Merilia tükenmiş
olduğunu hissetti. Geçmişi yoktu. Geleceği yoktu. Ânı
yaşamıyordu. Evrenlerin uçsuz bucaksız dizilişinde yalnızdı.
Metilius'a baktı. Gözlerinde küçücük bir umut ışığı
görmeye çalıştı. Hiçbir şey yoktu. Tüm gücünü kaybetmek
üzereydi. Oyun bitmişti. Kara kazanmıştı. Met'le ve zamanlarının
tüm insan varlıklarıyla birlikte içine kilitlenmiş oldukları
karanlıktan çıkış yoktu. Tek seçenekleri, Kara'nın ve onun Ten
Sistemi'nin gücünü kabul etmekti. Tek seçenekleri Kara'nın
önünde eğilmek ve af dilemekti. Oyun bitmişti. Oyun bitmişti.
Meri Met'e sıkıca sarıldı. Gözlerindeki yaşları durdurmaya
çalıştı. Geleceğe giden yoluna devam edebileceği küçük bir
boşluk bulmaya çalıştı.
"Bunu hak etmedik
biz" diye mırıldandı. "Yapabileceğimiz her şeyi
yaptık. Bunu hak etmedik." Bu noktaya nasıl gelmiş
olduklarını görmeye çalıştı. Boşlukları doldurmak ve bu
noktaya nasıl geldiklerini görmek için bazı ek bilgiler topladı.
Meri son zamanlardaki
projelerin çoğuna dahil olmuştu. Gelişmeler aşırı hızlıydı,
insanların çoğu neler olduğunun farkında bile değildi. Meri
süreçlerin çoğundaki her detayı neredeyse tümüyle izliyordu.
Gelişmeler umut vericiydi. KİA hakkında ilk bilgiyi ne zaman
duyduğunu hatırlayamıyordu ama Küresel İnsan Ağı'ndan üyelerle
etkileşime girmek ve tanışmak her zaman olağanüstü olmuştu.
Meri KİA'nın kurucusunun izini bulamamaıştı , bir labirentte
oynanan bir oyun gibiydi. KİA'nın tüm elamanları birbirine
bağlıydı ama aynı zamanda herhangi bir başka üyeyle doğrudan
bir bağlantıları da yoktu. KİA'nın etkisi; matbaanın,
elektriğin, kabloyla ve radyo frekanslarıyla haberleşmenin, bilgi
ve otomasyon teknolojilerinin, Nesnelerin İnterneti'nin ve başka
birçok yeni çağ tetikleyicinin kullanılmasına başlanmsından
sonra yaşanan değişiklikler gibiydi. Belki de tarihte ilk kez,
insanlar yalnızca pozitif değerlerle bağlanabiliyorlardı. KİA
büyüyordu, alternatifi yoktu. Bireysel uyuimazlıklar kolayca
çözümleniyordu. Dünya nüfusunun çoğunluğu bilinçliydi ve
KİA'yı destekliyordu. Kara da KİA'nın ateşli bir destekçisiydi.
Kaynaklarla birlikte insanların ve mevcut diğer türlerin hemen
hepsi Ana Bilgi Yönetim Sistemi içerisinde kayıt altına
alınmıştı. Optimize eden algoritmalar kusursuzdu, inanılmaz
sonuçlar yaratıyorlardı. Geçmişin en büyük problemleri bile
kolayca ve hızla çözülüyorlardı. Geçmişin bazı tartışmaları
yeni tanımlarla, referanslarla ve sınır koşullarla yapılıyordu.
İki temel soru şunlardı: "Evrenden ne almalıyız ve ona ne
vermeliyiz? İletişim için hangi ortamı kullanmalıyız, maddeyi
mi, enerjiyi mi?"
Meri kritik dönemlerdeki
tartışmaları hatırladı. Meri de içlerinde olmak üzere,
araştırmacıların çoğu enerji tarafındaydılar. Sistemlerini
enerji üzerinden kontrol etmenin ve korumanın daha kolay olduğuna
inanıyorlardı. Kara başlangıçta yalnızdı. "Maddeyi ihmal
edemeyiz" diyordu. "Madde gidince, biz de biteriz.
Sistemimizi madde üzerine kurmalıyız. Daha uzun kalabilmenin tek
yolu bu."
Kara'nın görüşleri
uzun tartışmalar başlattı. Meri Kara'nın yaklaşımının destek
bulabileceğini hiç düşünmemişti. Onun için çok açıktı.
Evrenin gücü, mümkün en iyi seçeneği dayatmasıydı. Işıktı,
kaçınılmaz kara delik değildi. Daha uzun yaşamak için enerjiyi
tümünün koruması gerekiyordu. Mutlak bir karanlıkta kaybolmamak
için. Ölümün bilinen ve bilinmeyen yollarıyla bir ölüme
ulaşmamak için. Onlara ayrılmış uzayda ve zamanda, özgür ve
mutlu yaşamak için. Sınırları içerisinde yeni uzaylar ve yeni
zamanlar keşfetmeye çalışarak. Eğer başarabilirlerse, başka
zamanlarda ve başka uzaylarda yeni yaşamlara başlayabilmek için.
"Niçin?" diye
sordu Meri kendine. "Niçin? Niçin? Niçin?"
Konuşması için bir
tanrı bekledi.
"Sorma Meri, yalnızca
Met'e bak. Yalnızca gör onu. Görebildiğin her şeyi gör. Evrenin
seslerini dinle. Zamanı unutmaya ve hatırlamaya çalış. Bana
inan, sınırların ötesinde ne olduğunu bulacaksın."
Kimse konuşmadı. Meri
Met'e sarıldı, onu öptü, ons dokundu, onu okşadı, onu öptü,
ona sarıldı, varlığının her noktasını öpmeye çalıştı.
Met'ten bir karşılık alabilmeyi umdu. Met sevgiyle gülümsüyordu
ama Meri onun kime baktığından ve ne gördüğünden emin değildi.
Kara ve diğerleri, madde
ve enerji arasındaki uzun uyuşmazlık oldukça karmaşıktı.
Gerçekten neler olmakta olduğunu anlayabilen birkaç kişiden
birisi olan Meri bile tam olarak neler yaşandığını ve toplam
sistem arayüzünü anlayamıyor karşıtlarla uygulanan
staratejileri ve taktikleri göremiyordu. Yaşamı ve geleceği
korumak için, yalnızca insan tarafının bir parçası olmaya
çalışıyordu. Mevcut sistemlerin arayüzlerini kullanarak,
evrendeki negatif etkilerini en aza indirmeye çalışıyordu. Çok
önemli bir proje olduğuna inandığı Sanal Etkileşim Yönetimi
projesinde oldukça uzun bir süre çalışmıştı. SEY; ister
organik veya inorganik ister sanal olsunlar, tüm hücrelerdeki madde
ve enerji akışını optimize etmeye çalışıyordu. Eğer Kara çok
fazla ün ve güç kazanmış olmasaydı, muhtemelen kısa sürede
projeyi tüm yaşam formlarının mutlu bir geleceği için
tamamlayacaklardı. Yine de KİA ve GY ile dikkate değer bir başarı
kazandılar. Son görevleri KİA'nın tüm sınırlamalarını
kaldıracak bir Gelecek Yongası yaratılmasıydı. Meri başarıları
Kara'nın sert saldırıları yüzünden ertelendiği için ve Ten
Sistemi içinde yakalanmış isanların sessizliği yüzünden çok
üzgündü. Kara'yı yenmek için oyunu yeniden tanımlamak üzere
bir yol bulabileceklerine hâlâ inanıyordu. Çözüm, muhtemelen
Meri ve Met'in arasındaydı. Kara sistemi içim bazı özel riskler
görmüş olmasa, Met ile bu kadar ilgili olmazdı. Fakat bulmacanın
tamamını çözebilmesi için gereken ipuzu neredeydi? Oria yardım
edebilir miydi?
Meri Met'in Teni'yle olan
arayüzünü kapattı. Dinlenmek ve yeniden başlamak için biraz
zamana ihtiyacı vardı.
"Gidelim ve biraz
uyumaya çalışalım sevgilim" dedi. "Yarın bizim için
zor bir gün olabilir."
Met gülümsedi.
Gözlerinde büyük bir sevgiyle, Meri'nin gözlerinin içine baktı.
Aşkının zihninde kalıcı olarak kaydedilmiş olması mümkün
olabilir miydi?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder