorlar, oyun ve eğlence de anlamını yitiriyor, boşluğa düşüyorlar. Son dönemlerde senin küçük izlerin dışında onları oyalayıp mutlu edecek bir ürün bulamadım."

"Ürün değil ki benim gönderdiklerim, yalnızca düşünceler, hatta bazen düşünce bile olamayan duygular."

"İşte onlar yakalıyor tenlerdekileri. Senden gelenlere bir başka değer veriyorlar."

Yemekteki ve sonrasındaki konuşmaların çoğu Kara'nın sistemi ve Met'in katkılarıyla ilgiliydi. Meri Met'in Kara gibi biriyle bu denli çok ortak yanı olmasına şaşırdı. Bu yakınlık bir ölçüde Kara'nın Met'i kazanmak istediği için kendi gerçeklerini gizlemesinden ve değişik yansıtmasından kaynaklanıyor olabilirdi. Ama duygu ve düşüncelerindeki benzerlikler, yaşama ve evrene bakışlarındaki paralellikler de hiç az değildi. Söz bitince Kara şarkıları ve bedeniyle konuşmaya başladı. Meri, Met'in yine çok etkilenmesine şaşırmadı. Kendisi de yine orada olmak istedi. Kara ve Met birbirine yaklaştıkça üzülmeyi sürdürdü. Kara'nın yaşamı ve insanları kontrol etme isteği bu denli büyük olmasa, gecenin olağanüstü bir birliktelikle sonuçlanacağına kuşku yoktu. İzlerken karşısındaki bedenlerin sıcak oyunlarını görmemeye çalışan Meri, aradaki kesintilere önce bir anlam veremedi. Sonra Met'in Kara'nın sert yanlarını gördükçe zihninde Meri'ye yakınlaştığını, bunun da Kara'yı saldırganlaştırdığını hissetti. Şimdilik görülmeyen ve etkisiz bir değişimdi bu.

Bir ara Oria'nın geldiğini görünce iyice şaşırdı. Orada ne arıyor olabilirdi? Bir neden bulamadı. Oria biraz oturdu, konuştular, Kara'nın isteğiyle gelmişti. Kara'yla dans bile etti. Met'e çalışmalarıyla ilgili sorular sordu. Kara'yla Met'in danslarını izlemek istediğini söyledi. Met isteksizce başladı ama Kara onu etkilemeyi başardı. Kendisine güven duydu, coşkulu ve ustaca hareketlerle Kara'ya uyum sağladı, onun ritmini ve çekimini yaşayıp yansıtmaya başladı.

Oria gittikten sonra Kara "Seninle orada yanmak istiyorum" diyerek Met'i Venüs'e götürdü. Meri bunun gerçek bir gezi mi, Kara'nın sistemiyle yaratılan bir ten oyunu mu olduğunu önce anlayamadı. Sonra düşündü. Geliştirilen tenler Venüs'ün sıcaklığına dayanabilir miydi? Ayrıca tenle de yapılıp yaşanabilecek bir gezi yerine gerçeğine gerek var mıydı? Met Venüs'ün ateşinde Kara'nın her noktasıyla buluştu. Kara etkilendikçe Met coştu, Met coştukça Kara daha çok etkilendi, neredeyse Venüs'ün sıcaklığını geçtiler. Her ikisinin yüzlerini ve gözlerini, bedenlerinin hareketlerini, seslerinin tonlarını duydukça Meri de etkilendi. Met'e sarıldı, kucakladı, öptü.

"Neyse ki artık yanımdasın sevgilim" dedi.

Met söyleneni anladığı hakkında bir ipucu vermeyen bakışlarla baktı.

....

Met'in Kara'yla ilişkisine böylece bir göz attıktan sonra Meri artık daha gerilere, hatta en başlara gitmeye karar verdi. Merdivenin ilk adımlarını görüp oradan bazı ipuçları bulabilirse belki birlikte tırmanabilirlerdi. Met'in Ten'e kopyalanmış belleğindeki ayrıntılara ulaşmaya çalıştı. Bu iş Met'le Kara'nın sevişmesini izlemek kadar kolay olmadı. Meri Kara'nın sırf kendisini üzmek için bu sahnelerin erişimini kolaylaştırmış olabileceğini düşündü. Sabırla uzun süre uğraştı. Yemek sahnesinden Met'in Ten'deki belleğinin diğer alanlarına geçemiyordu. Sonunda başka bir yol aramaya karar verdi. Çok güçlü bir anıyı belki daha kolay yakalayabilir, buradan diğerlerine ulaşabilirdi. Önce yine sonuç alamadı. Bir görüntü ve bir başlık belirince çok sevindi. "Anı MTLS-HVTR-17AE68B, Met'in üzerine doğru gelen hava treni." Arkası hemen gelmedi ama yol bir kez açılmıştı. Çok geçmeden Meri, Met'in öyküsüne ulaşmayı başardı. "Bir ses geliyordu ve bir yalnızlık vardı." Artık Met'in tarihsel geçmişiyle arasında hiçbir engel kalmamıştı.

Met'in ve atalarının tüm yaşadıklarından ilgisini çekenleri okumaya ve izlemeye başladı. Karşısına bir de Mata Hari çıkınca şaşırdı.

....

Kara o ilk olağanüstü yemek sırasında sürekli değişik kişiliklere ve görünümlere bürünüyor, kimini Met hemen hatırlayıp biliyor, kimi tanıdık geliyor, kimi öyle görünmese de mutlaka gerçek bir kişiden esinlenmiş olması gerektiğini düşündürüyor, kimiyse yeni olduğu ve yalnızca Kara'nın düş gücünden çıktığı izlenimini veriyordu. Yüzlerden biri uzun süre Met'i uğraştırdı. Çok etkileyiciydi, çok anlamlıydı, çok güçlüydü, tarihte büyük izler bıraktığı izlenimini veriyordu. Kara onunla oynuyordu. "Beni tanıdın mı?" diyor, gülüyor, dokunuyor, Met etkilenip karmaşaya yuvarlandıkça daha da eğleniyordu. Met, Mata Hari'yi hatırladı. Hakkında fazla bir bilgisi yoktu. Nedense ikisi arasında tanımlayamadığı bir benzerlik buldu. Kara'nın sanki Mata Hari'nin öcünü aldığını düşündü. En azından danslarının etkileyiciliği bir ortak yanları olabilirdi. Mata Hari'yi güçlü bir erkek dünyası casuslukla suçlayarak öldürmüştü. Kara sanki benzer bir son yaşamamak için herkesi sürekli kontrol etmek, büyümek ve güçlenmek, tek egemen olmak istiyor gibiydi. Maddeyle bilinç arasındaki köprüler çağlar boyunca insanların ilgisini çekmişti. Madde ve bilinç arasındaki geçiş noktası akıl mıydı? Tüm duyular aklın, aklın yürek denen bir bölümü de duyguların mı hizmetindeydi? Peki tenin yeri, dokunmanın değeri neredeydi? Düşlerin ve yaşama isteğinin sımsıkı dokunup yakaladığı yer ten miydi? Bu yüzden mi kadın bedeni hep saklanması, gözlerden ve dokunuşlardan uzak tutulması gereken bir nesne olarak görülmüştü? Tutkuları denetleyip yönlendirebilmek, herkesi ve tüm dünyayı kendi çıkarlarına göre biçimlendirebilmek mi olmuştu hep amaç? Kara şimdi sırları çözmüş, dünya güçler tarihinin tüm kazanımlarını kendinde toplamayı başarmış mıydı? Mata Hari geri dönmüş, yönlendiremeyip kurbanı olduğu tarihi yeniden mi yazıyordu?

Meri Met'in ten kayıtlarındaki bilgilerin getirdiği sorularla fazla zaman kaybetmek istemiyordu. Kara kimlerin mirasçısı olursa olsun, büyük bir üstünlük sağlamıştı. Meri Met'i bir an önce geri getirmek, yaşamlarına dönebilmek istiyordu ama Kara'nın sistemi gelişmeyi sürdürürse dönecek bir yer kalmamasından endişe duyuyordu. Met ve belleğinin buluşması bu yüzden de çok önemliydi. Met asla Kara'nın istediği gibi biri olmazdı. Ten Sistemi karşısında durması da, Kara'nın sistemi genişletmek için yararlanmayı düşündüğü özelliklerini Kara'ya karşı kullanmasını sağlayabilirdi. Bu yüzden geçmişini hemen, acilen hatırlamalıydı.

Meri Met'in anılarında dolaştıkça onu daha iyi tanıyor, özelliklerinin değerini anlıyordu. Met'in duygularının ve bilgilerinin herkeste görülmeyen bir düzeni ve canlılığı vardı. Meri çok iyi bildiği alanlarda bile eksik yanlarını Met'in dünyasında görebiliyor, onun katkılarıyla tamamlayabiliyordu. Üzerinde çok çalıştığı geçmiş arama projelerine Met'in yaklaşımını da ilginç buldu. Met'in belleğinde geçmişin izleriyle ilişkilendirilebilecek pek çok kayıt vardı. - Met'in tarihi, sanki aynı zamanda insanlığın gelişmesinin uzun ve önemli son dönemlerinin de tarihiydi. Öncesiyle ilgili bazı eksikler vardı ama o bölümleri Merilia zaten oldukça iyi biliyordu. Teknik yönü zayıf olmasına karşın Met, bazı yöntemleri ve onlarla elde edilen sonuçları çok iyi kavramış, bunları kendi amaçları için kullanabilmişti. Maddeyle ilgili gelişmelerden yararlanarak düşüncenin tarihinin izlerini sürebilmişti.

Bir zamanlar maddenin yaşını belirlemek için kullanılan yöntemler, artık gelişmişlikleriyle bilincin halkalarla taşınan geçmişinin izlerini de getiriyordu. Met yeni sistemleri önce dikkatle araştırmış, sonra kendi amaçları için en uygun olanlarından nasıl yararlanabileceğini anlamaya çalışmıştı. İyi bir kullanıcı olarak araştırmalarına başladığında bu yüzden çok hızlı ilerlemişti. Kuşak ilişkilerini inceleyerek anne ve babasının, dede ve ninelerinin izlerini neredeyse evrenin başlangıcına dek sürebiliyordu. Merilia, Metilius'un bu teknolojilerle ve kendi yaratıcılığıyla ulaştığı yere hayran kaldı.

"Sevgilim" diye fısıldadı. "Merimet, ne güzel bir ad vermişsin bize. Ne güzel bir alan yaratmışsın bizim için, bilim sanatı diyerek. Ne güzel bir iş bulmuşsun bize, kendine bilim sanatçısı, bana sanat bilimcisi diyerek."

Sonra onun yazdığı öyküyü ilgiyle ve zevkle okudu.

....

Aslında Met öykülerinin hiçbirini kendisi yazmamıştı. Ama öylesine önemli, güzel, etkili, düşündürücü, yol açıcı, mutluluk veren ayrıntılar buluyordu ki; tarih boyunca yaşanmış ne varsa hepsine farklı açılardan bakmayı, yeni anlamlar kazandırmayı başarıyordu. Bu tür yaklaşımların ilk zamanlarda "kes yapıştır" hikâyeleri, kopyala düzenle romanları, önce satın al sonra yap teknolojisi, çalıp ödünç aldığını söyleyerek geliştir bilimi olarak adlandırılıp haklı olarak küçümsendiğini, aşağılandığını hatırladı Meri. Oysa Met'in kesip yapıştırmaları öyle bir hıza ve güce ulaşmıştı ki, tüm tarihi özümsemiş ve Merimet'i kat kat aşmış bir bilim sanatçısı ağına dönüşmüştü. Met'in yazdıklarının bir yerinde "Merimet Öyküleri" başlığını görünce Meri inanılmaz bir mutluluk duydu. Kes yapıştır öyküleri, düşünceleri, yazıları, yorumları, makaleleri, denemeleri, kitapları artık kes yapıştır birleştir kişiliklerini yaratıyordu. Kavramsal modellerden biri olmuştu. Ten dünyasıyla gerçek dünyayı, zamanı ve mekânı bağlayan bir güce dönüşmüştü. Kara'nın aslında en çok istediği, bu gücü kendi Ten Sistemi'yle birleştirebilmekti. Ancak böyle yenilmez ve ölümsüz olabileceğini sanıyordu.

Met'in yazmış olduğu bu öykü, annesinin sıcaklığında Met'in sıcaklığının yüzdüğü karanlık denizin öyküsünden çok daha öncesini anlatarak başlıyordu. Yine anneler vardı çocuklarını koruyup bağrına basan, yine babalar vardı dışarıdan gelen sesler olan, uzaklarda ve ormanlarda dolaşan, döndüklerinde yaşam ve umut getiren. Yine büyük ve güzel bir doğa vardı. Anneler gibi çocuklarını koruyup bağrına basan. Verdiklerinin değerini aldıklarıyla gösterip anlatan. Güzellik için çirkinliği, iyilik için kötülüğü, ışık için karanlığı, yaşam için ölümü de yaratan.

Öykünün gelişim çizgisi, büyük zorlukları geride bıraktıkları, yaşamlarının geri kalanını artık mutlu geçirmelerinin beklenebileceği bir zamanda değişiyordu. Erkekler akıl almaz bir kavgaya tutuşuyorlar, kendilerine daha fazla pay ayırabilmek için başka erkekleri, kadınları ve çocukları öldürmeyi; böylece kendileri de kadınları ve çocuklarıyla birlikte ölmeyi göze alıyorlardı.

Bu, tarihin kırılma noktasıydı. Met öyküsünde bunun nedenlerini, ayrıntılarını anlatmıyordu. Bakış açısı Meri gibi çözümleyici değildi. Yalnızca bu yaşanandan duyduğu üzüntüyü, böyle bir yol seçilmesinin sonuçlarının ona verdiği acıyı hissettirmeye çalışıyordu. Bu yüzden, Meri'nin ayrıntılarını çok iyi bildiği gelişmelerle de çok ilgilenmiyor, onlardan söz etmiyordu. Ne savaşlardı konusu, ne ekonomik gelişmeler, ne erkeklerin yükselen gücü, ne sınıfsal ve etnik ayrımlar, ne teknolojinin getirdiği kolaylıklar ve doğanın daha hızlı kontrol edilip sağılabilmesi, çoğunluk büyük zorluklar çekmeye devam etse de küçük bir azınlığın yeryüzünde kurtarılmış cennet bölgeleri yaratması, hatta ne de büyük bilimsel ve sanatsal gelişmeler olması, büyük kültürel gelişmelerin sağlanması. Hiçbirini önemli ve değerli bulmuyordu. Sağladığı hiçbir üstünlüğün adına insan demekte ısrar eden bu yaratığı diğer canlılardan; bir karıncadan, bir böcekten, küçük bir kuştan, bir koyundan, bir inekten, bir kaplandan, bir yılandan, bir kertenkeleden, bir timsahtan, bir kartaldan, bir akbabadan, bir çakaldan, bir filden, sudaki balıklardan ve yosunlardan, köpek balıklarından, yunuslardan, balinalardan daha değerli yaptığını düşünmüyordu. Hele ormanları ve çiçekleri, dünyayı kaplayan ve besleyen bitki örtüsünü, yaşam zincirinin bir parçası olarak kendi görevini başarıyla sürdüren görülen görülemeyen bilinen bilinmeyen tüm canlıları ayrı ve çok özel bir yere yerleştiriyordu.

Met'in bundan sonra anlattıkları insanın ve diğer yaşadıklarını anlamak ve önce kendisi ve diğer insanlar, sonra tüm canlılar için herkesi mutlu edecek arayışlarının öyküsüydü. Düşünen, araştıran, çalışan, doğaya ve yaşama bağlı, kendisine yakın bulduğu herkesin ulaşıp yansıtabildiklerini anlamaya ve geniş bir yaşam ağı oluşturmaya çalışmıştı. Merilia Met'in öyküsünü çok güzel buldu. Ama aklına hemen gelen bir soruyu da, cevap verecek durumda olmadığını bildiği halde fısıltıyla soruverdi:

"Peki Kara'nın ten sistemi karşısında bir doğal yaşam zincirinin şansı nasıl artabilir sevgilim?"

Met belki Meri'nin ne dediğini anlamlandıramamıştı ama tüm iyiliği yüzünde ve gözlerinde yansımış, büyük bir sevgiyle Merilia'ya bakmıştı. Meri onu kucaklayarak uzun uzun öptü.

....

Meri Met'in belleğinde ailesiyle ilgili bölümlere çok fazla bakmadı. Babasına ilişkin pek fazla iz yoktu. Annesi epey yer tutuyordu ama Meri ve Kara ile tanıştıktan sonra bu izler önemini epey yitirmiş gibi görünüyordu. Geçmişte bazı zor dönemlerinde annesinden ayrı kalmasının olumsuz etkilerini yaşamış olabilirdi. Ama sonunda Met, kendine yeni bir yaşam kurmayı başarmıştı. Annesi hâlâ geçmişindeki güzel bir anıydı. Belleği ve yaşamları normale dönünce onu yeniden hatırlayabilirdi. Babasıysa, anıları silinmeden önce bile belleğinde pek yer tutmamışa benziyordu. Met ve Meri'nin geleceğinin anahtarı, Kara ve Ten Sistemi ile ilişkilerinin çözümünde saklıydı.

Ten, çağlar boyunca toplumları kontrol etmek için kullanılmıştı. Ama Kara'nın verdiği yeni tenler, farklı anlamlar da taşıyordu. Aynı zamanda bağışıklık (yaşan(ıl)ırlık ve ölmezlik, yaşanmazlık ve ölümlülük), maddi ve manevi bir güç ve destek sistemi oluyor; insanları Kara'ya bağlıyordu.

....

Merilia, yeni bilgilerden ve ulaştığı görüntülerden yararlanarak Met'le konuştu, yaşantısından bazı bölümleri gösterdi, belleğinde bir kıpırtı, anılarında bir canlanma olmasını umdu.

"Bir yerde bir kâğıtlar vardı" diye sordu Metilius birdenbire. "Bir yerlerde onları görmüş müydün?" Merilia beklenmedik bir ölümü çağrıştıran bir şaşkınlık duydu. "Kâğıtlar" diye fısıldadı derin bir acıyla. "Neredeydiler?"

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder